10 Kasım 2014 Pazartesi

Yves Saint Laurent - La Nuit

     İlk dakika inanılmaz güzel. Kokladıkça koklamak isteyeceğiniz türden. Ardından elementleri anlamam üçüncü dakikaya kadar çok güç oldu. Zakkum çiçekleri çok hoş. Acı bergamot arkasına saklanmış yeşil bitki kökleri... Ekşi bir koku halini aldı onuncu dakikaya yaklaşırken. Bu acı ekşilik kakule ile sağlanmış. Aynı anda salatalık kabuğu gibi kokuyor. Olasılıkla ortalarda paçuli karşımıza çıkacaktır. Ekşi kırmızı eriğin kabuğunun altındaki ıslak
etli kısım gibi kokuyor. Ekşi ve dikenli otsularla üst notaları kapattık.
     Orta notalara gelindiğinde yumuşak lavanta etkisi çok hoş. Yumuşak odunsu sedir kullanımını  Cartier - Declaration ile kıyaslayacak olursam: Declaration'da teri baharatlı karabiber kokan birisiyle karşılaşmışsınız gibi bir koku neredeyse tüm parfümde ön plandayken; La Nuit dengeli ve odunsu tarafı ön planda olan yumuşak bir sedirle karşımızda çıkıyor. Baz notasında ortaya çıkması beklenen amber harika kullanılmış. Kimyon kullanımı  Maison Francis Kurkdjian - Lumiere Noire Pour Homme ile karşılaştırdığımda bunda daha çok sedir ve amber arasına sıkışmış olduğunu görüyorum. Lumiere Noire Pour Homme'da ise tonka fasulyesi ile harmanlı ıslak bir kimyon akıyor akıyordu...
     Sonlara gelindiğinde amber ve karavanilya harika. "Bvlgari - Black'i andırıyor" dersek yine abartmış olmayız. Onun da son notalarındaki amber ve vanilya kullanımı benzer. Vetiver de oldukça fazla yakışmış. Onların tatlılığını yeşil otsu yapısıyla öyle dengeliyor ki!.. Parfüm beni şaşırttı. Düşündüğümden de iyi çıktı diyebilirim. Yves Saint Laurent - La Nuit de L`Homme Le Parfum'ün altında bir kalite bekliyorken ters köşe oldum! Kontrpiyede kalmak diye ben buna derim... Gene de parfümün şu eksiklerini saymalıyım: Parfüm çok güzel ama bu tarz kokuların benzerleri çok. Örneğin Tom Ford - For Men'in açılış ve orta notası çok sıradan ama sonlarında mucize yaratıyordu. Bu parfümde sürpriz yok. Kendisinden bir sene sonra doğan kardeşi La Nuit de L`Homme Le Parfum'e az da olsa yakınlık gösteriyor. Bu da benzersiz olmadığını gösterir.
     Benim Düşüncem I/XXIV: Yazı yazmak, insana açıklık getirir. Artık yazmaya başlıyorum. O "özel" insan sayesinde...
     Dünya üzerinde bir sorun fışkırdığı an aynı zamanda dünyanın başka bir yerinde, başka bir köşesinde onun çözümü de mutlaka yeryüzüne çıkar. Önemli olan bu (-) negatifi temsil eden sorunla (+) pozitifi temsil eden çözümü birleştirmek değildir. Bunu yaşarken işlediğimiz yolda önemlidir.
     Her zaman için pozitif düşünce kazanır.
     "Bir problem getirip çözüm önermiyorsanız, siz de problemin bir parçasısınız." - Montaigne
     Baba: Can, benim oğlumdur. Bir baba olarak böyle bir oğlum olduğu için çok mutluyum. 
Düşünmek kolaydır. Nasıl olursa olsun… Fakat bu düşünceleri kağıda dökmek, başkalarına aktarabilmek, her ne türden olursa olsun, eleştirilmek, beğenilmek çok daha zordur. Önemli olan da bu zorlukları seçebilmektir. Oğlum da bunu seçmiştir. 
     Ben bir baba olmadan önce O’nun ilk okuyucusu, editörü (düzeltmen), eleştirmeniyim.
‘’Koyu başlıklı’’ yazılı paragraflar bire bir oğlumun yazdığı gibidir. ‘’Baba’’ yazılı paragraflar ‘düzeltmen’ olarak benim şekillendirdiklerim ve oğlumun anlatmak istediklerini kendimce anlatmam veya benim anlayabildiklerimi içerir. Yazımsal işaretler, bazen beni bile aşabilecek kadar düzenli de olsa; ben yalnızca gözden kaçan (olağan hataları) düzelteceğim.‘’
     O "özel insan"a teşekkür ederim.
     Yazı yazmak; insan olmanın ötesinde, evrensel olmayı da gerektirecek kadar önemlidir.
Dünya üzerinde bir sorun fışkırdığı zaman… Sorun fışkırmaz! Fışkırsa bile, çözümü, sorunun ya içinde ya da yakınlarında olur ve olmalıdır. Dokuma tezgahları, dokuma hammaddesinin en fazla bulunduğu yerde daha çabuk gelişir. Camın olmadığı yerde ayna yoktur. Sorunun çözümü yarattığı doğrudur. Bir şeyin varlığı, karşıtlığını da gerektirir.
     Her zaman pozitif düşünce kazanır. Bu söze katılıyorum ama, pozitif düşünce nedir? Negatifinden nasıl ayrılır? Bunun ölçüsü nedir v.b. gibi sorular havada kalmaktadır.
     Sorunu çözemeyenin kendisi de sorun’dur.
Yaşamın Renklerini Koruyalım Ocak 2004 haz®eti
Pozitif:
1) Kadınların 'erkeklerde' bu kokuyu sevdiğini biliyoruz.
2) Uygun fiyata yumuşak ama seksi bir çapkın kokusu bulundu. Koşun!
3) Koku "maskülen" skalasında olsa da kadınların da bu kokuyu kendi parfümleri olarak kullanmak hoşlarına gidiyor.

Negatif:
1) Fark edilirlik kalp notasından sonra ciddi anlamda düşüşe geçiyor.
2) Üç kişilik bir ekipten daha iyi bir sonuç beklemek hakkımız.
Notalar:
Üst: Kakule.
Kalp: Bergamot, Lavanta, Sedir.
Baz: Amber, Kimyon, Vetiver.
Tip: Oryantal, Baharatlı, Tatlı, Odunsu.
Cinsi: Maskülen
Üretim: Yeni Formül
Çıkış Yılı: 2009

Koku rengi: Sarı
Referans: Tatlı Biber
Konsantrasyon: Eau de Toilette
Parfümör: Anne Flipo&Pierre Wargnye&Dominique Ropion
Doktrin:
Ben 10 yaşındayken: Babam çok şey biliyor.
Ben 15 yaşındayken: Ben de babam kadar biliyorum.
Ben 20 yaşındayken: Babam hiçbir şey bilmiyor.
Ben 30 yaşındayken: Bir de babama sorayım.
Ben 40 yaşındayken: Babam ne çok şey biliyor.
Ben 60 yaşındayken: Babam hayatta olsaydı da sorsaydım. - Bilinmeyen
Baba

3 yorum:

  1. bir babanın çocuğuna bırakacağı en iyi miras, sorgulamayı öğretmesidir. somut olan her şeyi bir kenara bıraktığımızda O'nun varlığının hala içimizde olduğunu görüyoruz. belkide elde edilen tüm başarılar Hazreti'den besleniyordur. bu gün iki özel insanı anmış olduk. birini saat dokuzu beş geçe,birini de şimdi.

    YanıtlaSil
  2. YSL - Kouros (1981) çok enteresan bir kokudur.25 yaş altı kişilerin uğraşsalarda beğenemeyeceği, "Ya sev ya terket !" der havasında ve epey hayvansı ağır bir kokudur.Biraz Salvador Dali Pour Homme (1987) anımsatmaktadır.Genele dönük olarak oldukça iticidir.Koleksiyoncuysanız tavsiye ederim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir ara inceleyip yayınlayacağım...

      Sil