30 Kasım 2014 Pazar

By Kilian - A Taste of Heaven

     Absent* içkisi ile başladığını hepimiz biliyoruz. "Oradan kopya çektim" saysak da saymasak da kokladığım an "naneli likör" benzeri kokuyu almamam mümkün değildi. Yeşil renkli eski Brut parfüme benziyor ilk bir dakikada. Kakule, nane. İmitasyon deri montu kokladığınızda burnunuzun aldığı yapay kuruluk hissi. Parfüm açılışta o kadar yeşil ki; "verte" adıyla seri üretilen parfümler kadar. (Guerlain, Hermes, Bvlgari...) Limon, meşe
yosunu. Itır; kuru ot dipleri. Çok çarpıcı, etkileyici de olsa açılışını sevdiğimi söyleyemem. En belirgin nota olan nane likörü etkisinden çıkmıyor.
     Orta notalara gelindiğinde koku hoş bir hal aldı. Yabancı sitelerde; "cenneti tatmak: Yeşil pelin otu, fresh ve rafine, saf bir koku. Yeşil sedir ağaçlarıyla desteklenmiştir." şeklinde tanımlanıyor koku. Derin meşe yosunu bana Caron - Le 3e Homme'u hatırlattı. Başlarda emin olmadığım için yazmadığım lavanta hafif kuruyarak kendini gösteriyor. Yeşillik hissi üçüncü saatte hala devam ediyor. Üst notalardan çıkarken hafif gelen silhatı ortalarda yazmak üzere es geçmiştim. Gerçekten de ortalarda yükselerek parfümü kuruttu. Absent kokusu hala alınabiliyor. Aslında parfüm onun izniyle diğer notaları salıyor gibi. Koluma buhar vererek ağır ağır kokladığımda harika kullanımıyla zencefil kokulara eşlik ediyor. Kimyon kokusu. Çınar ağacı. Sedir ağacı. Anason. Bunların dışında az tatlılık var altlarda ama bunları neyle sağlamışlar şu an anlamam güç. Belki baz notasında...
     Sonlara gelindiğinde koku ortaların hafiflemiş hali gibi. Biraz vetiver eklendi. Çam ağacı. Parfüm sonlarda o kadar Le 3e Homme'a benzedi ki... Üstelik ondaki harika baharatlar bunda yok bile. İncelediğim iki parfüm birbirine benzerse tarihlerine bakarım. Caron 1985, By Kilian 2007 yapımı. Bu durumda feyz alan taraf By Kilian olmalı. Bu bir negatif. Ben en çok puanı genelde bundan kırarım. Diyeceksiniz ki: "Bir parfüm ilk formülüyle beğenildikten sonra kimse aynısını yapamaz mı?" Tabii ki yapabilir; ancak yaptığı her benzer parfüm ilk kokuyu anımsatacaktır. Efsane ilk koku herkesin çok sıktığı, bilinen, artık piyasanın bıktığı bir koku olabilir. Onu kullanmam, beğenmem de ama saygı duyarım. Hak ettiği puanı da veririm. Tanıdık bir koku aldığımızda beynimiz 8 kat hızlı çalışarak o ana geri döner. Kokuların hatıralarımızda yarattığı güçlü etkinin nedeni budur. Bu yüzden sevdiklerimizin önce sesini, sonra görüntüsünü, en son kokusunu unuturuz.

     Zalim Emeller III: Korkuyla karışık panik... Açılmasını istemiyordum. İki elimle tutamağı kavrarken, parmaklarımın her birinin çıkıntılı kemikleri görünecek şekilde tüm kaslarım gergin, gevşek menteşeli kapıyı kendime çektim. Nafile! Baş edemeyeceğimi anlayınca kapıyı bıraktığım gibi ardına kadar açılması bir oldu. Bozulan dengesini toplayarak düşmemeye gayret eden kişi: Erdal abi!
     "Ne yapıyorsun burada?"
     "Hiç abi, öylesine ge..." sözümü kesti, heyecanla:
     "Annemi gördün mü?" Beynimin her yerine kafatasımı delercesine iğneler saplandı. "Yatağındaydı ya!" Aggghhhh.. Açık veriyorsun aptal... "Ben de şimdi geldim. Annem yok, nerede yahu bu kadın? Yürümedi ya!" İçimden: "Anlaşılan bizim ihtiyar ya yükselerek gerçekten melek oldu; ya da şimdi bir yerlerden çıkıp 12'lik tabut çivisini bizim kıçımıza çakacak!..." 
     Hışımla eve girdim. Salondaki başım tabanda, kaldırmaya da cesaretim yok. Gözüm yerdeki kilime ilişti, kilim şu anda göz desenli!!! Aklımı oynatabilirim. "Ortaokulda Ev Ekonomisi dersinde dönem ödevim olan kilim desenlerini her şeyden iyi bilirim. Yanılmış olamam ki halı daha bu sabah yıldız desenliydi!"
     Kafamı kaldıramıyorum, ağırlaşıyor başım. Arkamı döndüm Erdal abi yok! Kafamı kaldırdım yatak boş! "Daha bugün öldürdüm ya lan seni!" diye bağırmak istiyorum. Rüyada mıyım? Rüyanın kendisi miyim? Bağırış, ağlama sonrası banyoya koşmamla ikisinin de aynı yerde yattığını görmem bir oldu. Erdal abi annesine sarılmış, yaygara koparıyor boyuna.
     Hırıltılı seslerle ağlaması, "akan göz yaşları sümüklerine karışan çocuklar" gibi. "Hani sokak çocukları mahallelerinde süt çocuğunu sıkıştırırlar ya, döverler... Dayak yiyerek sabrının sınırına dayanır da gene ağlamaz, kendini tutar... Ta ki sevdiği onu korumaya gelene dek. Büyüğü yanına gelip onu kolları ve omuzlarının arasına almaya yeltendiğinde öyle ağlar ki... O yaşlar, o, o kadar tutulmuş yaşlar, biriken tüm acıları birden boşaltmak ister gibidir. Korunduğunu hisseden çocuk iyice şımarır, kendisini koruyan "bengi insan"a bakar ve dayanamayacaktır artık. Koparır yaygarayı; ağlarken ağzından çiğnenmiş bulamaç ekmekler yerlere düşer kütle kütle..." Koca adam öyle ağlıyor işte! Suratı küçücük, sarı saçlı bi oğlan çocuğu. Bu nasıl acı? Ben ne yaptım. Ben mi yaptım?.. 
     Kapı vuruldu: GÜM GÜM GÜM! Koştum kapıya. Birden korkunç bir bomba sesi gibi kapı çarpması, arkasından cam sesi. Geri salona koştum. Cam tuz gibi yerlerde. Salonda ihtiyarın boş yatağının kenarındaki pencere, rüzgardan çarpmış. Kırılan pencereyi kapatmak istediğimde gördüm ki pervaz kenarlarındaki camlar parçalanmış. Ama ortada minik minik (+) artılar yaratan göz desenli cam kırıkları. Neyden sonra gözüm dışarı ilişti... Terk edilmiş arabadan bana gülerek bakan bir yüz, kum tanelerinin desenleriyle tamamlanmış suratından akan toz taneleri kum saatindekiler misali dağılarak arabanın içine akıyor. Sonra biçimsiz surat ters dönerek yeniden döngüyü başlatıyor... Haydaaaa!... Buyurun cenaze namazına! Nereye geldik böyle? Ben nasıl kurtulacağım bu illetten? Kilime bir bakıyorum, kilim de bana! Göz desenli, evet göz. Gözler kanlanıyor. Göz beyazlarımın kenarlarından başlayarak bebeğine doğru yürüyerek bakışımdaki dünyayı kırmızıya boyuyor. Kendime gelmeliyim! Kendimdeyim. Biz kendimizde olduğumuzu çoğu zaman bilemeyiz. Birilerinin bize bunu söylemesi gerekir. Şu anda bana bunu kim söyleyecek? Banyoya da gidebilirim, kapıya da bakabilirim. Cesaretim yok banyoya bakacak! Kapıya koştum. Yavaş yavaş açıyorum... Önce araladım, sonra hızla ardına kadar açtım. Kimse yok. Hiç kimse...
     Geri döndüm. Beni banyoya götürecek olan koridoru adımlamaya başladım. İçeriden ağlayış sesleri. Koridorun sonuna yaklaştım. Erdal Abi'nin yakarışları banyo duvarlarına çarparak koridor duvarlarından koşarak bana geliyor. Banyodaki lamba kuytu koridorun bi kısmını turuncu ışığıyla boyuyor. Aralıktaki yolluğa ve kenarındaki taş betona damlayan kanlara basarak koridoru bitirdim. Basıyorum ki şu anda üstüme aldığım ölünün vücut atıkları belki beni aklayacak. Yolu bitirdim ve sağa döndüm: Erdal abinin başı cesedin başına yapışmış, kalkmıyor. Yerde, koridordakinden de fazla kan var. Hani bu ölüm tekniği en az iz bırakanıydı?! "Ah patron, ah patron!" Kendi aptallığımı unuttum; gene de içim ezildi. Gözlerimden yaşlar akmaya başladı. Islanmak. "Yaşlanmakla ıslanmak aynı şey."** Ellerimi göğüs hizasına kaldırıp ikisini de sağa sola çevirmeye çalıştım. Hissizlik mi başlıyordu? Elimi Erdal abinin omuzuna korkarak attım. Hareket etmiyordu. Bana döndü. "Ölmüş bu!" dedi. Bu mu? Polis cinayet şüphelilerini sorgularken özellikle az veya aşırı tepki verenler üzerinde dikkatle durur. Önce çok tepki verdi, sonra O'na bir obje gibi yaklaştı. Bu cinayet kimin eseri?!.
     Dizlerimi kırarak başımı yere indirdim. Cesedin yüzüne doğru eğildim. Şu surata bak! Bunun saçları yok muydu? Gülerek ölmüş. Yalnız dudaklarıyla değil, gözleriyle de gülerek... mmm... Bana mı gülüyor acaba?.. Salaklığıma!.. "Ağlamak isteyip de ağlayamamak, ağlamaktan daha acıdır."*** Ağlamak istiyorum. Sabaha değin anıra anıra ağlamak istiyorum...
     Keşke en başından işi "adam gibi" yapsaydım da temiz gitseydim. Teyzemiz giderayak kendisine cennetten tapu temin ederken, bana da Buca Palas'ta en pahalı süit odayı tutacak.
     Hayat boyu hatalarım gözlerimin önünden geçiyor. Zamanı ağır çekim geri sarıp hızlıca zihnimden akmasını seyrediyorum. Tırnaklarındaki süprüntülerde dna'm var. Onun yanaklarında benim göz yaşlarım. Birbirimize mi aitiz? Sanki reenkarne olmuşuz da birleşmişiz; ölüm; ardından bir gün yeniden birleşecekmişiz gibi...
     "Cinayet masasını unutma! Ömür boyu peşinde olacaklar..." 
     Yerden kalktım. Ani bir şekilde banyodan çıktım. Erdal Abi'nin arkamdan baktığını hatırlıyorum. Uğultu sesleri. Bir şeyler söylüyor ama bende sesler gitti! Kısık... Önce normal, sonra hızlı adımlarla koridoru bitirdim. "Merdivenlerden inerken orada olmayan biriyle karşılaştım. Beni gördü! Umarım, umarım çok uzaklara gitmiştir..."****
Pozitif:
1) Absent içkisiyle daha önce pek denenmemiş açılışı hoş bir deneyim.
1) Kalıcılık çok iyi.

Negatif:
1) Ortalarında ve sonlarında Caron - Le 3e Homme'a benzeyen tarafı negatif sayılabilir.
2) Notalarda yazılanlarla burnun aldıkları zaman zaman uyuşmuyor.

Notalar:
Üst: Lavanta, Portakal çiçeği. (ck: kakule, nane, limon, meşe yosunu, ıtır)
Kalp: Pelin otu, Silhat, Gül. (ck: otlar, zencefil, kimyon, çınar, sedir, anason)
Baz: Amber, Meşe yosunu, Vanilya. (ck: kabe samanı, çam)
Tip: Fujer*****, Çiçeksi, Yeşil, Pudralı, Baharatlı, Tatlı.
Cinsi: Unisex
Üretim: Yeni Formül
Çıkış Yılı: 2007

Koku rengi: Yeşil
Referans: Nane Likörü
Konsantrasyon: Eau de Parfum
Parfümör: Calice Becker
Doktrin: "Bizi öldürmeyen şey güçlendirir." - Friedrich Nietzsche
*Absent, çeşitli bitkilerin damıtılarak fermente edilmesiyle elde edilen, alkol oranı yüksek (hacmen %45 ila %75) bir içkidir. Rakıya benzer şekilde bir miktar absente iki ila beş miktar su ilave edilip içilir. Ana bileşenleri alkol, pelin otu ve yeşil anasondur. Bunun yanı sıra üretildiği bölgenin geleneklerine göre çeşitli bitkiler karışıma eklenir.
**Yılmaz Erdoğan
***ck
****Identity
*****İçeriğinde defne, karanfil, eğrelti otu, sardunya, sandal ağacı, biberiye, anason gibi notaların kullanıldığı koku türüdür. Aynı zamanda bu parfümler eski berber dükkanlarının kokusunu çağrıştırır. 
Zalim Emeller III

1 yorum:

  1. ana karakterin ruh haritasını bütün ayrıntılarıyla alışılmadık şekilde aktaran bir yazı. çok gerçek gibi hissedilmesine rağmen, çok gerçek dışı ve bu da okurken daha çok bağlıyor. hangi ruh haliyle bu işe kalkıştığı ve bu işe kalkışmanın ruh haline yaptığı etki, çok derinden birbirine bağlanmış. bir türlü kurtulamadığı bilinç dışı unsurları çözümleme ve yorumlamalar en az parfüm yorumu kadar güclü. böyle bir hikaye kurgulamak çok güçlü bir altyapı ve tespit yeteneği de gerektirir. gerçi bu hikaye artık markayı aştı ve geri planda bıraktı bile. Tebrikler...

    YanıtlaSil