6 Temmuz 2015 Pazartesi

Dsquared² - Potion

     Üst kalite odunu planya tezgahında sıyırdığınızda yerlere dökülen fiyonk fiyonk kabuklar. Başta aldığım ıslak lavanta, odunların üstüne serilerek yavaşça kendini kurumaya bıraktı. Tatlı ahşap ama rahatsız etmiyor tatlılık. Nane ferahlığı. Yalnız saldırgan beklenen açılış çok ürkek.
     Orta notalara gelindiğinde limon küfü ve meyve asidi. Islak geçen ön sevişme sonrası
yapışkan, tatlı tükürük kokusu.
     Sonlara gelindiğinde fondötenli, pudralı, tatlı, ıslak yanaklar. Karanfil. Afrodizyak müsebbibi tarçın burada. Kullanılmış iç çamaşırı gibi kokuyor...
     Koku çok güzel bayıldım. Kendime satın alacak kadar beğendim. Fakat benim başarı ve yüksek puan kıstaslarıma uymuyor. Bu yüzden düşük puan aldı. Salt koku güzelliği yetmiyor. Yakında belki de bu başarı ölçütlerimi yayımlayabilirim...
     Benzerlikler üzerine;
     M. Micallef - Gaiac: Tarçınlı sexi odunsularda birlikteler. Potion'da sadece açılışta kendini gösteren kaliteli odunların Gaiac'ın hemen her yerinde aynı üst kaliteyi barındırdığı hatırlandı.
Pis Moruk İtiraf Ediyor - Charles Bukowski
Sf: 6
     Ama hepsinden vazgeçmem gerekiyor artık, Millie; kedilerden, vücudundan, Çaykovski'nin Altıncı Senfonisinden. Amerika'nın bir Doğu Avrupalı'ya ihtiyacı var.
Sf: 17
     Genç olanların dik ve sıkı yürüyüşlerini seyrederdin...
Sf: 18
     Senin gibi bir adam -ne zaman yaşadığının bir önemi yok; şimdi, ya da iki bin yıl sonra, ya da arada bir zamanda. İz bırakmazsın, ses bırakmazsın, yeni bir giriş yapmazsın... Yine de, hayatta olmak muhteşemdir, sen olarak bile muhteşem.
Sf: 23
     Steril ve cılız bulduğun bir senfoni... yani, öyle bir an gelir ki o senfoni sonunda kendisini zihnine tam olarak açar...
Sf: 26
     Acı çekmek bir yazar yaratabilir mi?
     Acı hiçbir şey yaratmaz, yoksulluk da öyle. Sanatçı oraya önce varır.Geleceğini talihi belirler. Talihi iyiyse (dünyevi anlamda) kötü bir sanatçı olur. Talihi kötüyse, iyi bir sanatçı. Söz konusu içeriğe bağlı olarak.
Sf: 29
     Sadık eşler sadık olmayan sevgililere kaçarken...
Sf: 38
     Kafesin tamamen kapalı olmaması bana kafesin içinde kalmaya devam etmek için biraz cesaret veriyordu.
Sf: 42
     Bir keresinde bir delilik Los Angeles Koleji'inde Yaratıcı Yazma dergisi almıştım. Çıtkırıldımdı hepsi gerçekten, bebek! Yapmacık, bayağı, ödlek şeyler.
Sf: 48
     Ya, İngilizce profesöre olacaksın ya da bulaşıkçı...
Sf: 55
     Söylemek istediğini söyledi, söylemesi gerekeni değil.
Sf: 57
     Doktorlardan ve tıptan nefret ederdi.Tıp biliminin ilk dürtüsünün para kazanmak olduğu giderek daha iyi anlaşılıyor.
Sf: 58
     -İnsan ne kadar güçlüyse o kadar yalnız yaşar-
Sf: 61
     İnsan yenilgi için yaratılmamıştı. İnsan yok edebilir, fakat yenilgiye uğratılamazdı.
Sf: 63
     Sırf ceza evleri var diye kullanılmaları gerekiyor diye, içeri atıyor.
     Bir polis yanıma yaklaştığında ben kendimi hep suçlu hissederim, çünkü o suçlu olduğumu hissetmek üzere eğitilmiştir. Suç ve babalık kompleksi girer devreye; rozet, kask, silah, parazit yapan telsiz, kırmızı ışıklar, iyi besili ifadesiz yüz.
Sf: 65
     Suç Engelleme teorilerinden biri suçu gerçekleşmeden engellemeye dayalıdır. Başka bir deyişle, bir adam alkollü araba sürmekten başka insanlara ya da mala zarar verdiği için değil, zarar verebileceği için cezalandırılabilir.
Sf: 66
     ADALET ORTADA HENÜZ ZARAR GÖREN KİMSE YOKKEN KENDİ ZARAR VERMEKTEDİR.
Sf: 72
     ...(kadınlar için o kötü yaş aralığındaydı - 46'yla 53)...
     Ben geri zekalıyım. Bu şarap ne? Bu sohbet ne? İlgilenmiyorum. Benimle ilgisi yoktu.
Sf: 74
     Ne kadar hüzün vericiydi yaşamak kol, bacak, göz, beyin, kamış, taşak, göbek deliği ve bütün diğer şeylerle, hepsinin ölmesini bekleyerek, ne budalalık...
Sf: 77
     Neredeydim ben? Aktörler lokalinde falan mı? Herkes kamera önündeymiş gibi davranıyordu.
Sf: 81
     İnsan ırkı çılgındı -ıslanmamayı beni marizlemeye yeğliyorlardı. Su damlalarından korkuyor, ama küvet dolusu suya giriyorlardı.
Sf: 92
     ''Parası yüzünden olabilir. Bütün bu servet önüne bir set çekiliyor; iyiliği o setin ardında kalıyor, öne çıkamıyor. Belki servetinin bir kısmını kaybetse kendini daha iyi, daha insani hissedecek. Belki herkes kendini daha iyi hissedecek...''
Sf: 94
     Güzel bir kadını becerebilme yeteneği en büyük sanatıydı insanlığın.
Sf: 103
     Ustabaşı korku salmalıdır. Dünya korku üzerine işler.
Sf: 111
     On sekiz yaşında bir genç, otuz saniye sonra taşaklarının kıçından ayrılabileceğini bile bile bir araba fabrikasına girip bütün gün somun sıkmayı neden istesin?
Sf: 116
     İnsanların zenginleştikçe insanlıklarını yitirdiği doğrudur, bu yüzden mutsuzluğum giderek artıyordu.
Sf: 117
     Kadınlar birbirlerine nasıl bakarsa öyle baktılar birbirlerine; onlara o güne dek yaptığım, yapmak isteyeceğim ve yapacağım her şeyi anında bilerek.
     Kendine inanıyordu, ki hem iyi hem de kötü yazarlar arasında sıkça rastlanan bir hastalıktır. Hatta, kötü yazarlar kendilerine iyi yazardan daha çok inanırlar.
Sf: 118
Annesi sevmiş olmalı.
Sf: 122
     Çoğu kolay kadın, fakat arada sırada, vücut ve akıl olarak ilginç ve kaçık olanlarına rastlarsın.
     Hayat bir şekilde sevgi ve şefkat duygularını alıp götürmüştü sanki.
Sf: 131
     Benim teorim, kendine iyi davranırsan başkalarına da iyi davranacağın şeklinde.
Sf: 141
     ''Bukowski. ben senin gibi yazabilirim, ama sen benim gibi yazamazsın.'' dedi. Karşılık vermedim, çünkü kendiyle övünmeye ihtiyacı vardı.
Sf: 142
     Arkadaşlarının kim olduklarını bilmek istiyorsan yapabileceğin iki şey var; onları partiye davet et ya da hapse gir. Kısa bir süre sonra tek arkadaşın bile olmadığını keşfedeceksin.
Sf: 143
     Koca bir hiçlik. Sanıyorum çağımızın mucizesi bu kadar çok insanın hiç bir anlama gelmeyen o kadar çok sözcüğü kağıda dökebilmesi. Deneyin bir gün. Hiç bir anlama gelmeyen sözcükler yazmak imkansızdır neredeyse, ama onlar yapabiliyor hem de sürekli ve insafsızlıkla.
Sf: 144
     Yazı ne zaman isterse o zaman gelir. Yapabilecek hiçbir şey yoktur bu konuda. Diş macunu gibi sıkılabilecek bir şey değildir yazı.
Sf: 145
     Yaşamadan yazamazsın ve sürekli yazmak yaşamak değildir.
Sf: 151
     İki şeyi keşfettim -cezaevlerinde çok yalnız vardı ve çoğu yazardı.
Sf: 160
     Sen b*ku gerçekten seviyorsun, değil mi? Dikkat ediyorum, ''b*k'' sözcüğüne ve s*çmak fiiline bayılıyorsun...
     Hayır, hayır, hayır. ''b*k'' sözcüğünü sevmiyorum, hatta biraz itici bulurum. ''B*K!'' diyen insanlardan hoşlanmam. Nadiren kullanırım
     Hayır, demek istediğim şu ki, s*çma eyleminin kendisinden haz duyuyorsun.
     ''Sadece ben mi?''
     Bilmiyorum. Sen herkesten daha çok haz duyuyorsun bence, başkaları s*çmaktan senin gibi söz etmiyorlar.
     Benim kadar itiraf etmiyorlar da ondan.
     İtiraf etmek mi?
     Yani, koşarak helaya gider ve ''Bana bir gazete ver,'' dersin, çünkü keyfini çıkarmak istersin. Bir şeyler okurken bir b*k parçası düşer ve son okumaya devam edersin...
     Ama b*k parçalarının senin kadar farkında değilim. Benim için b*k parçalarından ibarettirler.
Sf: 161
     Ne yani, sonra hayranlıkla bakmaz mısın?
     Hayır.
     Ama büyük bir yitirmişlik duygusu vardır. Sifonu çekeceksin ve o b*k parçalarını bir daha görmeyeceksin. Aynı b*k parçalarını bir daha asla görmeyeceksin.
     Hiç de öyle yitirmişlik duygusuna falan kapılmam sifonu çekerken... İğrenç kokuyor, diye geçiririm içimden.
     Ben s*çtığım her b*kun görüntüsünü ezberlemeye çalışırım. Çünkü her örüntü ayrıdır, resim gibidir. B*k hiçbir zaman aynı çıkmaz. Ortalama bir insan ömründe kaç kez s*çar? Sayısız kez, kuşkusuz. Fakat her b*k o güne dek s*çtığın bütün b*klardan tamamen farklıdır. Her b*k parçası farklıdır; boyutları, sayıları, kendini nasıl hissettiğin, ısı, iklim, o sıralar kiminle beraber olduğun ya da olmadığın, işsiz mi yoksa çalışıyor mu olduğun, o kadar çok ayrıntı vardır ki. Bir de işin ekstraları söz konusu; tuvalet kâğıdına uzanırsın ve renkleri farklı olabilir, yeşil, sarı, mor falan. Sonra kıçını siler ve tuvalet kâğıdına bakarsın ve içinden, hala tam temizlenmemişim, diye geçirirsin. Birinin b*kunun kokusunu alacağı korkusuyla bir kez daha silinirsin. Ve kıçını silerken belki başkalarının kıçlarını senin kadar iyi silmediğini düşünürsün. Ya da belki sen kıçını başkaları kadar iyi silmiyorsundur. Dur, birazdan sana söz hakkı vereceğim, ama b*k delisi değilim ben. Bekle, bekle, bekle, bekle... markette dolanıyordum, biliyorsun beni, severim markette dolanmayı, sonra tuvalet kağıtlarının bulunduğu rafa geldim ve 92 yaşında bir kadın gördüm, en hesaplı tuvalet kâğıdını arıyordu.
     İyi de, herkes yapar bunu.
     Tamam ama, 92 yaşındasın, yarın ölebilirsin, üç kuruşun hesabını yapmanın ne anlamı var? Yani, 92 yaşında s*çabiliyor olmak zaten muhteşem bir olay, neden en pahalı tuvalet kağıdını alıp bunu kutlamıyorsun? Üç kuruş fazla ödeyeceksin alt tarafı. Tamam, kendimi fazla kaptırdım.
     Gördün mü, b*k söz konusu olduğunda kendini kaptırıyorsun. B*ka bayıldığını söyledim sana. Kesinlikle aşıksın b*ka. Bunu fark ettim.
Sf: 165
     Bill elektrik yayıyordu, iyi bir elektrik, hemen hissedebiliyordun.
     Sessizlik oldu, öyle sessizlik değil ama; rahat bir sessizlik -zorlama yok, ısrar yok.
Sf: 168
     Tarz milyonlarca insanın arasında tek olabilmektir.
Sf: 171
     Kadınlar benimle hemfikir olduklarında tersini yaparım.
Sf: 173
     Seçicilik yoktu lügatinde. Hep beni bulur bunlar.
Sf: 185
     Jim gitti ve barı gece barmeni Eddie devraldı. İki kadın girdi içeri, yaşlı, deli, ikisi de. Hava değişti yine de. Daha bir karnaval havası geldi. Çeşit çeşit timsah oturuyordu şimdi taburelerde. Rujlu ağızlarına sigara sokuşlarını, gülüşlerine ve içkileri devirişlerini seyrediyorduk. Sesleri çatlaktı, ses telleri alınmış gibi. Yıpranmış saçları yüzlerine düşüyordu ve nadiren -ah, çok nadiren, neon sisi bir an için- başlarını çevirirken yine genç ve güzel görünüyorlardı ve hepimiz kendimizi daha iyi hissedip gülüyor, neredeyse özgün laflar ediyorduk. Düş iki adım ötedeydi. Değilse de, bir zamanlar oradaydı.
Sf: 190
     Bu gerçekten koydu bana. Yani, onlardan fazla bir beklentim yoktu. Fakat bu kadarı insafsızlıktı. Şaşırmıştım. Bir et parçası gibi bırakmışlardı beni orada. Kimse kaygılanmamıştı, Kimse ambulans çağırmamıştı. Tek söz yok. Tek ses yok. Şaka olarak bile kötüydü.
     Onlara ısmarladığım bütün içkiler. Ne anlama geliyordu? Keriz yerine koymuşlardı beni.
     Hala inanamıyordum. Her an ellerinde içkilerle, kahkahayla ıslak ve yumuşak havlularla bana koşarak gelmelerini bekliyordum.
     Kayıtsızlıklarını sindirmek kolay değildi. Aşağılık adamlar olduklarını biliyordum, ama bu kadar aşağılık olduklarını değil.
     Kurbanlık bir çatlak olarak görmüşlerdi beni.
     Sadece kafa bulduğumu anladıklarını sanıyordum. Hiçbir zaman olması gerektiği gibi olmayacak bir dünyada zaman geçirdiğimi.
     Benden nefret bile etmiyorlardı. Beni akıllarına bile getirmiyorlardı.
Sf: 191
     Diğer ceplerimi yokladım yine de, gömlek cebimi, her yeri, aşikar olanı geciktirmek için aptal hareketler yaptığımın bilincinde.
     Çok zekiyimdir. Genellikle iyi saklarım cüzdanımı. Bir keresinde banyo kapısındaki aynanın arkasına saklamıştım. Sarhoşken aynayı oradan sökmüş, arkasına cüzdanı yerleştirmiş ve aynayı tekrar yerine vidalamıştım -yatakta beni bekleyen sokak kadının eline geçmemesi için. İki hafta sonra klozete oturmuş s*çarken aynanın üzerinde hafif bir bombe fark etmiş, öyle bulmuştum.
Sf: 192
     Direksiyonlarda işlerinden nefret eden ve onu kaybetmekten korkan insanlar. Benim için geçerli değildi.
Sf: 204
     John Fante
Sf: 207
    İnanılmaz güzellikte gözleri vardı, kadından arda kalan her şey gözlerine gitmiş.
     Yahu, bırakın menajeri, daktilom bile yoktu.
Sf: 211
     Bir şeyleri gizlediğin zaman onlarda boğulursun.
Sf: 212
     ''Görmek'' fiili pek uygun düşmemişti bir şekilde.
Sf: 216
     Kesmeselerdi ölecekti sanıyordum, ama diğer seçimin de ölümden daha iyi olduğunu söylemek zordu.
Sf: 225
     Para, kadın ya da erkek peşinde koşup partilerde parlak konuşmalar yapmaya gittiklerini.
Sf: 226
     John'u tekrar ziyaret etmeye fırsat bulmadan (ki çok fazla beklemiştim, John'un ortalıktan kaybolan arkadaşlarından çok da farkım yoktu) telefon çaldı.
Sf: 230
     Bir yazar öleli ne kadar çok zaman geçmişse onun güçlerini ve zaaflarını o kadar çarpıtırız; onun yanıt veremeyecek olması bizi yargılarımızda daha cesur kılar.
Sf: 232
     İnsanlık tarihini İnsanoğlunun içindeki muhtemel ve nihai bir iyilik mi biçimlendirmiştir, yoksa Hırs ve kendini kanıtlamak için duyduğu Güç ihtiyacı mı? Yoksa her ikisinin karışı mı?
Sf: 233
     Şairler, tabii ki, dünyamızın tek acı çeken canlıları değiller, sadece acılarından daha çok yakınırlar.
Sf: 240
     İnsanlar çeşitli nefretler barındırırlar, hayatları umdukları gibi gitmez ve otobanlar bu insanlar için öfkelerini atıp rahatladıkları yerlerdir.
Sf: 241
     Sinirlenmeye başlamıştım. Sevmem sinirlenmeyi, çünkü sinirlendiğimde uzun süre sinirli kalıyorum.
     Başımdan o puşta yaptığının yanına kâr kalmasına izin veremeyeceğim kadar çok kötü evlilik, çok kötü iş. kötü bir sürü şey geçmişti.
Sf: 242
     Zamanım çoktu. Eve dönmemi bekleyen ateşli yavrular yoktu.
     Beklemiyordum. Sarstı beni biraz. Meydan okumama karşılık verecekti. Biraz cesaret sergileyecekti. Elimi görüyordu.
Sf: 244
     Mozart, ''Re Minör Requiem.'' Uygun...
Sf: 245
     Asla bardaktan içmem. Şişeden içmenin tadı başkadır.
Sf: 249
     İnsanın dili nerede ve nasıl yaşadığına bağlıdır. Ben hayatımın büyük bir bölümünü berduşluk yaparak ve adi işlerde çalışarak geçirdim. Duyduğum konuşmalar bilgece değildi. Yaşadığım yılların üst sınıftan insanlarla kurulmuş ilişkilerle süslü oldukları da söylenemezdi. Gübre çukurunun dibindeydim. Biraz deliydim, faka tuhaf bir delilik söz konusuydu, çünkü besliyordum deliliğimi. Aklımın serbestçe gezmesine izin veriyordum, kendi kıçını ısırmasına. İçgüdülerimi dinledim, önyargılarımı besledim. Yalnızlık en büyük kozumdu. Gerçekliğimi şişirebilmek için yalnızlığa ihtiyacım vardı. Aylaklığa çok büyük değer veriyordum.
Sf: 250
     Ne kadar sıkı ve yalın yazarsan, hata ve yalan olasılığı da o kadar azalıyordu.
Sf: 252
     Karanlık mağaralarda inatla çalışmıştım o hale getirmek için. Onun böyle bulması doğruluğumun bir kanıtıydı benim için. Sevmiş olması ürkütürdü beni; yumuşadığıma, profesyonel yazarların yoluna girdiğime işaret ederdi.

Pozitif:
1) Sexi kokarsın; sexi koklarsın...

Negatif:
1) Kalıcılık o kadar zayıf ki; edc. olsa inanırım.
2) Her iki saatte yinelemeden kullanılamaz.

Notalar:
Üst: Melekotu, Nane, Kekik. (ck: ahşap, lavanta,nane)
Kalp: Kantaron, Biber, Gül, Tarçın. (ck: limon küfü)
Baz: Amber, Kaşmir ahşap, Misk, Paçuli. (ck: karanfil, tarçın)
Tip: Oryantal, Baharatlı, Pudralı, Sexi, Tatlı, Odunsu.
Cinsi: Maskülen
Üretim: Yeni Formül
Çıkış Yılı: 2011

Koku rengi: Altın
Referans: Islak Dudak
Konsantrasyon: Eau de Toilette
Parfümör: Annick Ménardo
Doktrin: "Aşkla ilgili en büyük ironi: Doğru insanı yanlış zamanda sevmek." - Charles Bukowski

3 yorum:

  1. Hayata hep aynı açıdan değil de farklı düşünce boyutuyla bakan güzel bi kitap. Bukowski'nin en sevilen yanı da bu zaten... Hem bu seks içerikli itirafları konu alan kitabın seksi kokusunu perçinleyen parfümle bir aradalığı Bukowski havasını daha yakından hissettirdi. Parfüm başarı ölçütlerinizi öğrenmeyi sabırsızlıkla bekliyorum. "anosmi farkı"nın sırrına biraz kıyısından bile bakmak çok şey katacak okuyucuya...

    YanıtlaSil
  2. Yan yana yürümeyelim diye dar yapılmıştı kaldırımlar ve yine yan yana yürümeyelim diye dar kafalıydı insanlar.
    Ve sırf dardı diye kafalar, düşünmeyi bırakıp sevmeyi denedik,
    'sarılmak yakar bizi' deyip aşkı hep uzaktan sevdik...

    -Charles Bukowski-

    YanıtlaSil
  3. Zamanı değiştirebilmek elimizde olsaydı..
    İşte o an; doğru insanı doğru zamanda sevebilirdik.

    YanıtlaSil