10 Kasım 2014 Pazartesi

By Kilian - Incense Oud

     Mükemmel bir tütsü yaktı burnumu. Açılışındaki tütsüyü; iyi tütsü kullanımına hayran kaldığım Dior La Collection Privée - Oud Ispahan ile kıyasladığımda; Ispahan'ın tütsü kullanırken "yanık naylon" benzeri itici kokularla başının belada olduğunu görüyorum. Babası ciddi bir viski şirketi sahibi iken kendisi ayrılarak bu işi yapan By Kilian ise, viskideki isli kokuda uzmanlaştığından olsa gerek, parfüme de o gri-siyah dumanları adeta nakış gibi
işlemiş! Neler var içinde zihnimizden okuyarak bir bulmaya çalışalım: Odunsulardan buruk bir öd ağacı ve iğneli çam... Paçuli... Ne çiçek ne meyve... Belki biraz deri... Kahve telvesi... Küflü tütün... Kuru otlar da var ama onları ortalarda anlatayım. Kakule... Karabiber... Limon... Hayatımın parfümlerinden By Kilian - Cruel Intentions'da kullanılan hayvansı Castoreum (kunduz yağı) sanırım burada da kullanılmış. Çürük saman kokusunu veren vetiver kokusu geldi. Gerçek anlamda notalarından "saman" ibaresi geçen Comme des Garçons - Original'i hatırlıyorum. Bunda saman olmadığına eminim, yalnızca andırıyor. Ama vetiver kullanmışlar. Açılış bende böyle oldu. 
     Orta notalara gelindiğinde tozlu paçuli idrarı andıran tarzıyla gene ortaya çıktı. Şu denli paçuli kullanımını bir türlü sevemedim. Parfümün kafamdaki notu bir yukarı bir aşağı geziyor. Açılışta hafif hafif kendini gösteren biberi "ortalarda yazarım" diye es geçmiştim. Şu anda daha net alıyorum. Ancak onu karabiber diye nitelendirebilirdim. Pembesinden ayırmam zor olurdu. Sedir ağacına baltayı ilk vurduğunuzda ağacın yaralı gövdesi kadar özgün kokuyor. Ardından odunlar da yükselmeye başladı. Daha çok karanlık odunlar bunlar. Yani beyaz ahşap ya da gaiac benzeri yumuşak elementleri aramayın! Chanel - Sycomore'daki küflü çınar kokusuna kabe samanı karıştırmışlar gibi... Balkondaki fesleğenler üstünde gezinen parmaklarımızı "saksı toprağındaki küçük bir karıncaya el sallar gibi" bu kez kekik yaprakları üzerinde titrettiğimizde avuç içinde biriken havayı yüzümüze götürünce burnumuza vuran o ferah tat. Son olarak biraz da nane ile kalp notası bende son buluyor. Son olarak opoponax reçinesi var mı? Varsa da yoksa da son notada karşımıza çıkabilir mi? En azından benim için. ^^
     Sonlara gelindiğinde eski tip bir deri montun üstüne serpilen kimyon kokusu. Yağmur yemiş yüksek ağaçtan düşen kozalak kokusu. Pelesenkin o reçineli tadı. Çam ağacının iğneli yaprağını çiğnediğimizde ağzımızda bıraktığı mayhoş tat. Tütsü sonlarda da bırakmıyor. Aslında parfüm başından sonuna kadar onun isteğiyle ilerliyor. O ne diyorsa o oluyor. Amberi az andıran hafif tatlılık var dipte. O kadar zorlandım ki tam alamadım... Emin de olamadım.
     Şişeden Koklayan Dostların Burunlarından: 
Hülya: Tarçın gibi kokuyor. Ağaç kokusu alıyorum.
Birsen: Çiçek kokuları sanki böyle... Pembe gül kokusu. Biraz unisex bir koku.
Sabri: Meyveli gibi kokuyor ve oldukça hafif.
Uğur: Of süper! Felaket güzel! Ben direkt alkol kokusu aldım. Bence tanıdık bir koku fakat içindekileri çıkaramadım.
Arda: Tanıdık geliyor ama ne olduğunu çıkartamadım. Pek beğenmedim. Belki biraz çiçeksi.
Saniye: Çok şekerli bu, kesinlikle tarçın var içinde. Ya sandal ağacı ya sedir gibi odunsu bir koku var çok alttan gelen. Başka bir şey çıkaramadım.
     Zalim Emeller II: Olduğum yere çöktüm. Cezaevi mahkumlarının avluda özlem giderdikleri ve gene de tam olarak göremedikleri güneşin altında pinekledikleri gibi, alaturka tuvalete oturur gibi oturdum yere... Dizlerimin üstüne gelen iki kolumun dirseğinden ellerim cansızmışçasına caddedeki yola sarkıyor. Kafamı toparlamaya çalışıyorum.
     Orada neler oldu? Kendime arka arkaya sorular soruyorum. Soran ben... Yanıtlayan da benim... İçimdeki ses... Kendi kendimle kavgam bitmiyor. Hiçbir şey olmamış gibi dükkana yürümeye başladım. Hava kararmak üzere ve kafamı gökyüzüne çevirerek koşunca kümelenmiş bulutların olmasını istediğim tüm şekillere büründüklerini gördüm. Koşa koşa yolun sonuna geldiğimde bakkal karşımdaydı. 
     İçeri girdim. Babam nerede olduğumu sormayı unutup ekmek dolabının yanında yerde duran iki ekmek dolu kasayı göstererek "bunları dolaba diz" dedi. Saymadan tümünü yerleştirdim. Boş kasaları dışarı çıkardım. Bakkalın arka bölümündeki soğutucu dolabın yanına geçtim.
     Soğutucuya eksikleri dizmeye başladım. Bir tenekeden çeşitli ağırlıklarda tartarak paketlediğimiz kireç kıvamlı kirli-beyaz renk peynirleri çıkararak ince beyaz plastik kaplamalı dolap tellerine dizdim. Bir teneke biberli yeşil, bir teneke de buruşuk siyah zeytin. Sosis ve sucuklardan da ikişer adet koydum. Beş adet kutu ve on adet şişe birayı da dolaba yerleştirdim.
     Çalışarak bir saat ya geçti ya geçmedi. Dayanamıyorum. İçim kıpır kıpır. Kendime engel olamıyorum. Sanki içtiğim bir maddenin esiri gibiyim. Bana istediğini yaptıran bir "içses" her zaman kulağıma anlamını çözemediğim sözcükler fısıldıyor. Japoncaya benzeyen bilmediğim bir dili konuşuyor benimle. Ateşler içinde hasta yatarken mütemadiyen gördüğüm garip rüyalardaki çamur mozaik resimler, akrep desenli kilimler gözlerimi kapattığım her an zihnimde beliriyor.
     Kahkahalar duymaya başladım. Babama baktım. Hesap makinesiyle oynuyor. Tuşlara bastığında ses çıkmıyor. "2" rakamının karesi'ni durmadan alarak rakamların büyümesini izliyor. Ta ki hesap makinesi ekranı tıkanana kadar. Sonra silip yeniden... Bakışlarımı etrafta gezdirdim, radyonun kırmızı ışığı yanıyor, ama yayın yok. Gözüm soğutucu dolaba ilişti, dönen pervanesinde ses yok. (Hapishanelerde bazı mahkumları tamamen ses yalıtımlı hücrelerde tuttuklarını biliyorum. Onlara verilecek en büyük ceza, bu sessizlikte yaşayıp yaşamadıklarının ayırdına varamamaları ve sonunda intihar etmeleri. Sonsuz sessizlikte insanın yaşam bulgusu bulamadığı için ölmek isteyişi...) Ayaklarımı yerde sürtmeye başladım... Ellerimi çırptım! Babam bana baktı. Şaşırmış gibiydi. Sonra önüne döndü. "Birden içimde sevinçli bir gezegen keşfetmiştim, muhtemelen hayat vardı."* Anlaşılan ben duyamıyordum.
     Kapının önüne çıktım. Dönmek istiyorum! İçimdeki p*ç beni zorluyor. Baskıya dayanamıyorum. Döndüm. Eve doğru olanca hızımla koşmaya başladım. Çünkü şu an orada neler olduğunu görmek için her şeyimi veririm. Odaya girdiğimde yaşayan canlı, ben çıktığımda artık yaşamıyordu. En son bıraktığım cesedi görmek için duyduğum merak içimi tırnaklarıyla kanatırcasına çiziyordu. Katilin bitmek bilmeyen olay mahalline dönme isteği... Artık anlayabiliyorum.
     Eve yaklaştım. Heyecandan kalp atışlarımı ağzımın içindeymiş gibi hissediyordum. Bir gün kalbi aritmi sıkıntısıyla çarpmamış biri bu yazıyı okursa beni anlayamaz. Ama yerinden çıkacakmış gibi çarpıyor şimdi. Sessiz adımlarla merdivenleri çıkmaya  başladım. Katlanamıyorum çarpıntıya. Merdivenleri çıkıp yükseldikçe kalbim de ağzıma doğru yükseliyor. O kadar yavaş çıkıyorum ki basamaklardaki çatlakları, beton kusurlarını ve taş yarıklardan fışkıran yabani otları bile seçebiliyorum. Sonra birden!.. Tam dış kapıyı tuttuğum sırada içeriden birisi kapıyı kendine doğru çekmeye başladı.
Pozitif:
1) Muhteşem öd, muhteşem tütsü deneyimi. Incense Oud, dengeli harmanın nasıl yapılması gerektiğini bize öğretiyor.
2) Bunca karışık notanın tamamını gerçekçi verebilmek büyük başarı göstergesi.

Negatif:
1) Parfümün bence en zor yanı sürekli dumansı oluşu. Herkes her zaman böyle dolaşmak istemeyebilir.

Notalar:
Üst: Sardunya, Kakule, Pembe biber, Gül.
Kalp: Paçuli, Virjinya sediri, Papirüs, Methyl pamplemousse**.
Baz: Misk, Fransız labdanum reçinesi, Sandal ağacı, Meşe yosunu, Tütsü, Öd ağacı.
Tip: Dumansı, Çiçeksi, Hayvansal, Odunsu.
Cinsi: Unisex
Üretim: Yeni Formül
Çıkış Yılı: 2011

Koku rengi: Kül
Referans: Yanık İs
Konsantrasyon: Eau de Parfum
Parfümör: Sidonie Lancesseur
Doktrin: "Yeniden doğmanız için ölümle tanışmanız lazım." - Saw
*Didem Madak
**Günümüzün niş parfümlerinde kullanılan ve parfüme ekşilik veren, genellikle kan portakalı, greyfurt ve Sicilya limonu benzeri doğal kokuları referans alarak laboratuvarda üretilen bir element.
Zalim Emeller II

2 yorum:

  1. klas, çekici bir parfüm. bir tütsü daha ne kadar doğal olabilir bilmiyorum. amberi çağrıştıran tütsü kokusu mükemmel. alabildiğim odunsular ilk olarak öd ağacı ve paçuli oldu. sanırım benim gibi odunsu, hayvansı ve tütsü içerikli parfümleri sevenler için cezbedici bir koku. günlük kullanım için ağır kalabilir; yine de tercih meselesi.

    YanıtlaSil
  2. Son derece realist duygularla beslenip, insanın içine işleyen, harmanlanmış bir yaşanmışlık hikayesi. Küçücük bedenin kıyasıya mücadele verdiği beyin fırtınası içindeki savaşı bu. Vicdan ile korkunun yarıştığı, sonunda kaybetmek pahasına da olsa yine de en güçsüz kalacağı korkusunu vicdanına teslim etmesi örneği. Çok ama çok güzel küçücük bir yürek bu... Kendi içinde kopan fırtınalara aldırmadan, hayatının gerçeklerini yapmaya meshul hissederek, işinin başına dönmesi gerektiğini akıl etmeyi başarabilen bir çocuk. Hiç kaçınılmaksızın şöyle bir gerçek var ki; bu hikayede, küçücük çocuk belleğine tezat olarak devhasa büyüklükteki bu olay, çocuğun hafızasında kalıtsal etki yaratabilmiş. En büyüleyici kısmı da bu olsa gerek. Bir de hayal ile gerçeğin ahenk içersinde doğurduğu ilginç ama hepimizin yaşamış olduğu yanılsamalar... Hikayenin sonlandırıldığı kısım çocuğu o melankolisinden kurtarmışcasına sevinç uyandırdı bende, merakın dışında olarak.. Bir By kilian parfümü daha umuyoruz,

    YanıtlaSil