13 Temmuz 2014 Pazar

Nasomatto - Black Afgano

     Çok soğuk bir başlangıç. Sert ve karmaşık. 250 mikrolitre (1/2 ml'nin yarısı) döktüğüm halde fark edilirlik ve kalıcılık oldukça yüksekti. Yanımdakiler kokuyu rahatlıkla alabildi. Kablo yanığı tadında bir baskın koku seyrediyor. Paçuli alttan alttan bastırma savaşında. Extrait de Parfum olduğu için edp'lerden bile daha kalıcı ve yoğun.
     Orta notalara gelindiğinde hayatımdaki hiçbir parfüme benzemediğini anlamakta geç
kalıyorum. Karanlık ve kasvetli bir yapıda. Bu kadar esrarengiz bir parfüm yaratmak zor. Sanayi tipi makine yağı, belki kauçuklu gres, demir tozlu metal gresleri gibi. Gurme koku ya da iştah kabartan yanı yok. Odunsu, ama böyle bir odunsu da yok! Biraz esrar kokusu, biraz da puro. Zehirli baldıran otu gibi sert ve acımsı. Tehlikeli!
     Öd ağacı sanırım şu an aldığım en belirgin odunsu. Nasomatto - Black Afgano kalıcı bir parfüm. Fark edilirliği de oldukça yüksek. Çikolata ve kakao çok az kullanılmış. Tatlılık hissi parfümde az. Bir çok evresinde kokusuyla uyuşturucuya gönderme yapılıyor. Ahşap ve tütsü bir yukarı, bir aşağı yer değiştiriyor. Bunu nasıl yapıyor bilmiyorum ama parfüm kullanıcısına karanlık ve derinlik hissini veriyor. Ertesi gün bile hafif kuru, tozlu tarçınımsı, soğuk tadıyla kolumda kendini gösterdi. Sonlarında yanık bir mocha kahve kokusu ortaya çıktı, buna belki biraz da koyu kakaolu saf çikolata eklendi.

     Veda: Gece Turan Dursun Hayatını Anlatıyor'u oku. Uyku hapı al. Yat. Uyuyama. Sabaha karşı ancak uykuya dal. Kış gününün en soğuk sabahına uyan. 31.01.2013. Haber başkasından sana gelsin. Kötü bir haber nasıl alıştırılarak anlatılır ki? Temel'in "nah vardır" isimli abuk fıkrasını hatırla. Saçmala...
     Pek hazırlıksız yakalandın. Aklın alıştırılmadan karıştı. Giyinme telaşı. Herkes orada olabilir. Gene de bunlara karşın evden eşofmanla çıkmayacak kadar özenli olduğun için kendinden utan. Bir gün zeka kat sayısı seksen seviyesinde seyreden birisinin "Usta sen kız olsan kesin kokoş olurdun!" eleştirisini düşün. Aslında haklı. Ama şu an onun canı cehenneme!
     Olay yerindesin, iki sevdiğin insan yanında. Hayatında hiç sevdiğinin ölüm haberini almadın. Hayatında hiç ölü görmedin. "Ölümün olduğu yerde daha ciddi ne olabilir ki?" - J. R. Tolkein ayarında en az beş felsefik söz hatırına geliyor. Bu sözleri yazanların bir kısmı şu an ölü. Ama bu sözleri yazanlardan tamamı yazdığında yaşıyordu. Bu durumda dünyadaki hiç kimse yazarken ölü değil. O zaman ölmeyi nasıl tasvir edebilir?
     Eve dönerken babası hayatta olan herkese düşman gibi bak. Sanki haksızlığa uğramış, annenin kollarından koparılıp Yetiştirme Yurdu'na atılmış bir çocuk gibisin. Cemal Süreya'nın hamamda gözleri yaşaran, hamamda gözleri sabundan yanan küçük bir çocuk kıvamında yazdığı şiiri hatırla.
     Mezar başında güçlü profil çizmek için fıkra anlatan sen, eve geldiğinde yanında kimse yokken bir şarkıyla, bir hafta boyunca anıra anıra ağla.
     Neye üzüldük. Ölen öldüğünü biliyor mu? O kadar bencisin ki! Yapma... Biraz samimi ol. Sen kendine ağlıyorsun. Bir daha onu göremeyeceğine. Onun seni bir daha göremeyeceğine değil!

     Büyük yazar Charles Bukowski; John Fante öldüğünde onun için "O benim tanrımdı." demişti. İşte biz de Hazreti'yi kaybettiğimizde "Tanrımız öldü." dedik. Düşünce yapısıyla bizi her zaman etkilemiş, salt bizi değil aynı zamanda toplulukları da... İkna kabiliyeti ile öğretme sanatını bir arada kullanarak bildiklerini ustalıkla herkese yaymıştır.
     Sitesine bakıyorum. Kendisine hakaretamiz yazılarla saldıranlara bile (bir hayvanı döverek ya da severek eğiten eğitmenin yapacağı doğru seçimler gibi) büyük bir olgunluk ve saygılı bir dille yaklaşarak bilgilendirmeyi denemesi, onu bir saldırgan değil bilgisiz birisi gibi görerek ona yardım etmeye çalışması bizi sarsmıştır. Siz hiç hem bir profesöre, hem de bir ayakkabı boyacısına aynı saygı ve sevgiyle yaklaşabilir misiniz? İşte o bunu başardı!
     Okunduğunda insanı titreterek kendine getiren yazıların sahibi. Kendisinin bile tam olarak sayılarını bilmediği hayranları onu kaybetti. Tümcelerin yalın bir dille yazılıp paragraflara gömüldüğü, Öz Türkçe'den neredeyse hiç uzaklaşmadan sayfalara serpilmiş sözcüklerin anlatım gücü bizi kendimize getiriyordu.
     Bir keresinde yirmi üç yaşımdayken yanına geldiğimde ona sırıtarak, "Baba biliyor musun? Benim şu anda dört tane sevgilim var.." dediğimde, bana sinirli bir ifadeyle sertçe dönerek "Güzel, yalnız ne yazık ki bu senin adına sevinilecek değil utanılacak bir şey!" diyerek gülümsememin yüzümde donarak dudaklarımı şakaklarıma kadar keskin bıçakla yaran bir surat ifadesine dönüşmesine neden olmuştur. Kendisi gençliğinde inanılmaz çapkın olmasına karşın, beni o an küstürerek kaybetme pahasına bile olsa çekinmeden fikrini açıkça söyleyebilerek beni benden almış kişidir.
     Bir kaç yıldır yazmakta olduğu ve ölmeden önce bitirdiği kitabını okuyorum. Muhteşem bir hazineyi kaybettiğimizi fark ediyorum. "Sürahide ne varsa bardağa o boşalır." sözüne  bardaktakileri okuyunca sürahideki değerli arşivi kaybetmekten dolayı hüzünleniyorum. Aslında sitesindeki her bir sayfa da eşsiz bir kütüphanenin tıka basa dolu rafları niteliğindeydi. İnanamıyorum…
     Bir çok kişinin kendi çıkarları için vatanını bile satmaktan çekinmediği şu günlerde; kendisinin sitesine kimseden bir şey beklemeden yazdığı onca sayfa, başlık, satır bir film karesinde kopup düşen takvimlerin yaprakları ya da sonbaharda dönerek yere düşen ölü yaprak inişi gibi gözlerimizin önünden akıp gidiyor. Sitesinde açtığı/paylaştığı başlıkları yazabilecek çok az kişi var; yazdığı kitabı şu anda yazacak bir kişi daha yok.
     Aslında tam olarak her şey bitmiş değil! Sanırım bayrağı bize devretti. Ateizmi insanlara anlatma görevi hayattayken hep onun omuzlarında bir yük iken, şimdi bayrak bize geçtiğine göre o ağırlık biz öğrencilerine eşit olarak dağılmış durumda.
     Yalnızca eli olmayanları anlamak için bir gün boyunca evde tek kolumu vücuduma bağlayarak gezdiğim bir gün vardı. Ya da Chuck Palahniuk'in öğretisinde söz ettiği gibi "Kendimi yumruklayarak o acıyı tatmak istemek!" Ama hiç biri beni körleri anlamak için bir gün gözlerimi karartmaktan daha fazla korkutamadı.
     Bir an için düşünün: Siz bir gün gözleriniz kapalı olsa bile güzel bir kızın yüzünü, bir kedi ya da ağacı tüm renkleriyle hayal edebileceksiniz. Oysa kör (hayatında hiç görmemiş) birisi bunları asla sizin anladığınız tonda imgeleyemeyecek. İnsan gördüğü bir şeyle hiç görmediği bir şey arasında kalacak olursa, gördükten sonra elinden alınması, hiç görmediği bir şeyin eline hiç geçmemesinden çok daha yakar canını. Gökkuşağının tüm renklerini gördükten sonra Hazreti'yi kaybettik. Ve işte biz asıl şimdi kör olduk!
     Cemal Süreya ne demiş, ne demiş Cemal Süreya: "Sizin hiç babanız öldü mü?"
     "Silah; elimizde değil, beynimizdedir." - haz®eti

Pozitif:
1) Esrar, çikolata, kahve, öd ağacı, tütün... Son dördünü çoğu parfümde bulabilirsiniz. Evet! Fakat ilk numaradaki esrar, sondördün'de ayın gölgedeki yüzü kadar karanlık.

Negatif:
1) Ne kadar denenmemiş kompozisyonuyla çığır açsa da parfüm pahalı. Yüksek fiyat politikası yalnızca benzersiz Black Afgano'da geçerli olsa çok eleştirmezdim. Mamafih bütün Nasomattolar aynı derecede pahalı ve bu denli güzel değiller.

Notalar:
Üst: Esrar, Otsu notalar.
Kalp: Reçineler, Odunsu notalar, Kahve, Tütün.
Baz: Öd ağacı, Tütsü.
Tip: Oryantal, Dumansı, Baharatlı, Odunsu.
Cinsi: Unisex
Üretim: Yeni Formül
Çıkış Yılı: 2009

Koku rengi: Zifiri Karanlık
Referans: Kakaolu Esrar
Konsantrasyon: Perfume Extrait
Parfümör: Alessandro Gualtieri
Doktrin: "Bazen insan öyle bir özlenir ki, özlenen bilse yokluğundan utanır. " - Aziz Nesin
Dance me to the end of love

2 yorum:

  1. ilk O'nu tanıdım ve sevdim, ilk bu hikayeyi (en gerçeğinden) sevdiğim gibi. yazılar 'Veda' ile başladı. düşünmek ise O'nunla. ilk defa şüpheye düştüm. ilk defa biri fikrini bu kadar sert ve mertçe savunuyordu. kafamdaki karmaşık ve çözülmemek üzere rafa kaldırılmış her problemin cevabı, en sade haliyle ondaydı. sonra O'nun istediği gibi biri oldum ama bunu görmedi. en güzel gölgesine sığındım şimdi ve buradan hiç ayrılmayacağım

    YanıtlaSil
  2. "Sürahide ne varsa bardağa o boşalır."

    YanıtlaSil