10 Ocak 2015 Cumartesi

Salvatore Ferragamo - Signorina

     Pembe pembe meyveler. Ezilmiş siyah üzüm. Korsika şeftalisi. En çok da bu yüzden açılışı Lancome - Trésor in Love'u andırıyor. Mangolu dondurma. Beşinci dakikada portakal çiçeği de geldi. Portakal çiçeği (neroli): Yeni açmış mandalina, portakal ya da turuncun beyaz ince yumuşak etli çiçekleridir. Aynı zamanda çiçeklerinin kokusu şekerli portakal pulpunu andırır. Onuncu dakikada güllü lokum kıvamına gelip iştah kabartan koku
"Acaba gül kullanıldı mı?" sorusunu aklıma getirdi. Çok ilginçtir ki lokum kokusunun dışında net bir gül kokusu alamıyorum henüz. Açılışta aldıklarım ve benden bu kadar...
     Orta notalara gelindiğinde Jil Sander - Sun'ı andıran naneli silgi kokuları. Bunun yanında tatlı meyveler hafifleyerek ilerlemekte. Altlarda bir miktar su zambağı. Kabe samanı ıslaklığı. Sucul koku olduğunu düşünmüyorum ama kalp notasında su notasına benzer ıslak elementler karşıma çıktı. Açılışı rengarenk giden kokunun ortaları pek o kadar da karmaşık değil. Bu durum genelde parfümden çabuk bıkılmasına neden olur. Osmanthus çiçeğini andıran değişik kokularla ortalar son buluyor.
     Sonlara gelindiğinde sanırım gardenya ile bitirmek istemişler. Parfüm genel olarak çiçeksiliğini koruyor. Altta çıkaramadığım bir tatlılık var: Beyaz bal mı, yoğun tatlı bir çiçek daha mı var çözemedim. Tonka fasulyesi ve amber karışık sanırım. Tam kokoş diyemem ama iyi giyimli, varsıl birisinin kokusu gibi. Kullandığınızda kendinizi öyle hissedebilirsiniz. Kırk yaş üstü ve otuz yaş altına uygun değil. Edt.'lere göre kalıcılığı iyi, fark edilirlik orta.
     Okulda: Ders başladı. Ortaokulda yeni yeni suratın sivilcelenmiş. En arka sıralarda kafanı yan olarak koyduğun okul sırasında sol kulağın köşeleri katlı-buruşuk harita metod defterine bir şeyler karalıyorsun. Kaleminle saçma sapan şekiller, çirkin resimler. Gene de en iyi çizenin sen olduğunu sanıyorsun. Çalışkan, zeki çocukların defterlerine bakana kadar.*
     Hani derler ya "Biz, annenizin, siz dışarı çıkarken uyardığı kötü çocuklarız." He he tabi. Ne zaman uyardığı, kimden koruduğu?..
     Arkada arkadaşınla birbirinizin ayağına basma oynarsınız. Sonra ona bir kağıt yazarsın. Ailesiyle güzel bir akraba şirketi kuracak kadar özlü sözler barındıran. Gülüşmeler. "Eyvah Mahmut Hoca!" gördü.
     "Gel bakayım tahtaya. Sen!" Seni işaret ediyor.
     "Ben mi?"
     "Yok sen değil, o kendini biliyor!"
     "Ben hayatımda hiç 'o kendini biliyor'la tanışmadım. Ama o kadar meşhur ki, tanımayan okullu yok gibi." En arka sıradayım, hala arkamı dönüyorum. Kaybetmenin utancı, savunmasızlığın acizliği.
     "Sen sen!"
     Koşarak tahtaya geldim. "Anlat bakalım neye gülüyordunuz bu kadar?"
     "Anlatsak da anlamazsın ki!" Zil çaldı ve kurtuldun...
     Sen her yere düşürdüğünde içindeki uçları kıran "0.9 Atlas" marka kalemine bile sahip çıkamazken ceketin iç cebine her defasında bürokrat titizliğiyle bordo renk "0.5 Rotring"ini yerleştiren çalışkan çocuğa imrenirsin. "Alışmamış g*tte don durmaz." Kıçımda "Seher Yıldızı" marka pazar malı yeşil don, "külot" diyemezsin! O, kaliteli parlak zengin kıçlarına göre olan adıdır. Seninki ancak Seher Yıldızı veya Hasyün marka 'dededonu'dur... Hem onlar kaka da yapmaz, o kadar temizdir ki. Sen de küçükken ünlülerin kaka yapmadığını zannetmez miydin? Ayrıca sana verseler o kalemden senin yırtık olmayan iç ceket cebin mi var ki? Nereye koyacaksın? Aslında çok da üzülmezsin. Okul bittiğinde en ön sıralarda oturan çocuklar bankacı olup senin yazdıklarını okurken; arka sıralarda oturan sen, onların hayal bile edemeyeceklerini yazıya dökerek dünyalarına ışık tutarsın!..
     Teneffüs zili çaldı: Üst üste iki saat aynı öğretmenin dersi varsa, teneffüs zili çalınca biraz da ders uzadıysa sırf yalakalık olsun diye "Çıkmayalım hocam, böyle çok güzel dersi bölmeyelim." diyen lavuklardan nefret edersin. Sanki öğretmene bunu söylerken senden vekalet almış gibi. İkinci ders bu derse yapıştı. Devam...
     (...) Kırk dakika sonra zil çaldı. Teneffüs: 
En arka sırada durmadan bileğini ve sert parmak kemiklerini sıraya vurup müzik sesiyle şarkı söyleyen Anadolu eziği. Ağır kokuların yayıldığı beslenme çantasıyla hiç s*çmayacakmış gibi utanmasız yiyen şişman kız. Kravatını alnına yandan bağlamış kendini serseriye vuran denyo çocuk. Eski yazılanların bir türlü silinemediği, yeni yazılanların altında bulanık belli belirsiz harflerin göründüğü, bazılarının artık malzemesinin kimyasıyla bütünleştiği tahtaya durmadan "Konuşanlar"ın adını yazarken kafasını bir aşağı-bir yukarı sallayarak kısık gözlerle gözlük altı kesen çilli inek sınıf başkanı. Hocaların gözdesi, hep ders olsun diye bekleyen duygusal, saçları kolej tarağıyla taranmış devlet okuluna bir papyon büyük gelen yumuşak çocuk. En arka sıralarda durup pencere kenarından uzaktaki bir noktaya gözleri takılı uzun süre duran, senden beş yaş büyük sınıfın psikopatı. Tebeşir tozlu ceketler.
     Etrafı kesersin: Herkesten çabuk ortama ayak uyduran, sınıf kapısına dikilerek hocanın gelmesini bekleyen, koridoru kesip zaman zaman içeri bilgi veren, erketeye yatan çocuk. Çöpün dibinde erketeci çocuğun yanındasın. Sınıfın çöp bidonunun yanında sohbet eden birkaç kişi. Burada ne varsa bu kadar konuşulacak. Neden başka bir yer değil de burası? Oturduğun sırada göz önünde değilsin, herhangi birisin. Tahtada, çöpün dibinde veya kapıdayken gözler üstünde ve daha karizmatiksin. 
     Kalemtıraşın kalemden sıyırarak aldığı kıyılmış burgu burgu odunlar. Çöpe yavaşça süzülerek inen kömür renkli kalem ucu tozları. Çöpten gelen ıslak meyve kokuları. Tükürenler. Kırmızı kalemin ıslanmış hali. O sırada burnuna çöpten vuran silgi kokuları... İşte bu koku!...
Pozitif:
1) Koku birçok kadın parfümü gibi tekdüze gitmeyip gerekli nota değişimlerini gösteriyor.
2) Kalıcılık iyi.

Negatif:
1) Bazı elementleri algılamak çok zor oldu. Belli belirsiz yerleştirilmişler sanki.
2) Kokunun benzerleri o kadar çok ki...
Notalar:
Üst: Frenk üzümü, Pembe biber, Yeşil notalar. (ck: gül, üzüm, şeftali, portakal çiçeği)
Kalp: Yasemin, Şakayık, Gül(ck: su zambağı, kabe samanı, osmanthus)
Baz: Paçuli, Misk, Panna cotta etkisi**. (ck: gardenya, beyaz bal, tonka fasulyesi)
Tip: Fresh, Çiçeksi, Meyveli, Pudralı, Tatlı.
Cinsi: Feminen
Üretim: Yeni Formül
Çıkış Yılı: 2012

Koku rengi: Pembe
Referans: Islak Çiçek
Konsantrasyon: Eau de Toilette
Parfümör: Juliette Karaguezoglou&Sophie Labbé
Doktrin: "Eğer müzik aşkı besliyorsa... Bırakın çalsın!" - William Shakespeare
*"Balonların gururu iğnelerle karşılaşıncaya kadardır." - Bilinmeyen
**İtalyanca -pişmiş krema- anlamına gelen; genelde çilek, kakao, fındık, krema ve bal kullanılarak yapılan bir tür pasta.
Hey teacher

4 yorum:

  1. Yaşar Üniversitesi mimarlık kızları olarak hepimiz hikayeden birinde kendimizi gördük :) yine nokta atışı tespitler olmuş. en büyüğümüz bugün 29 olduğumuz için bu koku uygun değil ama yazı ve anosmi harika

    YanıtlaSil
  2. biz de aramızda en çok 60-65 tartışması yaptık ve genelde bu yönde oylama yaptık. sürekli düşünmeye yönlendirdiğiniz için teşekkürler bizden.

    YanıtlaSil
  3. Parfümün kokusunu aktarabilmek için, o raddeye getirene kadar yaşanmışlık kokan bir hikaye... Hikayenin sonundaki betimleme usulü son satır, parfümü anlatmış olmasının yanı sıra ortaokul yıllarını hatırlatmış olması oldukça kayda değer durmuş. Sınıfta olabilecek baş karakter öğrencilerin unutmuş olduğum ya da olmadığım tüm yanlarını o tiplerle hayal ederek yaşadım :) Sırada otururken yere düşen herhangi bir şeyi almak için eğilindiğinde sıra altlarından gelen, çoğunlukla simit ve mandalina kokusu benim en unutamadığım kokulardandır :) Aynı zamanda sanki illa orada olmak zorundaymış gibi sınıf kapısının dibinde duran çöp kutusunun kalemtraşçıları her sınıfta bulunan en baş karakter öğrencilerdir :) Hepimizin bilmesi olasılığı yüksek olan koku destesinin aktarım örneği, ve bu örneğin tercih edilmesi akıllara kokuyu çağrıştırmada en doğru karar olmuş...

    YanıtlaSil
  4. Burun mu kalem mi, beyin mi yürek mi... Hangisi daha keskin diye düşünüyordum... Cevap veriyorum; e şıkkı. Hepbiri.
    "Aslında çok da üzülmezsin. Okul bittiğinde en ön sıralarda oturan çocuklar bankacı olup senin yazdıklarını okurken; arka sıralarda oturan sen, onların hayal bile edemeyeceklerini yazıya dökerek dünyalarına ışık tutarsın!.."

    YanıtlaSil