10 Temmuz 2015 Cuma

Kanøn - Norwegian Wood

     Birçok türü koklamama karşın Norveç ahşabı daha önce koklamadım. Tatlı esintinin ardından sert sedir geliyor. Yaş karabiberli buruk odunsular. Bergamot ekşiliği görülebilir. Temizlik hissi veren tatlı bir sabunla üst notalardan ayrıldık.
     Orta notalara gelindiğinde manzara değişti. Açılışta anasona yakın kokular almış yazmamıştım; şu an hafif kalıyor. Var ile yok arası, parfüm kolumda eridi gitti sanki...
     Sonlara gelindiğinde koku kendini tüketti gitti...
     Benzerlikler üzerine;
     Cartier - Déclaration: Cartier'de her an karşımıza çıkan ıslak-karabiberli öz yapıya Norwegian Wood'un yalnızca açılışında yakalandık.
     Yves Saint Laurent - La Nuit de L`Homme Le Parfum: Hem acı biberli, hem tatlı lokumlu tadını barındırıyor.
Takunyalı Führer - Ergün Poyraz
Sf: 16
     Bosna’ya yardım amacıyla toplanan paraları iç eden derneğe, Gazze’ye sözde yardım yapacak diye devletin gemisini verdiler. İçine doldurdukları ve ellerinden “ölüm taahhütnamesi” aldıkları insanları İsraillilerin vurması için, her türlü kışkırtmayı yaptılar. Murat Mercan başta olmak üzere, bazı AKP’li milletvekilleri son anda Tayyip’in talimatı ile gemiye binmekten vazgeçti… 
Sf: 18
     PKK’lıların küfürlerini yaladı yuttu. Apo’nun Avukatı’nın “kafayı üşütmüş” yollu sözlerini sineye çekti. Hele Osman Baydemir’in “Meşe ağacının hangi dalı nerenize battı sayın hükümet” şeklindeki hakaretleri karşısında, “elhamdülillah” diyerek boyun eğdi. Yine Baydemir’in “Hass… tir”li sözlerine tepkisi sadece “eyvallah”la kaldı.
     Gariban öğrenci, işçi, memur, çiftçi ve köylü karşısında ise, Kasımpaşalı eli maşalı oldu. Garibanları polislerine dövdürdü polis dayağından dünürü bile nasibini aldı. Führer'leşti. Hatta Hitler’e bile rahmet okuttu. Hitler’in takunyalı versiyonuna dönüştü.
     Nesin’den dinleyelim… Son derece ahlaksız, şerefsiz, haysiyetsiz ve kalleş biriydi. Maaşlı bir eleman iken aldığı rüşvetleri yastık altında biriktirdi. Foyası ortaya çıkmaya yüz tutunca, siyasetin dokunulmazlık zırhına bürünmek istedi. Öce Belediye Başkanı oldu. Yağcılık yapa yapa, rüşveti her yere bulaştıra bulaştıra yükseldi. Yağma, talan, soygun ve vurgun etiketi oldu. Yalanlarıyla insanları kandırdı, kamplara ayırdı. Namuslu insanları birer birer harcadı. Atatürkçü insanlara komplolar kurdu. Öylesine yüzsüz, öylesine utanmaz, öylesine alçaktı ki, yolsuzluklarını ortaya çıkaranları hain kendisini ise vatansever ilan etti…
     Kimden bahsettiğimi anlamışsınızdır.
     Tabii ki;
     Zübük’ten. 
     Aziz Nesin’in ünlü eserindeki Zübük’ten!..
Sf: 23
     Tayyip Erdoğan Türk kökenli değildi (...)
     “Ben Gürcüyüm. Ailemiz Batum’dan Rize’ye göçmüş bir Gürcü ailesidir.”
Sf: 24
     Eğer aile gerçekten haksızlıklara karşı isyan etseydi, sülale isimleri olan “Bakatoğlu"ndan utanmaz, soyadı olarak onu alırlardı. 
Sf: 26
     Kızlara ve ailelerine “cesur olun” diyen Dilipak, cesaretinden olacak (!) Milli Gazete’de kendi adıyla yazı yazamıyor, Tarık Behlül Akalın kod adını kullanıyordu.
Sf: 35
     Tayyip’in başdanışmanı İslamcı Akif Beki, aynı zamanda CIA Ortadoğu Masası Şefi Graham Fuller’in en yakın dostları arasında yer alıyordu. 
Sf: 42
     Şimdi birileri ortaya çıksa ve Başbakan şekilde görüldüğü gibi zamanı gelince kullanmak üzere istismar stokları yapıyor dese, çok mu haksız olur?
Sf: 45
     (...) PKK’nın militan kazanma şubesi gibi çalışan HADEP (...)
Sf: 46
     Kaldı ki, CIA’nın gelinlerinin gözetiminde çıkarılan ve Tayyip Hükümeti tarafından teşvike boğulan, Fethullahçılarca reklam üzerine reklam yağdırılan, ismi İBDA-C’nin daha önce çıkardığı dergi olan Taraf ile aynı olan, Taraf Gazetesi de aynı sözleri daha PKK’lılar gelmeden manşet olarak atmıştı:
     “Geldikleri gibi geçecekler.”
Sf: 47
     İktidara sormak istiyorum: 
     Bizim alnımızda enayi mi yazıyor.
     AKP güruhuna, siyasal dinci tayfasına, Fethullahçı takımına, 2. Cumhuriyetçilere sorarsanız, öz yeğenini para karşılığı erkeklere satmaktan sabıkalı, sahtecilikten, öldürmeye teşebbüsten, ablasını öldürmekten ve Atatürk’e hakaretten hükümlü, Danıştay saldırısından ve Cumhuriyet Gazetesi’ne bomba atmak ve attırmaktan tutuklu, bir söylediği bir söylediğini tutmayan, sürekli yalan üzerine yalan söyleyen Osman Yıldırım’ın tanıklığı mübarekti…
Sf: 48
     (...) aynı bağın kargası, aynı dağın dikeni, aynı topun kumaşıydılar…
Sf: 50
     “Tanrı, iradesini hakim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır. Yeryüzündeki kötü insanlar ise iradelerini hakim kılmak için Allah’ı kullanırlar.”
Sf: 52
     Tayyip’in insanlara karşı kini ve öfkesinin nedenlerinden biri, annesinin ve babasının bu tutumlarından dolayı mıydı? Okula giderken annesinin elinden tutmayıp ona oldukça kötü davranması mıydı?
     Büyük bir ihtimalle...
Sf: 54
     Bu satırların yazarının babası da şehir hatlarında Kaptan’dı. Şehir hatlarında o yıllarda kaptanlık yapan insanları tanımama rağmen, nedense bu kişiler arasında Tayyip’in babasına hiç rastlamadım. Üstelik günlerimin çoğunu gemilerde geçirmeme rağmen, yine hemen hemen bütün gemilerin çalışma şartlarını gördüğüm halde daha ayaklarından, koltuk altlarından asılan bir kimseye ne rastladım, ne de böyle bir şey duydum. 
Sf: 55
     Tayyip ileri derecede şizofrendi. Her şizofren gibi kurduğu hayallerle yaşıyordu.
Sf: 57
     Derken ilkokul bitiverdi. İstanbul İmam Hatip Lisesi’ne yazıldı. Bu okulun harçlığı kağıt şekeri satmakla karşılanamazdı. İmam Hatip için başka bir senaryo gerekliydi. Çok geçmeden Tayyip’e uygun senaryo yazıldı. 
Sf: 60
     İlk özelleştirmenin başladığı 1986’dan sonra en fazla özelleştirme yapan bu iktidar döneminde, özelleştirmeden 30 milyar dolardan fazla gelir elde edildiği açıklandı. Peki.
     Bu denli satışın ardından gelen paralarla  borçlar mı ödendi?
     Hayır!
     Fabrika, iş yeri mi açıldı?
     Ne gezer!
     İşçiye memura mı verildi?
     İşçi aç, memur perişan!
     Köylü?
     Suni teneffüsle idare ediyor.
     Emekli?
     Sürünüyor.
     Ama elin emeklileri emekli olduklarında hayatlarının ikinci baharlarını yaşıyorlar. Amerikalı bir emekli ayda 2.345 Euro, Avustralyalı 3.060 Euro alırken, Avusturya’lı 3.050, İngiliz 2.875, Japon 3.300, Fransız 2.580, İrlandalı 2.500 Kanada’lı 2.400, Alman ise 3.500 Euro emekli maaşı ile gününü gün ediyor. Dandik Yunan’ın emeklileri bile ayda 2500 Euro’yu cebe indirirken, ülkemizde bu oran ortalama 300 Euro’yu zor buluyordu.
     Türk Milleti günlük kullanımında pek çok mal ve hizmet için Avrupa ve dünya standartlarının fersah fersah üzerinde vergi ödüyordu. Örneğin 7 TL’ye satılan sigaraların 5.47 lirası, 5 TL’ye satılanların 4 lirası, 4.5 TL’ye raflarda yerini alanların da 3.52 TL’si vergiydi. 
Sf: 61
     3.65 TL ödediği benzinin 2.44 lirası vergi iken, 3 liralık cep telefonu faturasının en az 1 lirasını vergiler oluşturuyordu.
     2000 CC’lik bir otomobilin normal fiyatının iki katı oranında ÖTV, KDV yine ÖTV ve KDV’li fiyatın ÖTV ve KDV’si, Motorlu Taşıt Vergisi, Plaka adı altında alınan vergilerle adeta bir soygun düzeni oluyordu. 
     Ev telefonunuzla 1 TL’lik konuşmanıza karşılık vergiler ve aylık ve diğer ücretler olmak üzere 17.10 TL ödüyorsunuz.
     Ekmek, su, kefen bezi, un, ilaç, hastane masrafları, kitap yüksek vergi ödediğimiz kalemler arasında yer alıyordu. 
     Ama paranız çoksa, Tayyip’in oğlunun içinde olduğu pırlanta, zümrüt, yakut gibi kıymetli taşlar sektöründe alış veriş yaparsanız ödeyeceğiniz vergi oranı sıfır, yani bu tür alım satımlarda bir kuruş bile vergi ödemiyorsunuz.
     Tüm Cumhuriyet Hükümetleri 2002 yani AKP ve Tayyip iktidarına kadar, iç borcu 149 milyar TL’ye ve dış borcu ise 211 milyara kadar yükseltebiliyorlardı.
     Tayyip ise tek başına 79 yılda yapılan borçlanmalardan kat be kat fazlasını yaparak, bu miktarı iç borç olarak 330 milyar TL’ye, dış borcu da 405 milyara çıkarıyordu. Daha başka deyişle 2002 yılında 221 milyar dolar olan toplam borcumuz 2009 yılında 497 milyar dolara çıkıyor, 2010 yılının ilk yarısında ise 500 milyar doları geride bırakıyordu. Hem de tek bir çivi bile çakmadan. 
Sf: 71
     Tayyip, Albay olamadı ama Başbakan olduktan sonra binbaşı, albay, general, amiral komadı cümlesini cezaevlerine gönderdi.
Sf: 73
     ABD, Rusya sorununu çözdükten sonra bütün dünyayı kendi emrinde tek bir devlet yapma kararı aldı. Böylece siyonizmin egemenlik planı yürürlüğe konuldu.
Sf: 79
     (...) PKK'nın asker alma şubesi gibi çalıştığı DGM kayıtlarına da geçen HADEP (...)
Sf: 83
     Hizbullah terör örgütünün liderinin de katıldığı ve tüm masrafların İran Konsolosluğunca karşılandığı toplantıya katılan Ergenekon tezgahından tutuklu bir tek isim var mı?
     Yok!
Sf: 87
     Metiner ve ekibi dünün en hızlı İran devrimi savunucularından Ahmet Hakan'ı o toplantıya götürmemişlerdi. Bursa İlahiyat Fakültesinde okuyan Ahmet Hakan ülkemizin gördüğü en hızlı İrancılardan biriydi. Kendi deyimiyle Antiparticiydi. Yani ülkemize İslam devriminin partiyle değil İran modeliyle geleceğine inanıyordu. TGRT'de muhabir olarak başladığı yayın hayatını daha sonra Kanal 7de sürdürdü. 
     Erbakan'ın kızına talip olmasının ve ret cevabı almasının ardından, Tayyip'in kerimesi Sümeyye'ye gönül veriyor, ancak buradan da boynu bükük kalması sonucunda önce Sabah Gazetesi'ne yatay geçiş yaptı. Ardından iyice entel dantel olarak bugün Hürriyet Gazetesi'nde durumu kurtarmaya çalışıyor. 
Sf: 88
     (...) İBDA-C'nin yayın organı olan Taraf Dergisi (...)
Sf: 94
Anayasa Mahkemesi'nin Başkanı Haşim Kılıçİslami Büyük Doğu Akıncılar Cephesi ya da bilinen adıyla İBDA-C'nin yayımladığı "Gölge" adlı derginin Ankara Temsilcisi'ydi. 
Sf: 95
     Tabii ki, Saddam'ın bu zulmünü lanetlememek olmaz. Ancak, "Kürt, Laz, Gürcü, Çerkez vs yok. Müslüman var, Ümmet var" derken ufacık bir yazıda bu denli çok olarak kullanılan "Kürt" vurgusu neden?
     (...) PKK'nın sarık altına gizlenmişleri, her nedense ölen her Türk'le ölmüyorlardı. 
Sf: 96
     Tayyip Erdoğan'ın kardeşliği, beyninin yarısı ve danışmanı Mehmet Metiner, aynı zamanda PKK'nın militan kazanma şubesi olan HADEP'in de Genel Başkan Yardımcılığı'nda bulunmuş, PKK'nın yayın organı olan "Demokrasi" ve "2000'de Yeni Gündem" adlı gazetelerde Yayın Danışma Kurulu Üyesi ve köşe yazarı olarak görev almıştı. 
Sf: 98
     İngiliz ajanı Kürt isyancısının torunu AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir (...)
Sf: 105
     "Mecburuz insanların akıllarının alacağı şekilde konuşmaya, insanların dilinden konuşmaya..."
Sf: 109
     Hiç düşündünüz mü?
     İktidar olmak için kutsal saydığı, "hiçbir zaman değişmeyecek bir doğru" olarak nitelendirdiği doğrularını, davasını bir gömlek gibi üzerinden çıkardığını söyleyebilen ve o gömleği çıkarıp attığını ilan eden bir insan, çıkarları söz konusu olduğunda daha nelerini fırlatıp atmaz.
Sf: 110
     Tayyip Genelevde
Sf: 121
     Tayyip ise hakkını arayan gurbetçileri “sahtekarlık yapmayın, paraları verirken bana mı danıştınız” şeklindeki sözlerle azarlamıştı.
Sf: 124
     Bir hukuk devletinde suç işleyen bir insanın yakalanması halinde “ne yapalım” diye Başbakan’a soruluyorsa, o ülke için asla “Hukuk Devleti” tanımı yapılamaz. 
Sf: 130
     (…) Ermeni kökenli AKP’li Bakan, Abdülkadir Aksu’ydu. 
     Kanlı Danıştay saldırısı olduğunda İçişleri Bakanlığı koltuğunda Ermeni kökenli Abdülkadir Aksu oturuyordu. Bu ülkede işlenen Atatürkçü aydın cinayetleri, emekli asker suikastleri, MİT mensuplarının öldürülmeleri, mafya cinayetleri, yüzde doksanlık bir oranla hep Abdülkadir Aksu’nun İçişleri Bakanlığı döneminde gerçekleşiyordu. 
Sf: 132
     (…) dün denecek yakın bir zamanda Tayyip muhalifi olan ancak çalıştığı gazeteden kovulunca Tayyip hayranlığında karar kılan bir başka damat Yiğit Bulut ile birlikte gammazlıyor, Tayyip ve Fetullah’ın gerçek yüzlerini ortaya çıkaran insanların yasalara aykırı bir şekilde cezalandırılmalarını istiyordu. 
Sf: 134
     Tayyip’in, aleyhinde en küçük bir yazı yazan isimlerin hakkında hemen milyarlarca liralık tazminat davaları açıp kişiyi yıldırma yoluna gittiği herkesin bildiği bir durumdu. Tayyip’in tazminat davaları ile yıldıramadığı insanları ise Ergenekon tertibi ile cezaevlerine gönderdiğini sağır sultan bile duymuştu. 
Sf: 135
     Ülkemizde işlenen cinayetler, katliamlar incelendiğinde hep aynı yapı, hep aynı isimlerle oluşan ortaklıklar öne çıkıyordu.
     Bunlar; CIA’in denetiminde faaliyet gösteren, Ermeni örgütlerinin organizesinde, yöneticilerinin ve tetikçilerinin büyük bir çoğunluğunu Ermeni asıllı isimlerin oluşturduğu, Hizbullah, PKK, El-Kaide gibi örgütlerle iş birliği içinde çalışan, Emniyet içinde yuvalanan Fethullahçı şebeke…
     Okyanus ötesinden Ergenekon adı ile uydurdukları örgüte; Fethullahçıların, Tayyip’in ve irticai oluşumların ipliğini pazara çıkaran insanları, PKK ve diğer örgütlere ülkeyi dar eden kahramanları, kiraladıkları kanı ve soyu bozuk bir kaç provokatöre değişik gerekçelerle aratıp, türlü türlü bahanelerle konuşturup, sonra da onlarla bağlantıları varmış gibi iftira atıp, Atatürkçü insanları terör örgütü elemanı olarak yaftalıyorlardı. 
Sf: 136
     Hırant Dink cinayetinde başrolde yer alanlar F Tipi örgütün elemanları iken, bu elemanları istihdam eden “Fethullah” sicilli Trabzon İl Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek’ti. 
     Olaya karışanların çoğunluğu, Ramazan Akyürek’in ve polisin kullandığı muhbirlerdi. 
     Malatya’da gerçekleştirilen Zirve Yayınevi katliamındaki failler, yine Emniyet’te yuvalanan malum örgüte çalışan isimlerdi. Malatya İl Emniyet Müdürü ise her Fethullah Gülen soruşturmasında yer alan ve Komiser rütbesiyle görev yaptığı Polis Koleji’nde Atatürkçü öğrencilere sergilediği olumsuz tavırlarla ünlenen Ali Osman Kahya’ydı. 
Sf: 146
     Hatırlarsınız;
     Konsolosluk binasına yapılan saldırıda, Amerikalılar Türk polislerini ölüme terk ederek kapıları kapayıp binayı kaçmışlardı. 
Sf: 147
(…) bu eylemlerini kamufle etmek için günahsız insanların evlerine gece yarıları baskınları düzenleyerek, sözde örgüt operasyonu maskesi ile gayrı meşru davranışlarını örtüyorlar ve sonra da dönüp: “Ülkeyi çetelerden temizliyoruz. Temizeller operasyonu yapıyoruz” diyorlar. Ellerindeki kan, ellerindeki kir ve ellerindeki pisliğe bakmadan…
     17 Mart 2010 tarihli gazetelerde yer alan haberlere göre: AKP Hükümeti’nin çocuklarımızı teslim ettiğimiz Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okul kantinlerinde çalışan 9 kişi cinsel istismardan, 13 isim uyuşturucudan, 11 çalışan dolandırıcılıktan, 34 görevli ateşli silahlar kanununa muhalefetten, 12 personel cinayetten, 13 kişi cinayet ve yaralamadan, 65 isim hırsızlıktan, 19 çalışan mali suçlar ve kaçakçılıktan, 10 kişi terörden, 17 görevli ise resmi belgede sahtecilikten kayıtlıydı. 
Sf: 149
     Yasin el Kadı da bu duruma dahil olan en önemli örneklerden biridir. Evrakta sahtecilik suçu işleyen Erbakan’ı yine aynı suçtan yargılanan Abdullah Gül affediyordu. 
     Türkiye’de Orhan Pamuk ve Turgut Özakman’ın ardından en çok kazanan yazarlar arasında üçüncü sırada gösterildim. Orhan Pamuk’un okunma sayısı 80 bin iken, bu dönemde “Musa’nın Çocukları” ve “Musa’nın Gülü” adlı kitaplarımın okunma sayısı 140 bindir. 
Sf: 150
     Tayyip, DGM Savcısına ifade verirken tutuklanma korku ve telaşı ile ne söyleyeceğini şaşırıyordu, kendi sözlerini inkar edip “Bunlar akıllı adam sözleri değil” bile diyebiliyordu. 24 Ağustos 2001 tarihli Milliyet Gazetesi, Tayyip’in Ümraniye’deki bu ihanet dolu konuşmalarını yayınlarken benim fotoğrafımın altına da şu başlığı atıyordu: 
     “İşte Tayyip’i yıkan adam…”
     “Bunlar bizim şeref madalyalarımız, bu yapılanları bir tarafa not ettiğimiz bilinsin.”
Sf: 153
     Basında çıkan haberlere göre ve bunların gerçek olmadığını temenni etmekle beraber yine de kara çarşaflı eşi, Atatürk’e hakaretleri, hukuk dışı tasarrufları nedeni ile Mutki’ye sürüldüğü iddia edilen Zekeriya Öz Ümraniye Savcısı yapılıyordu, karşı devrimin iftirasının kazasız belasız gelişip büyümesi için hiç bir fedakarlıktan da kaçınılmıyordu. Öyle ki Savcı Zekeriya’nın tayini çıkar, zamanın Adalet Bakanı bir koşu Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yanına varır, “Bu savcının tayinini durdurun bu savcı çok önemli bir soruşturmayı yönetecek” der. Ve savcının tayinini durdurur. 
Sf: 154
     CIA iş birlikçisi Seyyar Vaiz’in kaçtığı Amerika’dan (…)
     26 Ekim 2008 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde, Soner Yalçın’ın yazısında aynı oyunun daha önce aynı senaryo ile aynen bugün burada olduğu gibi, sözde Turuncu Devrim’in finansörü Soros’un rejisörlüğünde sergilendiğini okuyorduk. 
Sf: 155
     (…) Tayyip’in İstanbul Belediyesi’ndeki yolsuzluklarını ortaya çıkaran “El Tayyip” adlı kitabın yazarı Mehmet Bölük, bu şikayetin ardından 13 Haziran 2007 tarihinde Ukrayna’da geçirdiği şaibeli bir trafik kazası sonucunda hayatını kaybediyordu. Tayyip’e muhalif olanlar ve olma ihtimali olanlar her ne hikmetse ya trafik kazasına ya cinayete kurban gidiyor ya da türlü iftiralarla hapislere gönderiliyordu. 
     “Esat Coşan’ın 2001 yılında Avustralya’da ölmesinin ardından Gülen Cemaati ülkede daha rahat faaliyet gösteriyor.”
Sf: 160
Öyle ya o günlerde Ergenekon masalları akıllarına gelmiyordu ki onlara da Ergenekoncu desinler.
     Gelse de ne olacaktı?
     O vakitlerde bugünkü gibi emir eri kıvamında çalışacak hakim, savcı ve polisleri nasıl bulacaklardı.
Sf: 161
     O sıralarda sucuk imalathanesinde çalışıp işkembe, mumbar, bağırsak temizleyen, insanlara at ve eşek eti yediren Tayyip ve ekibine ise hiç kimse yüz vermiyordu.
     Bu isimlerle Tayyip arasında dağlar kadar fark vardı. İki satır yazıyı bile kaleme alamayan Tayyip’in bildiği tek şey sucukçuluktu. Sucuğun içine at eti, eşek eti nasıl yerleştirilir bir onu öğrenmişti. Kaldı ki o işi de eline yüzüne bulaştırmış, yakayı ele vermişti. 
Sf: 162
     Sucukçu Tayyip o günlerde kalan ezikliğini ve eziklikten doğan kompleks ve hıncını bugün hala sürdürüyordu. 
Sf: 163
     Yüksel’in İran yanlısı eylemleri Türkiye’de Vehhabi Şeriatını yaymak için oluk oluk para akıtan Suudi yönetimini ve onların buradaki taşeron örgütü olan MSP’yi ve yan kuruluşlarını telaşlandırmıştı. 
Sf: 165
     Metin Yüksel ve ekibinin öldürülmelerinin üzerinden daha 4 ay bile geçmeden, 5 Haziran 1980 tarihli Suudi kökenli Rabıta örgütü tarafından desteklenen Sebil Gazetesi Tayyip’i: “İslamcı gençliğin gerçek liderlerinden” diye tanımlıyordu. O zaman Metin Yüksel ve diğerleri sahte miydi?
Sf: 168
     (…) Mehmet Metiner hemen Menderes’e danışman olmuş ve Menderes’in geçirdiği şüpheli kaza sonucunda felç olmasının ve parti kurma olayının da bitmesinin ardından tekrar Tayyip’in yanına dönmüştü. 
Sf: 171
     “Davaları öyle kutsaldı ki, Hüseyin Üzmez küçük yaştaki çocuğa tacizden tutuklanınca önce yasa değişikliği yapmaya kalktılar. Ardından bir günde adli tıptan rapor çıkararak Hüseyin Üzmez’i tahliye ettirdiler. Tacizci çıkar çıkmaz kendisini Abdullah Gül’ün arayıp destek verdiğini ve affedeceğini söyledi. Tayyip ve Fethullahçıların yerli çete oluşumları, küresel ve küresel dışı teröristlerle olan ilişkileri bir yerden başlanarak araştırılıp sorgulandığında ülkemizde ne soygun ne vurgun ne yağma ne talan ne de faili meçhul cinayetler kalmayacaktır. Çete, örgüt ve benzeri oluşumlar ancak var olduğu yerde aranmalıdır. Söyleyeceklerim bu kadardır…”
Sf: 174
     Tayyip’in en yakınındaki iş adamlarından Zeynel Abidin Erdem’in yanında çalışan Fikriye Bengü Caymaz kimin kızı diye sorarsanız?
     Cevap;
     Oldukça basit!
     Yaşar Büyükanıt’ın.
Sf: 175
     1990 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri’ne alınacak 52 adet nakliye uçağı için açılan ihalede bazı gerçekler ortaya çıkıyordu. Örneğin bu uçakların İspanyol ordusu tarafından bile kullanılmadığı!
     Merkezi Londra’da bulunan ve yaptığı araştırmalarda alanında “güvenilir ve saygın” bir yere sahip olan IISS ya da tam adıyla The International Institute for Strategic Studies (Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü) tarafından yayımlanan ve dünyadaki bütün ülke silahlı kuvvetlerinin envanterini tüm detaylarıyla gösteren Military Balance yani Askeri Denge adlı yıllığın 1990 nüshasında CN-235 ya da nam-ı diğer CASA uçağının sadece iki ülke tarafından kullanıldığı yazıyordu: 
     Botswana ve Panama... Bu iki ülkede sadece dört adet vardı. Askeri amaçlarla kullanılmıyorlar, hurdalıkta tutuluyorlardı.
     Amerika bu uçakların hava sahalarından geçmesini bile yasaklamış, keza bu uçakların kullanımı Yunan'ın dandik devletinde bile bu uçaklar "teknolojik açıdan geri" ve "sakıncalı" bulunmuştu. 
     Kaldı ki üretici ülkeler olan İspanya ve Endonezya ordusunda bile kullanımı yasaktı.
     İspanya'da sadece iki tane vardı ve onlar da askeri amaçlı değildi.
     Ancak,
     Dünyada sadece Türkiye, evet sadece Türkiye bu uçaklardan almaya kalkıyordu. Hem de 52 tane...
     Kararı kimler vermişti?
     Ne uğruna?
     Neden ve nasıl?
Sf: 177-178
     İhalede dönen dolapları Meclis gündemine getirmek için önerge veren milletvekili: SHP Milletvekili Tevfik Koçak... Bu önergeyi ertesi gün Meclis Başkanlığından sahte imzayla geri çeken ve aynı zamanda firma temsilcisi Zeynel Abidin Erdem'in sağ kolu olan dönemin SHP milletvekili: Şimdinin Şişli Belediye Başkanı ve Ati'deki Başbakanımız (!), Mustafa Sarıgül'dü. 
Sf: 182
     Aylardır Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Özden Örnek'e ait olduğu iddia edilen darbe günlükleri ile yattık, kalktık. Bu günlüklerden yola çıkılarak kimi generaller başta olmak üzere Atatürkçü insanlar darbeci ilan edildi. Yakalandı, sorgulandı, cezaevlerine gönderildi, hayatlarına kast edildi, ocakları söndürüldü.
     Ancak,
     Ne hikmetse, yazmadığını açıkladığı günlüklerini deli kızın donunu ipe asıp sergilediği gibi dört bir yana dağıtan Özden Örnek (...)
Sf: 184
     Hiç çetelerle iç içe olanlar çetelere bir şey yapabilirler mi? Yapabilecekleri ve yaptıkları yurtsever, Atatürkçü insanlara örgüt iftirası atarak asıl ihanet şebekelerini gizlemekti.
Sf: 186
     Camialtı'nda kaç yıl futbol oynamıştı?
     Dört yıl...
     15 artı 4 etti mi 19...
     Bu ülkede 18 yaşına giren insanlar reşit olmuyor mu?
     Tabii ki, oluyor....
     Ama Tayyip olmuyor.
     Neden mi?
     Tayyip de herkes gibi 18 yaşında reşit oluyorsa 19 yaşında katılacağı karma için neden babasının muvafakati isteniyordu?
Sf: 205
     Tayyip, Akıncılar Derneği'nde hiç bir zaman genel başkan olamadı. 1975 yılında kurulan Akıncıların ilk Genel Başkanı T. Rıza Çavuş, 1976'da Mehmet Tezel, 1977'de Mehmet Tellioğlu oluyordu. 1979'a geldiğimizde ise Genel Başkanlığa Mehmet Güney getiriliyor, 27.11.1979 tarihinde ise Akıncılar Derneği kapatılıyordu. 
Sf: 208
     Ya da Ermeni Said'in nurculuğunun?
Sf: 213
     Tayyip'in bir diğer huyu da cimriliğiydi. Elini öpmek için sıralanan çocuklara para vermemek için distribütörü olduğu firmanın mamullerinin eşantiyonlarından dağıtıyordu.
     Elbisesinin eskimeyen tek kısmı cepleriydi. Şemsiyesini ancak güneşli bir günde ödünç verebilecek bir kişiliği vardı. 
Sf: 214
     Emine'ye gül almak zorunda kalsa bunu reçel halinde alıyordu. Evliliğinin ardından balayına gittiğinde Emine'yi yanında götürmeyerek "balayını ucuza getirdim" diye övünüyordu. Yavaş çekim tekniğini bulan kişinin Tayyip'in cüzdanına davranmasından esinlediği söyleniyordu.
Sf: 215
     (...) gençleri genelevden kurtarmanın yolunun onları toplu olarak evlendirmek olduğunu söylüyor ve ilave ediyordu:
     "Tabii. Ben kendi nefsime uyguladım oldu. Bana olduğuna göre bir başkasına da olabilir."
     Tayyip'in bu sözleri üzerine "Genelevlere gitmemek için evlenmiş" şeklinde "Musa'nın Çocukları" adlı kitabımda yazınca, bana çok kızıyor ve benden faizi ile yirmi milyar lira istiyordu. Ardından Ergenekon tezgahı ile istikamet cezaevi.
Sf: 223
     (...) kitabın son sayfasındaki özgeçmişinde ise 50 yaşından sonra Newport Üniversite'sinden mezun olduğunun sevincini yaşıyorduk. 
     Böylece kitaba başlarken üniversiteye başörtüsü engeline takıldığı için gidemediğini öğrenip üzüldüğümüz Şenlikoğlu'nun evlere şenlik bir açıklamayla kitabın sonunda bir üniversiteden hem de Newport Üniversite'sinden mezun olduğunu öğreniyorduk.
     Öğrenmesine de, yalnız burada ufak bir sorun var gibi. Sanki İslam'da yalan söylemenin büyük günahlardan olduğu şeklinde bir bilgi aklımda kalmış.
Sf: 231
     Anadolu'da bir söz vardır: "Hıyar yemekle güzelleşilseydi, hıyarı en çok tüketen bizim köyün eşekleri güzellik kraliçesi seçilirdi."
Sf: 232
     Türkücü Yavuz Bingöl, Tayyip'in sanatçıları davet ettiği kahvaltıda, onun Ahmet Kaya'ya yapılanlardan bahsettiğini, kendisinin ve Emine'nin Ahmet Kaya'nın görüntülerini izlerken ağladıklarını anlatıyordu.
     Halbuki;
     Ahmet Kaya milletin de izlediği o görüntülerde PKK renkleri taşıyan paçavraların önünde:
     "Bir dostu özledik, Apo'yu özledik!" diyordu.
     Emine ile Tayyip ise bu sözlerin sahibi Ahmet Kaya için ağlıyormuş.
     Ya; bu topraklar için şehit düşen askerler için kimler ağlayacak?..
     Şehitlere "kelle" ve Apo'ya "sayın" diyenler mi?
Sf: 234
     Ne yani şimdi Nimet'e inanıp, Tayyip'in Canan Arıtman'a selam söylemek için mi telefon ettiğini kabul edelim. 
     Biri bizi işletiyor mu ne?
Sf: 238
     'Nasıl olacak' diye sormadık.
     Erkekler genellikle çocuk istemek konusunda kadınların etkisi altında kalırlar. Kadının güçlü bir şekilde çocuk istemesi, zamanla erkeğe de sirayet eder ve erkek kadındaki annelik duygusunu 'içselleştirerek' çocuk istediğini zannetmeye başlar. 'Erkeğin yaradılışında bulunmayan' çocuk sahibi olma duygusunun arkasında mutlaka bir kadın vardır...
Sf: 239
     Emine bunu korumalara söylüyor, ancak ölüm döşeğinde olan kocasıyla ilgilenmiyor, o gün Tayyip için Cumhurbaşkanlığı hayal oluyor, geceki sıkıntıyı nasıl öğrendiyse basına sızdıran Abdullah Gül ise Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturuyordu. 
     Böylece Tayyipgillerin Abdullah Gül'ün kızını oğulları Burak'a istemeleri, kızlarını vermemek için eğitimini bahane etmeleriyle hız kazanan soğukluk, Emine ile Hayrunnisa'yı bir daha bir araya getirtmiyordu. 
Sf: 240
     Gülmeyin!
     Hiç bir şey olmamış gibi yapın.
     Zekeriya her zaman olduğu gibi altı yedi saat beklettikten sonra makamına teşrif etti. Niye bekletmesin. Yandaş basının ertesi gün aynı başlıklarla çıkması lazım... "Savcı dokuz saat ifade aldı."
Sf: 241
     Sorduğu "Onu tanıyor musun, bunu tanıyor musun, şunla niye görüştün, bunla niye konuştun?" sorularına: "Bu tür zırvalarla uğraşacağına Tayyip'in Papa ile görüştüğü gün Emine Erdoğan Kürşat Tüzmen'in evinde kimle görüşmüş onu araştır. Sana cevabım bu." dedim.
     Hayatımda bir insanın bu denli korku ve telaşa kapıldığını ilk orada gördüm. Önce sesi kısılan, nutku tutulan Zekeriya, "Ben bunu ifadeye yazamam" şeklinde itiraz etti. Ben de kendisine "O halde ifadenin altına imzayı sen atarsın" diye cevap verdim.
     Korku ve panikle gözleri faltaşı gibi açılan Zekeriya, "O zaman ifadeyi imzalamayacağını kayda aldırayım. Kendimi kurtarayım" şeklinde bir teklif getirince "İyi yazdır" dedim ve böylece Zekeriya derin bir oh çekti. 
     İfade vermemin üzerinden çok geçmeden, 28 Ağustos 2008 tarihli Sözcü Gazetesi manşetten hemen hemen tam sayfa "Emine Hanım, Kürşat Tüzmen'in evinde kiminle görüştü?" başlığıyla çıkıyor, "Çok gizli görüşme Papa'nın Ankara'ya geldiği gün gerçekleşmiş. Böyle bir görüşme oldu mu? Olduysa kiminle yapıldı? Ne konuşuldu?" şeklinde sorular soruluyor, ancak dağlardan taşlardan ses geliyor, Emine'den ve Tayyip'ten çıt çıkmıyordu. Onu diğer gazeteler ve internet siteleri takip ediyordu. 
Sf: 245
     Burası hukuk devleti mi?
     Hadi ya?
     Biz niye senelerdir içerideyiz o zaman?
Sf: 246
     Menderes, Necip Fazıl'a örtülü ödenekten para verirken: "Arada bir beni de eleştir ki durum anlaşılmasın" şeklinde nasihatte bulunuyordu. 
     Bülent Arınç'ın annesi için verilen yemeğin bedelini Manisa Emniyet Müdürlüğü ödememiş miydi?
     Abdullah Gül, Devlet Bakanlığı döneminde devletin paralarını şahsi harcamalarında kullandığı için mahkum olmamış mıydı?
     Cumhuriyet tarihinin örtülü ödenek harcama rekorunu kıran Tayyip, bu paraları nereye harcadı zannediyorsunuz?
Sf: 247
     "Bir insan ideolojisini, hayallerini, emellerini bir ceket gibi çıkarabiliyorsa, başka şeylerini de çıkarabilir demektir."
Sf: 248
   " (...) Bir gün onu kafuriden (kafur ağacından) yontulmuş asil ve parmaklarıyla kılıcının kabzasını kavramış zarif ve ince endamıyla bir masaya eğilmiş ve gök gözleriyle dünya haritasını süzmeye başlamış olarak göreceğiz..."
Sf: 252
     "Kestiği tavuk kırk gün bacak sallar," "Yüzünü gören tavuk yumurtadan kesilir," "Bastığı yerden ot bitmez" ya da "Maşallah dediği üç gün yaşıyor" şeklindeki atasözleri sanki Tayyip için söylenmişti. 
Sf: 253
     Atın gösterdiği bu asil davranışı bu millet gösteremiyor, o ve onun gibileri yıllarca sırtında taşıyordu. 
     Balıklar bile Tayyip'in o bölgeye geldiğini hissedince başka taraflara gitmişti. 
Sf: 255
     Tayyip'in tek amacı mağdur rolünü oynamak da değildi. Kendisine suikast yapılacağı söylentileri sonucu evinde akşamları kalmadığı da oluyordu. 
Sf: 258
     (...) Fethullah'ın en yakınındaki isimlerden Tuncay Güney (...)
     Öncelikle şunu belirtmeliyim. Dağ başında okuma yazma bilmeyen herhangi bir çobanı tutup Keçiören'e getirseniz gördüğü en şatafatlı, fotoğraflı, isim levhalı, koruma ordulu evin Tayyip Erdoğan'a ait olduğunu hemen anlar...
     Ancak ne hikmetse yeni yeni türeyen bir takım teröristler (!) her tarafından "Tayyip, Tayyip" sesleri fışkıran Tayyip'in evini bulamama riski taşıdıklarından olacak, suikast planlarken Tayyip'in evinin krokisini de çizip evlerinin en başköşesine koyuyor, işerlerine adeta çerçeve yapıp asıyorlardı. 
Sf: 261
     Tayyip'i öyle korkuttular ki, adam zaten kendisinde pek olmayan sağlıklı düşünme yeteneğini bile tamamen kaybetti. 
Sf: 263
     Hala kitlesel propaganda alanında deha kabul edilen Goebbels'in "büyük yalan" tekniği gerçeği kökünden yok saydırmayı sağlıyordu.
Sf: 265
     (...) küfür ve Tayyip de aynı şekilde hiçbir zaman birbirinden ayrılamayan bir ikili oluşturmuştu.
Sf: 267
     Evin danası öküz olmaz. 
Sf: 269
     "Görüntünün farklı olması lazım... Mücadele anında görüntüyü azametli hale getirmek için ipek tavsiye olunur. Peygamberimizin uygulamaları var. Harp halinde ipek tavsiye olunur."
     Tayyip ipek giymeyi harp haline bağlıyordu. Peki, kimle harp halindeydi?
     "Tabii ki Laik Demokratik Cumhuriyet ve O'nun müdafileriyle..."
     (...) Tayyip Başbakan olduğunda, adeta kendine sponsor olan giyim firmalarının reklamını yapar gibi ceketini çıkartırken etiketinin görünmesine olağanüstü bir özen gösteriyordu. 
Sf: 275
     Yılbaşı gecesi AKP Adana Milletvekili Dengir Mir Mehmet Fırat Abant'ta rakıyla, Kültür Bakanı Ertuğrul Günay ise Antalya'da alkol duvarını şarapla deliyordu. 
Sf: 276
     Bu araştırmanın ardından araştırmayı yaptıran ATO Başkanı Sinan Aygün Ergenekon Terör Örgütü üyesi olmak suçlamasıyla gözaltına alınıp tutuklanıyor, ardından tahliye ediliyordu. 
Sf: 277
     Erdoğan 2003 yılında 103 milyon 12 bin 740 YTL, 2004'te 107 milyon 375 bin 284 YTL, 2005'te 84 milyon 88 bin 668 YTL, 2006'da 207 milyon 646 bin YTL, 2007 senesinde ise 260 milyon 740 bin YTL, 2008 ve 2009 yıllarında ise 300 milyon YTL tavanına çıkıyor, milletin parasını oldukça rahat, oldukça keyifli harcıyordu.
     Bakanlarının yarıya yakını ve milletvekillerinin çoğunluğu dolandırıcılıktan nitelikli dolandırıcılığa, naylon faturadan, cürüm işlemekten çete oluşturmaya kadar bir çok suçtan dosyası olan Tayyip'in örtülü ödeneğin başına nasıl birini getirmesini bekliyordunuz?
     Tabii ki kendilerine yakışanı bulmuş.
     Kümese müdür aranıyormuş Tilki de müracaat etmiş.
     Tilki'yi çok beğenmişler, "Ne ücret istersin?" diye sormuşlar...
     Tilki;
     "Ben gülmekten söyleyemeyeceğim, artık siz ne verirseniz" şeklinde cevap vermiş. 
Sf: 279
     Dünyada toplam 189 bin hektara ekilen haşhaşın yüzde 93'ü Afganistan'da.
Sf: 282-284
     BCCI'nin, Tayyip'in yine Sudan'da gizlice baş başa görüştüğü, Gülen okullarının Sudan'da açılmasını sağlayan silah kaçakçısı Fetih El Hassenein'le de çok sıkı dostluk ilişkisi vardı. 
     ABD'nin uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadeleden sorumlu kuruluşu DEA'nın uyuşturucu raporunda yer alan bilgilere göre:
     "Türkiye üzerinden ayda ortalama dört ile altı ton eroin Bin Ladin bağlantılı gruplar tarafından batı ülkelerine taşınıyordu."
     Dünya uyuşturucu trafiğinin başındaki küresel terörün lideri olan isimler ve onların dizi dibinde bir Başbakan.
     Yurt içinde uyuşturucu kaçakçılığına en çok adı karışan isimlerden Yeşildağ Kardeşler ve onlarla çok yakın ilişkide olan bir Başbakan...
     Yine uyuşturucu sabıkalısı Kasımpaşalı Kudret ve onla ilintili bir Başbakan...
     Mehmet Erdoğan uyuşturucudan daha yeni tutuklandı. Amcası Başbakan...
     Peki,
     Bütün bu gerçeklere rağmen narkotikten sorumlu İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Mehmet Likoğlu 14 Haziran 2010 tarihli Fethullah Gülen'e yakınlığı ile bilinen Zaman Gazetesi'ne bir demeç veriyor ve bakın ne diyor:
     "Ergenekon, uyuşturucu kaçakçılığında PKK ile ortaklaşa çalışıyor."
     El insaf.
     Hani Allah'tan korkmuyorsunuz anladık da, kuldan da mı utanmıyorsunuz?
     Uydurduğunuz Ergenekon'da uyuşturucu ile yakalanan bir tek kişi bile var mı?
     PKK'lı teröristleri davul zurna ile karşılayıp Atatürk'ün fotoğraflarının, Türk bayraklarının teröristler rahatsız olmasın diye kaldırıldığı çadır mahkemelerinde affeden, onlara kahve, çay ısmarlayan, PKK bayrakları ve elbiseleri ile şov yapmalarını sağlayan ve "Türkiye'de güzel şeyler oluyor" diyen kimdi?
     Şehitlere "kelle", Apo'ya "sayın" şeklinde konuşan kimdi?
     Doğu ve Güneydoğu'ya "Kürdistan".
     BM Uyuşturucu Raporunda niye sıkça Türkiye'nin adı geçiyor?
     Çünkü;
     "Türkiye, güneybatı Asya'da üretilip Avrupa'da tüketilen eroinin temel geçiş ülkesi özelliğini koruyor."
     ABD'nin uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadeleden sorumlu kuruluşu DEA'nın uyuşturucu raporunda Türkiye nasıl yer alıyor?
     "Türkiye üzerinden ayda ortalama dört ile altı ton eroin Bin Ladin bağlantılı gruplar tarafından batı ülkelerine taşınıyor."
     Peki,
     Her ay binlerce kilo uyuşturucunun taşındığı benim ülkemde ne yapılıyor?
     Bir zamanlar Tayyip ile aynı partide görev yapan, Türkiye'nin en büyük uyuşturucu kaçakçılarından biri karakol basıp polis dövüyor ve adamını oradan alıp elini kolunu sallayarak çıkıp gidiyor.
     Başka,
     Arada sırada da göstermelik uyuşturucu operasyonları düzenleniyor, ülkemdeki tüm görsel ve yazılı medya davet ediliyor ve başlıyor reklamlar:
     "Uyuşturucu köpeği bilmem ne, kokladı. Kokladığı yerden şu kadar uyuşturucu ele geçti."
     Ele geçen ne?
     Yem!
     Kaçırılan miktarın binde biri bile değil. 
     Ama medyada sürekli olarak sözde uyuşturucu yakalayan köpeklerin reklamı... Onlara bir methiye, bir methiye ki sormayın gitsin. İtler üzerinden de sahiplerine övgü. Her kanalda uyuşturucu köpeklerinin serüveni...
     Hani adları "it" olmasa tut kulaklarından oturt uyuşturucu ile ilgili birimlerin başına.
     Oradaki görevliler ne mi olacak?
     Verin ellerine paspası silsinler yerleri!..
     Nasıl olsa arada bir demeç verip suçları masumların üzerlerine atarlar. 
Sf: 285
     Var oğlu var...
     Peki, nede mahalle baskısı yok?
     Kumarda yok!
     Nasıl mı?
     AKP yedi yıldır iktidarda. 
     Milli Piyango Teşkilatı da Hükümet'in denetiminde...
     Milli Piyango Genel Müdürlüğü, AKP'nin en çok kadrolaştığı alanlardan. Örnek olsun; İslamcı hareketin önemli ismi, eski İstanbul Müftü Başmuavini ve Başbakan Tayyip Erdoğan'ın okul arkadaşı Timurtaş Hoca'nın oğlu Bekir Yunus Uçar yakın zamanda Spor Toto Teşkilatı Müdürü oldu. 
Sf: 287
     Şimdi neredeler?
     Neden yazmıyorlar?
     Varsa yoksa Kürtlere özgürlük, hepimiz Ermeniyiz. Açılım da açılım...
     İlle de Ergenekon.
Sf: 289
     Tayyip, güçsüzden gelen en ufak tepkiye bile en ağır bir şekilde karşılık verirken, güçlü karşısında ise boyun eğiyor, adeta biat ediyor, süt dökmüş kediye dönüyordu.
     Tayyip'in Davos şovunun ardından, İsrail'in Kara Kuvvetleri Komutanı Mizrahi:
     "Türkiye ermenilere soykırım uyguladı, Kürtleri katlediyor, Kıbrıs'ta işgalci" şeklinde hezeyanlarda bulunuyor, göstermelik yapak tepki gösteren Davos'un çakma Fatihi Tayyip'in bu defa gıkı bile çıkmıyordu.
     Oysa;
     Tayyip, 2002 yılında "Bin yıllık koca Türkiye 50 yıllık bir ülkeden mi çekinecek" demişti.
     DTP'li Osman Baydemir, "Meşe dalının hangi dalı nerenize battı sayın hükümet" derken gıkları çıkmıyor, yine Baydemir'in "hass..tir" şeklindeki fırçalarına "eyvallah" diyorlardı. 
Sf: 290
     Hasip Kaplan'ın "Tayyip kafayı yemiş" şeklindeki ithamları karşısında dut yemiş bülbüle dönüyorlardı. 
     Van Milletvekili Özdal Uçar, Erdoğan için "kalın kafalı" şeklinde konuşuyor, bu ithamlara kimse cevap veremiyordu. 
     Nasıl versin?
     Kapatılan DTP'nin Şırnak milletvekili olup Kato dağında yapılan ve PKK'nın paçavralarının açıldığı festivalde konuşan Sevahir Bayındır, bakın Tayyip'e nasıl sesleniyordu:
     "Bu halka verdiğin sözü tutmazsan, bu halk senin kafanı keser."
     Sevahir Bayındır'ın 'bu halk'tan kastettiği ne?
     PKK paçavrası açan teröristler!
Sf: 291
     Belli ki görevlerinin Başbakan'ın işaretiyle parmak kaldırıp indirmek olduğunun da farkında değiller!
     Bu iş böyledir zaten. Eğer kimin milletvekili olacağına "partinin başkanı" tek başına karar veriyorsa kimin ne söyleyebileceğinin sınırını da o çizer.
     Bizim siyasi düzenimiz böyledir. Sağcısı, Solcusu, İslamcısı, Laiki çok fark etmez.
     Başta bu duruma razı olup, milletvekili olmak için başkanın ağzının içine bakarsanız, sonra ne söyleyeceğinizi ne söyleyemeyeceğinizi anlamak için de onun ağzına bakmanız gerekir.
Sf: 294
     9 Mart 2009 tarihinde Aydın'da seçim otobüsü geçerken 13 yaşındaki Mustafa, "Allah belanızı verecek" diye bağırdığı iddiasıyla Tayyip onu otobüse çağırıyor ve çocuğun boğazını sıkıyordu. Boğazını kararttığı küçük Mustafa'dan şikayetçi olan Tayyip çocuğun cezalandırılmasını istiyor, küçücük bir çocuk için üç yıl hapis istemli dava açılıyor, ancak çocuk davadan beraat ediyordu. 
     Tayyip hakkında Akıncılar Derneği'nde yerleri paspasladığı dönemlerde şu tanımlamalar yapılıyordu:
     O kadar geçimsizdi ki, gölgesi bile kendisini beş on adım kadar arkadan izliyordu. Tayyip'e hizmet etmekten zevk duyacak bir tek insan vardı, o da mezarcı! Fakat yine de hakkını yemeyelim son derece gelişmiş bir kardeşlik duygusu vardı. 
     Sopa yiyen bir eşek gördü mü hemen yardımına koşardı.
     Sırt sıvazlıyorsa dikkatli olunması gerekir. Çünkü bıçağı saplayacağı yeri bulmaya çalışıyordur. Sırtınıza bıçağı saplamakla da kalmaz, bir de "Bıçak taşıyor" diye sizi polise ihbar ederdi!
Sf: 296
     Peki, itham edildiği suçu mu soruyorsunuz? Devlet büyüklerine hakaret... Evet, bu şekilde Tayyip Erdoğan kendi memleketinde hemşerisini hapse attıran Başbakan olarak da tarihe geçmiş oluyordu...
Sf: 297
     Aynı polisler, mahkeme kararı ile duruşmalara getirilmesi istenen DTP'lilere 'sizi mahkemeye götürmemek için geliyoruz' diye haber gönderiyorlar, DTP'liler polisin DTP binasında olduğu saatlerde TV, TV gezip beyanatlar veriyor, polisler DTP'den ayrıldıktan sonra parti binasına geliyorlardı. 80 yaşının üzerindeki Atatürkçü insanlar ile yıllarını bu ülkeye hizmet için vermiş emekli akerlerin evlerini gece yarıları basan polis, DTP'ye gösterdiği hoşgörünün fazlasını Deniz Feneri Derneği le Kanal 7 televizyonu için gösteriyor, buraları gündüz vakti aramaya geliyor ve böylece pastalı börekli arama (!) gerçekleştiriliyordu. 
Sf: 298
     Tayyip namaza 15 dakika geç geliyor, bu nedenle ezan ve namaz vakti de 15 dakika tehir ediliyordu. 
Sf: 299
     Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin giriş merdivenleri tarihinde hiç görmediği olaylara tanık oluyordu. Her sabah takım elbiseleri ve kıravatları ile kuyruk oluşturan milletvekilleri ve bürokratları gören insanlar "Bedava sanayağı(margarin a.n.) mı dağıtılıyor" diye birbirlerine soruyorlardı. 
     Sanırsınız reklam amaçlı ucuz mal satan mağazalar kapılarını birazdan açacak. Bu kelli felli adamlar canhıraş içeri dalacak. Oysa bu milletvekilleri, bürokratlar ve dahi bakanlar saatlerce pür dikkat Tayyip'in gelmesini bekliyorlardı.
     Tayyip'i Meclis merdivenlerinde karşılayacak, saygılarını sunacak, göze girmeye çalışacaklar...
     Öyle ya;
     Tayyip kendini boşa mı Padişah sanıyor?
Sf: 300
     Küçük çocuğa tacizde bulunan Hüseyin Üzmez'i yargılayan mahkemenin başkanı Tayyip hakkında soruşturma ve Fethullah hakkında dava açan eski DGM savcısı da yasa dışı dinleme dahil bir çok hukuksuzlukların muhatabı oluyordu. 
Sf: 301
     Kaçmaz, Gül hakkında da kayıp trilyon davası kapsamında verilen takipsizlik kararını kaldırarak Cumhurbaşkanı'nın yargılanması gerektiğine hükmetti. Kaçmaz'ın bu kararını Çankaya Köşkü "Kötü niyetli" olarak değerlendirirken, Başbakan da bu kararın bağlayıcı olmadığını savunmuştu. Tartışmalar sürerken Kaçmaz hakkında Adalet Bakanlığı müfettişleri inceleme başlattı. İnceleme konusunun da Ergenekon soruşturması kapsamında olduğu anlaşıldı. Bu çerçevede Kaçmaz'ın telefonlarının da dinlendiği ortaya çıktı.
     Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner; İsmailağa Cemaati, Albayraklar ile Fethullah Gülen grubuna yönelik yaptığı soruşturmalar nedeniyle Ankara'nın hedefi oldu. Cihaner hakkında 3 ayrı soruşturma başlatıldı. Cihaner de Ergenekoncu yaftası yedi ve tutuklandı. Cihaner'in avukatı Turgut Kazan:
     "Tüm yargıç ve savcılara yönelik bir tehdit ve sindirme örneği ile karşı karşıyayız" dedi.
Sf: 302
     İsmail Ağa Cemaati bu mahallede bir İslami getto kurmuş, "kurtarılmış" bölgelerinde şeriat kurallarıyla yaşayıp gidiyordu.
     Bu cemaat Nakşibendiliğe bağlıydı.
     Eğer cemaat üyesi değilseniz semtte ev bulmayı bırakın, sokaklarda dolaşmanız bile olanaksızdı.
     Cemaatin lideri ise Trabzon Çaykara doğumlu Mahmut Ustaosmanoğlu'ydu.
     Nakşibendi Şeyhliğini 1960 yılında ölen Ahıskalı Ali Haydar Efendi'den almıştı. Cemaatin Türkiye genelindeki sempatizanlarının sayısı yüz binlerle ifade ediliyor.
Sf: 303
     Cemaatin üye ve yöneticilerine "içeriden" bilgi sızdırıldığı anlaşılınca operasyonlar askıya alındı.
     Erzincan Başsavcılığı cemaat üyesi 9 kişiyi gözaltına aldı.
     Ondan sonra olanlar oldu!
Sf: 305
     Nakşibendi tarikatının bir kolu olan İskenderpaşa liderinin müritleri arasında Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Unakıtan, Abdülkadir Aksu, Necmettin Erbakan ve Turgut Özal gibi isimler de yer aldı. Kotku'nun yerine damadı Esat Coşan geçince Ustaosmanoğlu da kendi "yolunu" çizmeye başladı.
     Uzun yıllar imamlık yaptığı İsmailağa Camii'si nedeniyle grup, İsmailağa Cemaati adını aldı. Cemaat İstanbul Fatih'te Türkiye'nin en dikkat çeken radikal İslami gettosunu oluşturdu. Cemaatin önde gelen bazı isimlerinin Salih Mirzabeyoğlu liderliğindeki İBDA-C ile birlikte hareket ettiği de biliniyor.
     Tarikatları din sömürüsü olarak nitelendiren Üsküdar Müftüsü Hasan Ali Ünal'ın eleştirilerinin odağında İsmailağa Cemaati de yer aldı. Çünkü Müftü Ünal görev yaptığı Üsküdar ve çevresinde cemaatin hakimiyetini kırmaya ve güçlenmesini engellemeye çalışmıştır.
     Cemaat lideri Ustaosmanoğlu Üsküdar bölgesindeki camilerde cemaate vaaz vermek isteminde bulunmuş, ancak Müftü Ünal bu isteğe olumsuz cevap vermişti. Ustaosmanoğlu Üsküdar Müftüsü Ünal hakkında dövülmesinin caiz olduğu fetvasını da çıkarmıştı. "Dayaktan anlamayan" müftü kısa bir süre sonra bir inşaatta kafasına beş kurşun sıkılarak öldürülmüş halde bulundu. Olayın ilk şüphelisi İsmailağa cemaatinin şeyhi Ustaosmanoğlu oldu. Gözaltına alınan Ustaosmanoğlu tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. 
Sf: 306
     İmdat Kaya imamlara verdiği direktiflerde laik demokrat yapılı insanların cenaze namazlarını kıldırmamalarını, bunların cenazelerini yıkamamalarını, yıkar gibi yaparak budaklı odunla tecavüz etmelerini de istiyordu. 
Sf: 307
     (...) koruma sayısı arttırılan Yalçınkaya'ya yönelik eski TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın "Ölüm en büyük gerçek. Bunu Başsavcı da görmeli, siyasetçiler de görmeli, herkes görmeli. Ölüm bize şahdamarımızdan daha yakın" şeklindeki sözleri üstü örtülü tehdit olarak yorumlanmıştı. 
Sf: 308
     Sinan Kuş gibi Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi Hakimi İsmail Şahin de tanıdık bir isimdi. CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu, Hakim İsmail Şahin'in hamiline çek gibi boş kararlara imza attığını ileri sürmüş, bununla ilgili belgeler göstermişti.
     Tayyip Erdoğan'a "ishal" raporu vererek yargılandığı mal varlığı davasına gitmemesini sağlayan Haseki Hastanesi Dahiliye Kliniği Şef Yardımcısı Hikmet Feyizoğlu'nun kardeşi, SSK İstanbul Bölge Müdürlüğü'ne getiriliyordu.
     Erdoğan'ın Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde yargılanan işadamı Mustafa Albayrak'a işkence yapıldığına dair sahte rapor düzenlediği iddiasıyla açılan davada yargılanan Doktor, "Hudutlar ve Sahiller Genel Müdürü" oluyordu.
     Tayyip'in Siirt konuşması nedeniyle yargılandığı davada muhalefet şerhi koyarak Tayyip'in ceza almamasını isteyen Yargıtay Hakimi Muhittin Mıhçak'ın eşi Hayriye Mıhçak'ı, İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü'ne atıyorlardı. 
     Ses sanatçısı Sevim Tanürek'e otomobili ile çarparak ölümüne neden olan oğlu Ahmet Burak Erdoğan için "tamamen kusursuz" raporu vererek beratını sağlayan Adli Tıp Trafik İhtisas Dairesi Başkanı Eyüp Çakmak, Türkiye Denizcilik İşletmeleri'ne (TDİ) Genel müdür Yardımcısı olarak atanıyordu. 
Sf: 309
     “Polis Akademisi’ndeki PKK açılım toplantısında neden sadece yandaş gazetecilerin görüşleri dinlendi?
     Öbür gazetecilerin görüşleri neden dinlenmedi?
     Alemsiniz yani.
     Görüşleri dinlenmeyen gazeteciler sadece onlar da ondan… Çağırıp dinlediler ki, ne düşünüyorlar öğrensinler.
     Malum, telefonları dinlenen öbür gazetecilerin görüşleri zaten biliniyor. Polis teşkilatımız tarafından… Eee, 24 saat dinledikleri gazetecileri bir de toplantıya çağırıp ekstra dinlemenin manası var mı?

     Dinle dinle aynı şey… Yanardöner değiliz ki birader, telefonda ne diyorsak o. 
Sf: 315
     Eski bir Türkiye Büyükelçisi darbe iddialarının saçma olduğunu söyledi. “Ordu darbe yapacak olsaydı bu darbe hakkında 5.000 sayfalık not yazmazdı.”
     Artık orduya belden aşağı da dahil vurmak serbest. 
     Bu değişimin arkasında yatan güç AKP’yi destekleyen Fethullah Gülen Hareketi (FGH).
     Gülen’in din anlayışı laik Türkiye’yi kendi görüşlerine göre yeniden biçimlendirmek.
     FGH yargı, polis ve bürokraside önemli mevkilere getirildi.
     Polisi kontrol altında tutan ve yargıda etkisini arttıran Gülen hareketini eleştirmek tabu oldu.
Sf: 318
     Hitler’in parlamento darbesiyle kurduğu bu cumhuriyetin silah gücü neydi: Polisler.
     Hitler’in diktatör olmak istediğini anlamayıp ona “Yetki kanunu” veren kimlerdi: Merkez sağ partiler.
     Hitler’i diktatör yapacak yasalara ve uygulamalara mecliste karşı çıkan kimdi?
     88 Sosyal Demokrat Milletvekili.
     Hitler’in arkasındaki meclis gücü neydi: 441 milletvekili.
     Hitler’e karşı çıkan basının ve muhalefetin başına ne geldi: Hepsi cezaevine tıkıldı. 
Sf: 319
     “Bu adam yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir.
     Bu adam ilköğretim çağında zorunlu dini eğitimi alır.
     Bu adamın aile kökeni kimsenin çözemeyeceği kadar karanlıktır.
     Bu adamın ailesinde daima gizlenen bir başka dine düşmanlık vardır.
     Bu adam gençliğinde ve ileri yaşında karşıtlarına argo ile yanıt veren küfürbaz ve külhanbeyi tavırlı bir kişidir. 
     Bu adam devlet yönetimi konusunda cahil ama baskıcı ve şantajcıdır.
     Bu adam kendi ana dilini doğru dürüst konuşamadığı gibi yabancı bir dil de öğrenmek istememiştir.
     Bu adam kendi ülkesinde alt ve üst kimlikler bulunduğuna inanır.
     Bu adamın kendi devleti ve ordusuyla derin sorunları vardır.
     Bu adam hem özel hayatında hem de siyasi faaliyetlerinde daima mağduru oynamıştır.
     Bu adam gençliğinde çok yoksulluk çektiğini öne sürerek sürekli şekilde para kazanma hırsı yaşamıştır. 
     Bu adamın cinsel sapmaları olduğu veya cinsel sorunlar yaşadığı anlaşılmıştır.
     Bu adamın epilepsi (sara) hastalığına düçar olduğu ve zaman zaman “fit” diye bilinen buhranlar geçirdiği hep gizlenmiştir.
     Bu adamı gizli bir örgüt ülkesinde lider yapmaya karar vermiştir. 
     Bu adam Başbakan olunca cumhurbaşkanını halkın seçmesini istemiş ve kendisinin cumhurbaşkanı yapılmasını dilemiştir.
     Bu adamı iktidara getiren gizli örgüt onu kullanarak ülkesinde devleti çökertmiş ve vatanı böldürerek işgale uğratmıştır.
     Bu adam tarihin tanıdığı “En kifayetsiz muhteris” liderdir. (…)”
Sf: 323
     “Hayat hep ileriye doğru akar fakat hayat hep geriye doğru bakılarak kavranabilir” 
     Parlamento darbesiyle kurduğu cumhuriyetin adı”Demokratik Cumhuriyet”ti ve gücünü Meclis’teki 441 milletvekilinden alıyordu. Hitler’i eleştiren gazeteleri yayımlayanlar ve bu gazetelerde köşe yazısı yazanların hemen hepsi Almanya’da hapsi boyladı. 
Sf: 326
     Birahane darbesinin başarısızlığı Hitler’e çok şey öğretti. Örneğin:
     “Ordunun mutlaka aktif veya pasif desteğini almak gerekliydi.”
Sf: 327
     Bir diktatör olayları kavrayamayan tüm halkın ve kurumların gözü önünde ve onların desteğiyle demokratik yolla iktidara gelmiş oldu. 
Sf: 330
     “Hayatınızı ortaya koymazsanız,
     Hiçbir zaman hayatınızı kazanamazsınız.”
Sf: 331
     “Beceriksiz generallerle savaş falan yönetemezsin. Kendime Stalin’i örnek almalıyım; ordusunu hiç acımadan temizliyor adam…”
“Nasyonal Sosyalizm karşısında hukuk bağımsızlığı yoktur. Vereceğiniz her kararda önce kendinize şunu sorunuz; benim yerimde Führer olsaydı nasıl karar verirdi.”
Sf: 332
     Yine de Alman Yüksek Mahkemesi Yargıçları hukuktan vazgeçmiyor. Bunun üzerine ülkemizdeki Özel Mahkemelerin bir benzeri olan Halk Mahkemesi adlı korkunç mahkemeler kuruluyor. Bu mahkemenin 9 üyesinden 4’ü hukukçu… 5 üyesi ise partililerden seçiliyor… Böylece kararda hukuk değil Führer öne geçiyor…
      Hitler, ülkedeki hakimiyetini kendi gerçekleştirdiği Parlamento binası yangınını muhaliflerinin üzerine atarak sağlıyordu. Tayyip de kanlı Danıştay baskınını kendine muhalif olanların üzerine yıkarak, onlara iftira atarak başlattığı eylemleriyle korku imparatorluğu şekline dönüştürüyordu.
     “Dünyaya kıymetli bir eser veremeyen fakat kendine üstünlük vehmeden kimseler bütün bu değerlerden nefret eder, hatta tahrip ve yok etmeye çalışır (…)”
Sf: 333
     27 Nisan 2010 tarihinde AKP Çorum Milletvekili ve MKYK Üyesi Agah Kafkas, Anayasa paketi oylaması sırasında Tayyip’in yanına gidiyordu. Tayyip Kafkas’a dönerek “Felaket sigara kokuyorsun. Sigarayı bırak.” diyordu. Kafkas, “Emredin sigarayı bırakayım.” demesi üzerinde Erdoğan, “O zaman emrediyorum, sigarayı bırak” talimatını veriyordu. Tayyip’in emri üzerine sigara ve puro tiryakisi olan Kafkas cebindeki sigara ve puroyu Tayyip’e veriyor ve emri ikiletmeden yerine getiriyordu. 
Sf: 334
     Tayyip’e göre halk sadece oy verme zamanı hatırlanması gereken “ayak takımıydı”. Öyle ya ne diyordu Tayyip:
     “Ayakların başları yönettiği nerede görülmüş?”
Sf: 335
     Tüm dünyada en çok nefret edilen bir lider olan Adolf Hitler’in yaptığı resimler beğenilmiş olsaydı dünya tarihi bambaşka yazılacaktı. Çünkü 1908 yılında 19 yaşında olan Hitler, ikinci kez giriş için başvurduğu Viyana Sanat Akademisi’ne kabul edilseydi, 2. Dünya Savaşı hiç yaşanmayacaktı. Hitler’in okula başvurusunu reddeden Yahudi bir profesör yüzünden bütün Yahudilere karşı bir nefret beslediği yönünde yaygın olan şehir efsanesi de olmayacaktı. 
     Tayyip de futbolcu olmak istemişti. Ancak yeteneksizliği nedeni ile bu arzusunu gerçekleştirememişti. Bu nedenle onu futbolcu olarak İETT’de kabul etmeyen Albay hakkında “sakallarım için beni istemedi” türünden gerçek dışı bilgiler yaymıştı.
     Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde Savcı Zekeriya Öz’e hukuk dışı uygulamaları nedeniyle açtığım tazminat davası sırasında askerlik kayıtlarını isteyen mahkemeye gelen yazıda Savcı Öz’ün “eksojen obezite” yani fazla kilo tanısı ile askerlikten çürük raporu aldığı belgeleniyordu. 
Sf: 336
     Askere gitmeden önce zayıf olan Öz, askerlik kapıyı çalmaya başlayınca ne bulursa yiyor, 114 kiloya çıkıyordu. Aldığı kiloların ardından askerlik yapamayacağı şeklinde beyanda bulunuyor, böylece çürüğe ayrılıyordu.
     Her nedense Savcı Öz’ün her yıl yapılması gereken kilo kontrolleri yapılmıyor, daha sonradan tekrar zayıfladığı halde askere alınmıyordu. Askere alınmayan savcı askerleri cezaevlerine alıyordu.
Sf: 337
     CHP Genel Başkanı Deniz Baykal Başkanlık  konusunda Tayyip’i kendi sözleri ile vuruyordu. Baykal 20 Nisan 2010 tarihli grup toplantısında Tayyip’in 1993 yılında Refah Partisi MKYK üyesi sıfatı ile söylediği şu sözleri hatırlatıyordu:
     “Başkanlık sistemi bize Amerikan emperyalizminin tavsiyesi.”
     “Bir ihtiras tramvayı varsa, başbakan oradaki Karl Madlen değil, Marlon Brando’dur. 
Sf: 339
     “İki paralık Mustafa Kemal kuvvetlerinin baskısına boyun eğerek İngilizlerin, Fransızların ve sair devletlerin İstanbul’dan çekilip gitmelerini ancak Kemalistlerin idam ettiği Türk aklı kabul edebilir…”
Sf: 340
     Bakın Tayyip’in dünürü Sadık’ın kitabında daha neler vardı:
     “…Mustafa Kemal’in ve Ankara hükümetinin kahpeliklerini, sahtekarlıklarını, şu ufacık mukaddimeye (önsöz) sığdıracak değilim. Demek isterim ki; bu şekil değiştirmeleri, bu zıtlıkları işleyebilmek için insan utanmazlıkta da kahraman olmalıdır.”
     Tayyip’in dünürü Sadık Albayrak’ın kitabında Kurtuluş Savaşımızın kahramanlarına nasıl hakaretler yağdırılıp, 1923 Türkiyesi hedef alınıyorsa, Fethullah Gülen’in başyazılarını yazdığı Sızıntı Dergisi ve Taraf gazetesi yazarlarından Nihat Dağlı yine aynı cemaatin çıkardığı “Bu Kavga Kimin” adlı kitabında yok etmeyi hedefledikleri yönetimin 1923 yılında kurulan “Cumhuriyet” olduğunu söylüyor, hilafet ve şeriat özlemlerini tekrar tekrar anlatıyordu. 
Sf: 341
     Atar ya, kanlarının ve soylarının gereğini yapıyorlar.
Sf: 355
     Cumhurbaşkanı Demirel’in şapkasını sıkışık bir durumda 1 dakika elinde tuttu diye ortalığı ayağa kaldıran ve:
     “Devletin tahsis ettiği koruma görevlisi Çoban Sülü’nün fötr şapkasını taşıyor, rezalete bakar mısınız?
     Bu adama koruma falan haram!” şeklinde yırtınan Siyasal İslamcılar, Tayyip’in, M. Ali Şahin’in ve Vali Muammer Güler’in pis ayakkabılarını ellerinde taşıyan devletin tahsis ettiği korumaların ızdırabını görmezlikten geliyorlardı. 
     M. Ali Şahin, “Beni Stalin yarattı” diyen Nazım’a Fatiha okurken, “Yarabbi” mi dedi, yoksa “Ya Stalin” mi?
Sf: 357
     Her dalkavuk bir alığın sırtından geçinir.
     “Berlusconi bir meslektaş, bir dosttur, aileden biridir. Dolayısıyla onun özel yaşamına dair olaylara girmek ne dürüstlüğe yakışır ne de sadakate…”
     Tayyip, Baykal’ın hakkında iddia edilen ve doğru olup olmadığı belli olmayan görüntüler konsunda, “karısını aldatana adam bile denmez” derken, karısınız, sevgilisini ve önüne gelen herkesi aldatan Berlusconi’ye ise “aziz dostum” diyor, kendisine “sadakatle” bağlı olduğunu ilan ediyordu. 
Sf: 358
     Ülkemizin en çok kazanan cep telefonu kuruluşlarından Aycell’i yok fiyatına İtalya’ya ve Berlusconi’ye satıp AVEA’ya dönüştürmesiyle başlayan tek taraflı ticaret “Sadakat” sınırlarına bile giriyordu. 
     Türkiye İtalya’dan milyarlarca liralık domuz gribi aşısı ithal ediyor, aşıların satılması için trafik kazasından ölenler bile domuz gribi hanesine yazılıyordu.
     Öyle ki;
     Sağlık Bakanı çocuklarının bile domuz gribine yakalandığını müjdeliyor, ölümler adeta davul zurnayla ilan ediliyordu. Bu şekilde korkutulan insanlar aşı olmaya davet ediliyordu. 
     Ancak,
     Tayyip AKP Grup toplantısında yaptığı konuşmada ithal edilen aşının ABD’dekinden farklı olduğunu, bu nedenle kendisinin ve ailesinin aşı olmayacağını açıklıyordu. 
Sf: 359
     Domuz gribi yaygaralarının altında yatan gerçekler çok geçmeden ortaya çıkıyor, Domuz Gribi salgınının “sahte” olduğu ve ilaç firmalarının tertibi olduğu belgeleniyordu.
     Avrupa Konseyi Sağlık Birimi Başkanı Wolfgang, domuz gribi salgınının dünya çapındaki salgından faydalanmak isteyen ilaç firmalarının başlattığı “sahte bir salgın” olduğunu rapor ediyordu.
     İngiliz Daily Mail’e açıklama yapan ve domuz gribini “yüzyılın skandalı” olarak nitelendiren Wodarg“İlaç firmaları ilaçlarını satmak için bilim adamlarına ve resmi sağlık kurumlarına telkinlerde bulunarak hükümetleri alarma geçirdi” dedi.
Sf: 360
     AKPM Sağlık Komitesi Başkanı Wogard, “5 yıl önce ‘kuş gribi salgınında kamuoyuna ekilen korku tohumlarıyla oluşturulan panik havası’ bilinçli pompalandı” şeklinde açıklamalarda bulunuyordu. 
Sf: 361
     Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın ’Şubat, Mart aylarında eğer grip aşısı yapılmazsa 21 milyon kişi hastalanacak, 5 bin 300 kişi ölecek’ şeklinde kehanette bulunduğunu ifade eden Durmuş, ‘Domuz gribi probleminin laboratuarlarda üretilen bir virüs olduğuna dair resmi beyanların BM Genel Kurulu’nda ifade edildiğine dikkati çekti.
     Durmuş, dünyada 60’ı aşkın grip salgını yapan virüs bulunduğunu kaydetti.
     Her yıl mevsimsel grip salgınlarından dünyada 250-500 bin, Türkiye’de ise 17 bin kişinin hayatını kaybettiğini vurgulayan Durmuş, Türkiye’de domuz gribinden 600 kişi öldü.
Sf: 366
     “Bu ülkede gariban vatandaşların çocukları ‘askerliğe elverişli değildir’s raporu alamıyor da, senin oğlun bir anda nasıl alabiliyor? Hastalığı ne? Gemi filoları kuruyor, milyon dolarlık villalar alıyor, şirketler açıyor, bunları yaparken son derece sağlıklı, ancak iş askerliğe gelince son derece sağlıksız ve üstelik çürük!”
     Tayyip’in karizmasının çizilmesinden mi korkarsınız yoksa Ahmet Burak’ın mı? Bu nedenlerden dolayı mı Tayyip’e bu soruları soramıyorsunuz?
Sf: 367
     (…) birinin ayıbına şemsiye olurken diğerine fener tutmak?
Sf: 368
     Tayyip’in mahdumu Burak’a Kasımpaşa Deniz Hastanesinden “askerliğe elverişli değildir” raporu alındığında Özden Örnek Donanma Komutanı’ydı.
Sf: 370
     Hep söylerim… Bu yalaka gazetecilerin en güvendiği konu “balık hafızası…”
     Tanışıklıkları Diyarbakır Belediye Başkanı olmadan önce gittiği ABD’deki İngilizce kursları koridorlarına uzanır. 
Sf: 371
     “Recep Tayyip Erdoğan aday gösterildikten sonra bize elinde Zülfü Livaneli ile ilgili, devlet aleyhine söylenmiş sözleri içeren bir türkü kaseti olduğunu, bu kaseti Zülfü Livaneli’nin çok eski tarihlerde Almanya’da doldurduğunu, kaseti yayınlatmak istediğini, bu şekilde ona oy kaybettireceğini, ancak hiç bir televizyon kanalının yayınlamaya yanaşmadığını söyledi. Kasetin orijinalini aldık. Bahadır da Kadir Çelik’i aradı. Kadir Çelik kaseti yayınlattı.”
Sf: 372
     2010 kutlu doğum haftasında bir konuşma yapan ve gönülleri fetheden CHP lideri Baykal, siyasal dincileri tam bir telaş çukuruna düşürmüştü. Çünkü yıllardır ellerinde oyuncak yaptıkları değerleri kaybedeceklerini anlamışlardı. 
     Kutlu doğum haftasının ardından kısa bir süre sonra Mayıs 2010’da Deniz Baykal ile Nesrin Baytok’a ait olduğu iddia edilen görüntüler internette yayınlanıyor, Baykal bu görüntüler komplo diyerek kabul etmiyor ve CHP Genel Başkanlığı’ndan istifa ediyordu. 
     CHP Milletvekili ve Bilişim Uzmanı Tacidar Seyhan, Baykal’a ait olduğu ileri sürülen görüntülerde 2 ayrı kadın figürünün yer aldığını söylüyor, bunun Emniyet ve MİT’in kullandığı bir sistem olduğunu vurguluyor, “Görüntüde eskitme, karartma ve 45 adet yapıştırma var” diyordu. 
Sf: 374 - 375
     “Aslında geri adım atma onun genlerinde vardı:
     2006’nın Aralık ayının sonlarıydı. Avrupa Birliği Liderler Zirvesi’nde Türkiye’yle tam üyelik görüşmelerinin başlaması ele alınıyordu. Başbakan, Kıbrıs konusunda asla taviz vermiyor, “AB açılım yapmadan açılım yapmayız” diyordu.
     Ama sonunda Rumlara bir liman ve  bir havaalanı açma önerisini Brüksel’e iletti. Ne var ki Rumlar bu öneriyi reddetti.
     Ama gerçek değişmedi.
     Başbakan geri adım attı…
     2006’nın sonlarıydı. Başbakan kafaya takmıştı; madem ki Türk doktorları Doğu illerine gitmek istemiyordu, o zaman yasayı değiştirecek ve yabancı doktorların Türkiye’de çalışmalarına imkan sağlayacaktır. Yaptı da bu düzenlemeyi. Yasa Cumhurbaşkanı Sezer’den döndü. Hükümet de düzenlemeden vazgeçti.
     Erdoğan söylediği sözlerle kaldı.
     Başbakan geri adım attı…
     Başbakan 2007’nin Eylül ayı sonunda ABD’ye gitti. PKK’nın hain eylemlerine karşı Bush’dan destek arıyordu. Bir düşünce kuruluşunun düzenlediği toplantıda konuştu ve “PKK’nın elinde Amerikan topu ve tankı var” dedi. 
     ABD yönetiminden uyarı gelince bir hafta sonra sözlerini “Bir yanlış anlama olmuş” diye değiştirdi. 
     Başbakan geri adım attı…
     Hükümet tapu kanununda değişiklik yapan yasa tasarısıyla yabancı yatırımcıların taşınmaz edinebilmesini sağlamak istiyordu. Ancak muhalefet bastırdı, hükümet düzenlemeden vazgeçti.
     Başbakan geri adım attı…
     2008’in bahar aylarında hükümet bu kez yerel yönetimlere kaynak yaratmak için eğlenceden konaklamaya, elektrik ve gaz kullanımından, sinemaya kadar hemen  her harcamadan vergi alınmasını öngören bir yasa değişikliği hazırladı. Kaldırım taşından kanalizasyona kadar her hizmetten katkı payı alınmasını öngören bu düzenleme, kamuoyunda “Deli Dumrul Vergisi” olarak anılmaya başlandı. Gelen tepkiler üzerine hükümet düzenlemeden vazgeçti.
     Başbakan geri adım attı…
     Küresel  kriz tüm ülkeler gibi Türkiye’yi de sarsmaya başlamıştı. Başbakan çıktı ve “Kriz bize teğet geçecek” dedi. Uzun süre de bu sözünün arkasında durdu. Ekonomik göstergelerin bozulması, yüzbinlerin işsiz kalması bile onu döndürmeye yetmedi. Ne zamanki yerel seçimi kaybetti, “Son yüzyılın en önemli kriziyle karşı karşıyayız. Oylarımız bu yüzden azaldı” dedi.
     Başbakan geri adım attı…
     Peki; bu kadar çok geri adım atan Başbakan’ın geri adım atmadığı bir konu yok mu?
     Elbette var;
     Üniversitelerde türban serbestisi…
     Sırf bunun için MHP’yi de yanına alarak Anayasayı değiştirdi. Konu Anayasa Mahkemesi’ne gidince ülke gerildi, sivil toplum kuruluşları devreye girdi ve iktidara da muhalefete de çağrıda bulundu:
     “Herkes bir adım geri adım atsın!”
     Bu çağrının yapıldığı sırada Başbakan Bulgaristan’daydı. Yanıtı oradan verdi:
     “Ben neden geri adım atacakmışım? Siyasetçi geri adım atmaz, daima ileri gider!”
     Böylesine kararlı (!) ve tutarlı (!) bir Başbakana sahip olduğumuz için ne kadar mutluyum bilemezsiniz!”
     Gazeteci Mustafa Mutlu her ne kadar Tayyip’in sadece Türban konusunda geri adım atmadığını söylese de aslında o her konuda paçası sıkıştığında geri adım atmıştı.
     Tayyip katıldığı Abant toplantısında “Başörtüsü bizim için önemli değil” demişti. Muhafazakar kesimlerde bu sözleri kuşkuyla karşılananıca Derya Sazak’la 6 Temmuz 2001 tarihinde yaptığı söyleşide tekrar türbana sarılmıştı.     
Sf: 376
     Tayyip 2009 bütçe görüşmelerinde farklı bir ses duyunca kızıyor, köpürüyor, her tarafını al basıyordu. 
     Kaldı ki, Tayyip her fırsatta düşüncelerini açıkça söyleyen insanları sevdiğini söylerdi, tabii kendisiyle aynı fikirdelerse. Aksi halde istikamet Silivri Cezaevi oluyordu. 
Sf: 379
     Tayyip için bundan gayrı Kürtler sırdaş, Rumlar kardaş, Ermeniler yoldaştı. 
     Daha önceki sayfalarda da belirttiğim gibi, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde İsrail ile en sıkı işbirliğine Tayyip Hükümeti giriyor, İsrail tüm Cumhuriyet tarihimiz boyunca aldığı ihalelerden daha fazla AKP Hükümeti döneminde ihale ve ayrıcalıklar elde ediyordu. 
     Tayyip her başı sıkıştığında Yahudi’yi referans gösteriyor, onlardan ödül üzerine ödüller alıyor, dolayısıyla Yahudilerin bir dediğini iki etmiyordu. 
Sf: 380
     Tayyip açılıma kendini öyle kaptırmıştı ki,
     AKP ve DTP Milletvekillerinin halaylarını ayakta alkışlayarak izliyor, sınırdan 150 bin dolarlık ciplerle gelen terörist kıyafetli eşkiyaların ayağına devlet görevlilerini gönderiyor, çadır mahkemeleri kuruyor, pişman olmayan teröristleri ‘siz pişmansınız ama farkında değilsiniz’ diyerek serbest bırakıyorlardı. Serbest bırakmakla da kalmıyorlar; sarı, kırmızı, yeşil renkli çaputlar altında beraberce şölenler düzenliyorlardı. 
Sf: 381
     "Daha önceki konuşmalarımız geçerlidir, burada söylediklerim iç kamuoyuna yöneliktir" demiş.
Sf: 386
     Bu emperyalist kampanyaların yoğunlaştığı sırada yapılan halk oylamasında Kıbrıs Türklerinin kabulüne rağmen Rumların "Hayır" demesi üzerine plan suya düşmüştü.
Sf: 387
     Böylece Kıbrıs'ın elimizden çıkmasını Tayyip, Talat ve ekibine rağmen Rumlar engellemişti.
Sf: 390
     Gerçi APO da 2009 yılında gazetelere avukatları aracılığı ile verdiği demeçte; Tayyip'in ve AKP'lilerin kendi çizgisini takip ettiklerini söylüyordu.
Sf: 392
     Tayyip; partisi oy kaybettikçe hırçınlaşıyor, iktidarı kaybetme, yaptığı yolsuzluklar, gerçekleştirdiği hukuk dışı işlemlerden dolayı yargı önüne çıkma korkusu ile her önüne gelene saldırıyor, mantıksız açıklamalarda bulunuyordu. 
Sf: 394
     Yukarıda sıraladığım ülkelerden Almanya, Japonya, İtalya, Kanada, İngiltere ve Rusya "G-8" ülkesi...
     Yani; "Dünyanın en gelişmiş 8 ülkesinden altısı..."
Sf: 395
     "Türkiye'de yaşayanların yüzde 99'u Elhamdülillah Müslüman olduğunu söylüyor. O zaman yüzde 99'un "Elhamdülillah şeriatçıyım" demesi de lazım. Ben Elhamdülillah Şeriatçıyım. Şeriat İslam demektir. Allah'ın kuralları demektir."
Sf: 403
     "İstanbul'a üçüncü köprü yapmak, bu şehri öldürmek, bitirmek ve katletmektir. Bu şehrin belediye başkanı olarak uzmanlarımın tespiti ile bu açıklamayı yapıyorum..."
Sf: 409
     Hadi gelin bir ilginç duruma daha tanık olalım. Tayyip; kaçak eşek ve at eti satmaktan ve bir de bunların yanında karşılıksız çek vermekten cezaevine giriyordu. Bu olayı herkesten saklıyordu. 
Sf: 412
     Nazlı Hanım (Ilıcak) şu haberin yer aldığı Tercüman Gazetesi'ni (Eğer o günkü nüsha kaybolmadıysa) arşivden çıkarıp medyaya versede biraz eğlensek.
     Çine savcısı Ayhan Uğurdan bir süre sonra savcı Zekeriya'yı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na şikayet ediyordu.
     Gerekçe;
     Zekeriya'nın kıdemli savcı Uğurdan'a adliyelerde sicil kaydı, faks ve benzeri işlemlerden gelen paraların Çine Adliyesi Adaleti Güçlendirme Vakfı'na aktarılan kısmını "paylaşarak" adliyeyi değil, kendi ceplerini güçlendirme teklifiydi.
     Bu ahlaksız teklife oldukça sert tepki gösteren kıdemli savcının şikayeti sonucu Zekeriya Öz Bitlis'in Mutki ilçesine sürülüyordu.
     Zekeriya tarihin sayfalarında ensesine namlu dayanan, ancak buna rağmen namluyu dayayan insandan şikayetçi olmayan bir savcı olarak da yerini aldı. Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Odası'nın işlettiği kahvehanenin önünde Mehmet Ocak adlı kum ocakları dahil bir çok işletmesi olan vergi rekortmeni bir işadamı, Zekeriya'nın babası ve oğlunun da gözleri önünde silahını çekip savcının ensesine dayıyordu. 
Sf: 413
     Savcının ensesine namluyu dayayan işadamı Ocak onu kolundan tutup sürükleye sürükleye kahvehaneye sokuyordu. Savcı işadamının rehinesi olmuştu.
 Basında yer alan haberlere göre Aydın ve Çine Emniyeti alarma geçiyor, savcıyı kurtarmak için kahvenin çevresi kuşatılıyordu. Kaymakam, savcı ve Çine eşrafı Mehmet Ocak’tan savcıyı bırakmasını istiyorlardı. Saatler sonra sinirleri yatışan Ocak, savcıyı salıyordu.
     Ancak çok ilginç bir olay gelişiyor; Zekeriya, Ocak’tan şikayetçi olmuyordu. Zekeriya şikayetçi olmadığı gibi olay da ört bas ediliyordu.
     Hikmetin kerameti çok geçmeden ortaya çıkıyordu. Savcı Zekeriya işadamından zorla haraç almaya kalkışıyor, arabasının benzinini işadamının benzinliğinden bedavaya doldurtuyordu.
     Zekeriya ile ilgili iddialar bitecek gibi değildi. Zorla silah sattırmaktan, Çine’de faaliyette bulunan İstanbullular Nakliyat isimli bir firma ile araba alım satım işlerine kadar.
     Ergenekon savcısı olduğunu iddia eden Tayyip “geçinemiyorum” diyerek Başbakanlığı döneminde ticaret yapar da Zekeriya ondan aşağı kalır mı?
     Tüccar siyasetin tüccar savcısı…
     Zekeriya borç ödemeyi de sevmez. Öyle ki, Bursa Barosuna kayıtlıyken baro aidatlarını ödemediği gerekçesiyle barodan kaydı bile silinir.

     28 Aralık 2009 tarihli Akşam Gazetesi, Ergenekon savcısı Zekeriya Öz’e  Çoşkun sucuklarının sahiplerinden Şamil Coşkun’un Smith Wesson marka bir silah hediye ettiğini yazıyordu. Savcıya bir süre önce de Tayyip kendi makam arabasını tahsis etmişti, Zekeriya’nın kullanımına sunmak amacıyla. Tayyip’in; daha doğru deyişle devletin lüks Mercedes’in de keyif yapan Zekeriya böylece Tayyip muhaliflerine ülkeyi dar edecek, hepsini adliyedeki ve emniyetteki Fethullahçı takımıyla beraber cezaevlerine gönderecekti. 
Sf: 414 - 415
     Başbakanlık Kamu Görevlileri Etik Kurulu’nun Başkanı Prof. Dr. Bilal Eryılmaz 28 Aralık 2009 tarihli Hürriyet Gazetesine verdiği demeçte “kamuda hediye lokum bile yasak” diyerek bu konuda şunları anlatıyordu:
     “Üniversitede öğrencilerin memleketten getirdikleri lokumları bile reddediyorum. Çok ısrar ederlerse gözleri önünde açıp koridorda dağıtıyor, evime götürmüyorum. Zira hediyenin küçüğü büyüğü olmaz. Küçüğe müsamaha ile baktığınızda zamanla müsamaha alanı genişleyebilir. Etik zaten ihmal edilebilir küçük şeyleri engellemek için var. Yoksa büyük yolsuzluklar için yasalar var. Ama çok eski bir alışkanlık. Bir kamu görevlisi o makamda olmasaydı bu hediyeler kendisine gelir miydi? Öyle bakmalı meseleye. Osmanlı Devleti’ in çöküşünde hediye, rüşvet ve yolsuzluğun çok önemli yeri var… (…)”
     Tayyip’in 1994 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olmasından, Siirt’ten milletvekili seçildiği 2003 yılına kadar hakkında açılan yolsuzluk dosyalarının sayısı 84’e ulaşıyordu. Bu dosyalardan sadece birinden beraat eden Tayyip, 20 kadar dosyadan ise Rahşan affı sayesinde kurtuluyordu. 
Sf: 416
     Tayyip’in “Temiz bir arkadaş” dediği RTÜK Başkanı Zahid Akman, gurbetçileri dolandıran Deniz Feneri Derneği ile anılıyor, her gün bir başka yasa dışı işlemleri nedenleri ile gazetelere konu oluyordu.
     Zahid Akman karıştığı yolsuzluklar nedeni ile Tayyip’i destekleyen Taraf Gazetesi’ni bile isyan ettiriyordu. 18 Haziran 2009 tarihli Taraf Gazetesi, “Temiz arkadaş nitelikli dolandırıcı” başlığı ile çıkıyordu. 
Sf: 417
     “Defalarca Hacca gitmişsin!
     Namaz saatlerini kaçırmıyorsun!
     Başbakanın, bakanların gittiği camileri kolluyorsun! Ön saflarda görünmek için çırpınıyorsun!
     Kardeşlikten, haktan, hukuktan, dinden, imandan söz ediyorsun ama sözün başka, sen başkasın!
     Dilin el etek öpmekten kirlenmiş!
     İşin yalan, gücün yalan, yaşamın yalan, sözün yalan, sen yalansın!
     Bakarım sakallısın, bakarım cübbeli, bakarım takkelisin!
     Bir bakarım boynunda kravat iki yakan bir arada, iki dirhem bir çekirdeksin!
     Bir bakarım ayağında şalvar, elinde tespih yerlerde dolanırsın!
     Bazen bu dünyalı, bazen öteki tarafta gibisin!
     Para sende, zamparalık sende, karı-kız işleri sende!
     Şıh sensin, şeyh sensin! Dünya da senin, ahret de!
     Biliyorum dinin yalan, inancın yalan, namazın yalan, niyazın yalan!
     İşin soytarılık, dalkavukluk!
     Yala yalayabildiğin kadar, çal çalabildiğin kadar!
     Devran senin, banka senin!
     Hadi be koçum mal senin, mülk senin!
     Arkanda din kardeşlerin, önünde yol kardeşlerin!
     En büyük Müslüman sensin, en cesur demokrat sensin!
     Bölücüsü seninle, liboşu seninle, döneği seninle!
     Ver veriştir, tak takıştır.
     Vicdansızlık sende, yalan sende, iftira sende. 
     Kim tutar seni!” 
Sf: 420
     Sanki Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne alacaklarmış gibi.
     “PKK’nın cenaze töreninde bayrağını açması da, F16’ların alçaktan uçuş yapması da yanlış. İki tarafın da yaptığı yanlış” şeklindeki sözleri ile PKK ile TSK’yı aynı kefeye koyuyordu.
Sf: 421
     “Kendileri binemedi, bari cenazeleri Mercedes’e binsin.”
     Kahramanlar birer birer terörist iftiralarına uğrayarak cezaevlerini dolduruyordu. PKK’lılar ise dağlardan davul zurnalarla karşılanıyor, karşılayanlar arasında devlet görevlileri başrolde yer alıyorlardı. Askerimizi, insanlarımızı şehit eden ve katleden dağdaki teröristleri şehre inmeye çağırıyorlar ve her birine 5 biner lira vermeyi vaat ediyorlardı. Bu ülke için sakat kalan gaziler ise ya açlıkla pençeleşiyor ya da Fethullahçı yapılanmanın tertibiyle Tayyip’in çakma savcılığı ile oluşturulan Ergenekon dümeniyle iftiralara uğrayıp cezaevlerine gönderiliyorlardı. 
Sf: 422 
     Uşak’ta aracının camına “Ne Mutlu Türküm Diyene” sözlerini yazan vatandaşa polis ceza yağdırıyordu.
    Ya aracına PKK’yı sembolize den paçavrayı açanlara;
     Onlara da selam duruyorlardı.
Sf: 422
     “Yemen yolu çamurdandır.
     Sefertası bakırdandır.
     Gemiciği olan bedel öder
     Şehidim fakirdendir”
     Diye bir pankart açınca yaka paça gözaltına alınmışlar… Sorum Adalet Bakanı’na:
     Bu sözlerin benzerlerini her gün milyonlarca kişi söylüyor… Onların hepsini toptan içeri tıkabileceğiniz yeni hapishaneler yapmayı planlıyor musunuz?
Sf: 424
     Bülent Arınç çıkıyor ve diyor ki:
     “Göz altları çöktü, ne hallere düştü civanım!”
     Güya hizmetten yorgun düşmüş Civanı!…
     Yorulacak da, uykusuz da kalacak. Ülkede kaybolan deveden sorumlu olan o.
     Civanımızın bu halleri çok üzdüyse alın civanınızı başımızdan, sizin olsun!…
Sf: 425
     Tokat saldırısını üç gün sonra PKK’nın üstlenmesi üzerine, gittiği Amerika’dan ülkemize dönen Tayyip’in ayağının tozuyla verdiği demeç:
     “PKK’nın üstlenmesi söz konusu ama gerçeği bu mudur? PKK üstlendi diye budur türünde bir yaklaşım söz konusu değil!..”
     PKK’nın itirafına rağmen bu korumacılık niye? Kime? Kimin adına?
     Bu da aynı konuda yandaş basından bir örnek; 12 Aralık 2009 tarihinde Yeni Şafak Gazetesi’nden Yasin Aktay bakın neler yazıyor:
     “PKK münasebetsiz bir eylemi sadece üstlenmiştir. Eylemi kendisinin yapmış olduğu kanıtlanmamıştır.”
     Ehhh!.. Pes doğrusu!.. Söylem birliği dediğin ancak bu kadar olur!
Sf: 426
     AKP’nin 7 yıllık iktidarında emin olun Başbakan’dan PKK ya da Barzani hakkında bir kez olsun “hah şöyle” denilebilecek tek bir eleştirsini ya da gürlemesini hiç mi hiç işiten oldu mu?
     Hass…tir
Sf: 429
     Ülkemizdeki tarikat ve cemaatlerin hangisine bakarsanız içerisinde yönetici kadrosunda olan; İngiliz, ABD’li, İsrailli, Alman, Belçikalı vb. isimlere rastlanıyordu. Hatta bu isimlerin büyük bir çoğunluğu istihbarat elemanları olarak başka bir yerde ortaya çıkıyordu.
     Tarikatlar içerisinde yer alan bu isimlerin öncelikli hedefleri Atatürk, Laiklik ve Milliyetçilik ve tabii ki Türklüktü. 
     Bu isimlerin hemen hemen tamamı Müslüman olduklarını ilan ediyorlar, anında İslam alimi sıfatına bürünüyorlardı.
     Kur’an tefsirinden, Peygamberimizin hayatına kadar her konuda kitaplar yazıyorlar, fetvalar veriyorlardı.
Sf: 430
     AKP kurucusu Nazif Gürdoğan, Hamit Algar’ın “Nakşiliğin zamanla bozulmadan saflığını koruyan tek tarikat olduğu” şeklindeki sözleri ile hem tarikatın hem de Algar’ın tanıtımını ve övgüsünü yapıyordu. Oysa Hamit Algar, Atatürk ve Milliyetçilik aleyhine yayınları ile biliniyor, İngiliz istihbaratının önemli isimlerinden biri olarak da tanınıyordu. 
     Tayyip ile Unakıtan da Suudi yöneticilerle devamlı olarak işbirliği içindeydiler. 10 Kasım günü Tayyip Başbakan, Abdullah Cumhurbaşkanı sıfatı ile otel odasında arkalarında Suud Kralı’nın resmi olduğu halde poz vermişlerdi. Suudi Hükümeti’nin Amerikalı petrol şirketi ile beraber finanse ettiği RABITA’nın başkanı olan Suudi Kral Tayyip’e 2010 yılının ilk aylarında ödül bile veriyordu. 
Sf: 431
     “Mustafa Kemal Paşa’nın modern dünyada İslam’a en erken ve zarar verici saldırıların öncüsü olduğu çok iyi bilinir. Halifeliğin kaldırılması, aşırı milliyetçiliğin desteklenmesi, şeriat hükümleri yerine ithal Avrupa yasalarının getirilmesi, medrese sisteminin kaldırılması, tarikatların yasaklanması sonucunda Türkiye’de geleneksel İslam yaşamı darmadağın edildi. Türkiye’de İslam’dan uzaklaşma diğer Müslüman ülkelerden çok daha çabuk gelişti.”
     Yahudi Nakşibendisi ve Tayyip ile Unakıtan’ın dergahından Hamit Algar, Tayyip Erdoğan ile terörist başı Apo’nun milliyetçilikten yakınma nedenleri ve şekillerinin hemen hemen aynı olması oldukça dikkat çekiyordu. 
Sf: 432
     Tarikatlar ve İslam dini için ahkam kesen isimler bu kadar mı? Tabii ki hayır! Ülkemiz yabancı istihbarat örgütlerine bağlı ajanların istedikleri gibi cirit attıkları bir yeryüzü cenneti olarak yerini alıyordu. 
     Zaten ülkemize Şeriat ve Hilafeti getirmek isteyen Hıristiyan ABD, İngiltere Almanya gibi ülkeler ile Yahudi İsrail; 24 saate 24 saat katarak çok yoğun bir tempoyla çalışıyorlar, bu uğurda işbirliği yapacak insanları da bir araya getiriyorlardı.
   Getirir. Bu ülkeyi korumak ve kollamakla görevli olanlar uyumasın.
Sf: 433
     Fethullah Gülen cemaatinin yere göğe sığdıramadığı Ali Ufki ya da asıl ismiyle Wojciech Bobowski İslam inançları, namaz, oruç, zekat, sünnet, imanın şartları, Müslüman kültürü hakkında risaleler yazıyordu. Ali Ufki bunları yaparken başka ilginçliklere de imza atıyor, İncil ve Tevrat’ı Türkçe’ye çeviriyor, misyonerlere her türlü desteği veriyordu. 
Sf: 434
     Gerek Avrupa’da gerekse Türkiye’de sonradan İslam’a geçiş yapanların İslamcı gençler üzerinde hayli tesirli oldukları söylenebilirdi. 
Sf: 435
     Ne güzel değil mi; bir İspanyol, bir İngiliz ve bir Amerikalı işi gücü bırakıp bizim ülkemizde bize İslam Peygamberini tanıtmaya geliyorlar, dünyayı anlatmak maskesiyle…
     Bu da dişi evliya; 1934 yılında New York’ta doğan Meryem Cemile Yahudi asıllıydı. O da bir çok Yahudi gibi huzuru İslam’da bulduğunu açıklıyor ve ardından bu dinde söz sahibi olmak için üst üste makaleler kaleme alıyor, kitaplar yazıyordu. 
Sf: 437
     Maliye Bakanı Unakıtan toprak satma konusunda, “alıp da götürecekler mi” şeklinde konuşuyor, Tayyip ise “Türkiye’yi pazarlayacağız” diyordu. Oysa Osmanlı’da toprak satarken aynı görüşler hakim oluyor, sonunda milyonlarca metre kare toprak kaybediliyordu. 
Sf: 439
     “Bu nassa göre: Allah ve Resulü adına insanları yöneten ve şeriatın emirlerini yerine getiren hükümet, halkın ve devletin selameti böyle bir uygulamayı gerektirecek olursa, kişilerin hayatları ve malları dahil olmak üzere halkın sahip olduğu her şeye el koyabilir…”
     AKP’li Ahmet Ertürk’ün başında olduğu TMSF, Halis Toprak’ın 153 milyon bedelli Toprak Center’ini 88 milyon liraya Ahmet Çalık’ın şirketine verirken hukuku mu uyguladı sanıyorsunuz?
Sf: 440
     Tayyip’in kerimesi Sümeyye’ye 20-25 bin dolar gönderen Remzi, bir anda 125 milyon dolarlık bir karla köşkün sahibi olmuştu.
     Remzi’ye bu karlı alışverişi yaptıran, Tayyip ve AKP’nin dayanak noktası Avusturya Yahudisi’nin fetvası değil miydi?
     50 milyar dolarlık Tüpraş’ı 1,3 milyar liraya Yahudi ortaklıklı şirkete satarken amaçları neydi?
     Ya da İsrailli Yahudi Sami Ofer’e değerinin yüzde birine sattıkları kamu malları!…
     Satılan topraklar ve diğerleri!
     İşte Tayyip dahil ülkemizdeki siyasal İslamcıların yol haritasının temelini bu görüşler oluşturuyordu. Siyasal İslamcıların kıblesi Mekke değil, ABD'de bulunan Beyaz Saray'dır.
Sf: 441
     Fethullah Gülen'in Hac'da çekilmiş fotoğrafı yokken, Beyaz Saray'ı tavaf eden görüntüleri kitaplarını süslüyordu.
     Tayyip Ergenekon operasyonu dahil attığı tüm adımlar için icazeti Amerika'dan alıyordu.
     Tayyip İstanbul Belediye Başkanı olunca ilk sözleri "Elhamdülillah şeriatçıyım" oluyordu. 
Sf: 442
     Hele Fethulla'ın "Ulusalcı dalga aşılacaktır" şeklindeki sözlerinin ardından Ergenekon tezgahının sahneye konmasını tesadüf sayabilir miyiz?
Sf: 443
     Yahudiler kusura bakmasın, ben bugüne kadar sinemadakiler dahil Atatürk kada yakışıklı bir Yahudi görmedim! O, Oğuz soyunun çocuğudur.
     Tayyip de bu sözleri içten zannediyor, toplumun içinde eline aldığı kocaman elbise fırçası gibi bir nesneyle kıraç tarlaya dönmüş kellesini tarıyordu. 
Sf: 447
     Hrıstiyanlığın kurucusu olan ve aynı zamanda ne gariptir ki Yahudi olan Pavlus'un Hz. İsa'ya bir peygamberin sınırlarını çok aşan yetkiler yüklediği, yani insanüstü vasıflar verip tanrılaştırdığı çok açıktır! 
     Bugün ABD yönetimindeki "Şahinler" Evangelist inanca sahiptir. Bunlar Mesih'in ikinci gelişiyle birlikte Hristiyanların, Kudüs'te Mesih karşıtı olan "Gog ve Magog (Yecüc ve Mecüc) Ordusu'nu büyük bir savaş (Armageddon) sonunda yok edeceğine ve bin yıllık Mesih Krallığı'nın kurulacağına inanıyorlar! Bu bin yıllık döneme "milenyum" diyorlar. Milenyum'un başlamasının öncelikli koşulu İsrailoğullarının "vaat edilmiş topraklarda" toplanmasıydı.
     Papaz John Nelson'un (1800-1182) ortaya attığı ve "Hristiyan siyonizmi" adı verilen bu görüş, Evangelistlerin inançlarının temelini oluşturu! Bu bugün ortaya atılan "Büyük Ortadoğu Projesi"nin din ayağıdır!
     Peki,
     Hristiyan siyonizminin din ayağı olan Büyük Ortadoğu Projesinin Eş Başkanı kim?
     Bu sorunun cevabını 16 Şubat 2004 tarihinde Kanal D'de yayınlanan "Teke Tek" programında Tayyip şöyle veriyordu:
     "Şu anda Amerika'nın da Büyük Ortadoğu Projesi var ya, Genişletilmiş Ortadoğu!.. Yani bu proje içerisinde Diyarbakır bir merkez, bir yıldız olabilir. Bunu başarmamız lazım."
     Tayyip 4 Mart 2006 tarihinde Bayrampaşa İlçe Kongresi'nde yaptığı ve AKP'nin internet sitesinde de yer alan konuşmasında BOP hakkında döktürmeye devam ediyordu. 
Sf: 448
     Projenin görünürdeki hedefi Moritanya ve Fas'tan Orta Asya steplerine kadar Batı'nın ihtiyaç duyduğu enerji kaynaklarının bulunduğu coğrafyada 'Müslüman toplulukların' yaşadığı 24 ülkenin sınırlarını ve rejimlerini değiştirmek.
Sf: 449
     Bu, Türkiye'yi parçalara ayrılmış şekilde gösteren harita, Roma'daki NATO toplantısında yeniden ortaya çıktı ve buna tepki gösteren Türk subayları toplantıyı terek etti. 
     Terk etti de ne oldu?
     Sonra Ergenekon tezgahıyla doğru cezaevine...
Sf: 450
     (...) TMSF anlaşılıyor ki; Türk medyasını yabancılara satmakla, daha doğrusu tasfiye ile görevli! Çünkü başka bir iş yaptığını görmedim!..
     Hem  de ne satma! İhaleye kimse giremiyor, satış bedeli ise babalarının bankası imiş gibi devlet bankalarından temin ediliyordu. Derenin kuşunu, derenin taşı ile vuruyorlardı. 
     Bir Yahudi şirketi iftar verebilir mi? Yahut böyle bir yemek satılmış veya satılmayı bekleyen medyada iftar olarak sunulabilir mi?
Sf: 451
     Maide suresi 52. ayet;
     "Münafıklar çıkarlarını düşünerek Yahudi ve Hristiyanlara koşarlar."
     Bakara suresi 13. ayet:
     "Münafıklar beyinsizdirler."
Sf: 452
     Münafikun suresi 2. ayet: 
     "Onları gördüğünüzde kalıpları, kıyafetleri senin hoşuna gider, onları beğenirsin.
     Konuştuklarında sözlerine kulak verirsin.
    Gerçekte ise onlar adeta koltuklarına dayanan, içi boş, ödlek olduklarından çıkan her sesten pirelenir, her yeni haberi kendi aleyhlerinde sanırlar. 
     Onlar düşmandır! Onlardan sakın! Allah belalarını versin onların!"
Sf: 454
     Bundan sonra hayat boyu biz çalışacağız, onlar yiyecek. 
Sf: 456
     "...Şöyle bir hadis-i şerif var... Müslümanlarla Yahudiler harp etmedikçe kıyamet kopmayacaktır. Bu harpte Müslümanlar galip gelecektir. Öylesine bir galibiyet ki, Yahudiler taşların ve ağaçların arkasına saklanacak, ağaçlar haber verecektir 'Ey Müslüman arkama Yahudi saklandı gel onu öldür' diyeceklerdir."
Sf: 458
     "Benim bildiğim kadınlar başı açık namaz kılmazlar, bu konuyu eşimle konuşacağım." diyordu. 
     Sanki kadınlar başını kapatınca erkeklerle beraber namaz kılabilirlermiş gibi...
     "Evlilik düzenini bozmak istiyorlar, evliliğini yıkmaya çalışıyorlar." şeklinde oldukça garip açıklamalarda bulunuyordu. 
Sf: 459
     "Onu sonuna kadar kullanın, deliğe süpürmeyin" diyordu.
     Zapsu, CIA İstasyon Şefi, ABD Savunma Bakanı yırtık çoraplı Paul Wolfowitz başta olmak üzere, ABD'li Evangelistlerin en yakın dostuydu. Hemen hemen hepsinin evinde kalacak kadar içli dışlı ilişkilere sahipti. Amerika'daki Yahudi lobisine en yakın isimlerden olan Zapsu, Tayyip'i Yahudilere pazarlayan en önemli elemanların başında geliyordu. 
Sf: 462
     (...) Brandeis Üniversitesi'nde gerçekleşiyordu. Bu üniversitenin rektörü olmak için birinci şart Yahudi soyundan gelmek, katıksız Yahudi olmaktı.
Sf: 463
     Öyle ya, 1400 yıldan beri İslamı yaşayan, Müslüman doğan, Müslüman ölen gerçek alimler bu ayetlerin olmadığını anlayamıyordu. Ama Yahudilikten İslama geçen Amina Vedud, Esra Numani gibi çakma Müslümanlar 2 ayda alim oluyor ve ardından böyle ayetlerin olmadığını keşfediyorlardı. 
     Bu ülkede hocaefendilerin en ünlüleri neden hep Ermeniler arasından çıktı zannediyorsunuz?
     Tarikat şeyhlerinin çoğunluğu neden Sabetayist'ti, niçin kalanlar da Kürt maskeli Ermeni?
     Yine bu ülkenin evliyaları bile kripto Yahudilerinin arasından çıkıyordu. 
Sf: 464
     Erdoğan AKP'yi kurduktan sonra "Mal varlığımdaki artış çocuklarımın düğününde hediye edilen altınlardan kaynaklanıyor. Bu altınları Atasay kuyumculukta bozdurdum." demişti. 
Sf: 465
     Tayyip'in hayat felsefesi "Al gülüm ver gülüm" prensibine dayanıyor, bu kuralın yaşama geçirilmesinde "Abi" diye hitap ettiği Kemal Unakıtan yardımcı oluyordu. 
     "Sadece kadınların altıncı hissi vardır ve bu onları Atasay'a götürür." şeklinde reklamları olan Atasay, başta pırlanta olmak üzere değerli taşların ticaretini yapıyordu. 
     Tayyip'in oğlu ve gelininin Atagold Kuyumculuk'a ortak olması 5 yıl önce hayata geçirilen ve çok tartışılan bir düzenlemeyi de yeniden gündeme getiriyordu. 
     AKP hükümeti başta Tayyip ve Maliye Bakanı Unakıtan'ın gayretleriyle 1 Ağustos 2004 tarihinde KDV Yasası'nı değiştiriyordu. Elmas, pırlanta, yakut, zümrüt, topaz, safir, zebercet, inci gibi değerli taşların KDV'si yüzde 18'den sıfıra indiriliyordu. İlaç ve tıbbi ürünlerden yüzde 18 KDV alınırken makarnadan, ekmekten, simitten de KDV alınıyordu. 
     "Maliye Bakanı kim diye sormayın. Mehmet Şimşek. Öteki adıyla İngiliz Mehmet!.. Çünkü İngiliz vatandaşı. Kendi durumu çok iyi ama aile bireyleri sağlık harcamalarında yeşil kart kullanıyor. Neyse, konumuz başka. Bunu kaç zamandır yazacağım da, sıra bir türlü gelmemişti. Kısmet bugüne imiş... Şimdi şöyle gözlerinizi kapayıp bir an düşünün.
     Dünyanın herhangi bir ülkesinde Maliye Bakanı'na işadamları, hem de yüzlerce kişinin önünde şöyle diyerek posta koyabilir mi?
     "İstediklerimizi yapmazsan biz kaçakçılık yapmaya devam edeceğiz."
Sf: 467
     "Pırlanta, elmas, yakut ve zümrütün KDV'si sıfırlansın!"
     Ve AKP Hükümeti 1 Ağustos 2004 tarihinde bunların KDV'sini sıfırlamıştı. Devlete gelmesi gereken büyük vergi gelirleri eşin dostun, akrabaların, çoluk çocuklarının, işbirlikçilerinin ortak ceplerine hortumlanmıştı.
     Düşünün, bu ülkede örneğin ekmek, zeytin, et, peynir, su, ilaç, yakıt, defter, kitap, cep telefonu ve hatta kefen bezi alırken, otobüse binerken KDV ödüyoruz. Ama pırlanta, zümrüt, yakut, elmas ticaretinde KDV yok! Köylünün gübresi, hatta tezek bile yüzde 18 KDV'ye tabi, pırlanta değil.
Sf: 468
     Tayyip'in oğlu Bilal ile gelini Sema'nın yüzde 50 hissesi ile gizli ortağı oldukları açığa çıkan Atagold'un sahibi Cihan Kamer ile Erdoğan ailesinin yollarının bir çok olayda kesiştiği de ortaya çıkıyordu. Tayyip'in Başbakanlığı döneminde görülen haksız mal edinme davasından, çocuklarının düğününde takılan altınların Kamer'in şirketinde bozulduğuna ilişkin belgeyle kurtulduğunu yukarıda belirtmiştim. 
     Uluslararası ve yurt içi pırlanta dahil her türlü değerli taşın ticaretini yapan Tayyip'in oğlunun 46 bin lira gibi komik vergi beyanı verdiği şirkete her türlü kolaylıkları sağlamayı Maliye Bakanlığı en büyük görev sayıyordu.
     Maliye'nin sağladığı sonsuz avantajları ranta döndüren Tayyip'in yakın çevresi ve çocukları bal tutan parmaklarını yalamakla kalmıyor, bal küpünü köküyle götürüyorlardı. 
Sf: 469
     Remzi Gür Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde rüşvetle milletvekili ayarlamak suçundan mahkum olmuştu. Hasan Doğan ise gemi satımının ardında Futbol Federasyonu Başkanlığı'na getirilmişti.
Sf: 470
     Bilal inşallah ızgara yapacağı etleri babasının firmasından almaz. Zira Tayyip at ve eşek eti satmaktan 1987-88 yılları arasında gözaltına alınmıştı. 
     25 Ekim 2009 tarihli Aydınlık Dergisi'nde Tayyip Erdoğan ile Remzi Gür'ün telefon görüşmesini yayınlanıyordu. Görüşmede Tayyip, Remzi Gür'e kızı Sümeyye'ye 20-25 bin dolar göndermesini istiyordu. 
Sf: 491
     Tüm bu bağlantılar göstermektedir ki, Mavi Marmara Gemisi'ni "insani yardım" gerekçesiyle İsrail sularına gönderen IHH adlı örgüt ile AKP kadroları ve tarikatlar içiçedir. 
Sf: 492
     "Recep Bey İsrail limanlarındaki 'devlet terörü'nü kınarken devlet terörünün sanal destekçilerini eğiten okulun sahibine kendi limanlarımızı teslim edebilmektedir. Sami Ofer'in Kuşadası limanından ve bu limandaki ruhsatsız işyerlerinden elde ettiği yeşil dolarların, İsrail'in 'Devlet Terörünü Aklama Okulu'nun finansmanına da gidebileceği akıldan çıkarılmamalıdır.
Sf: 493
     Tayyip ve AKP, 9'u Türk 16 kişiyi öldüren İsrail'in OECD üyeliği önlerine geldiğinde "Van Münit" diyememiş, veto haklarını kullanamamıştı. 
Sf: 494
     Anayasa Mahkemesi'nin Başkanı Haşim Kılıç, İslami Büyük Doğu Akıncılar Cephesi ya da bilinen adıyla İBDA-C'nin yayınladığı Gölge adlı derginin Ankara Temsilcisi'ydi. Dergi İslam devrimi için silahlı mücadele çağrılarıyla yayın yapıyor, bu uğurda yapılan eylemleri de kutsuyordu. 
Sf: 495
     Nakşibendi Tarikatı mensubu Haşim Kılıç, Turgut Özal tarafından Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçildiğinde dinci tayfası yaptıkları toplantılarda zaferlerini kutlamışlar ve şu sözleri söylemişlerdi:
     "Surda bir gedik açtık mukaddes mi mukaddes, ey kahpe rüzgar artık ne taraftan esersen es."
     Tayyip'in Baş Müşaviri ve Atatürk ile Laik Cumhuriyet'e ağır hakaretler yağdıran İşaret Yayınları'nın sahibi Nabi Avcı, Tayyip'in danışmanlarından, Türkiye'de İran modeli bir düzen kurmayı amaçlayan "Türkiyeli Talebeler Konseyi" üyesi ve Zaman Gazetesi yazarı Ali Bulaç ansiklopedi yazarları arasında yerini alıyordu. 
Sf: 497
     Böylece Recep Tayyip Erdoğan döneminde İstanbul Belediyesi ile Mısır'daki aşırı dinci Müslüman Kardeşler Örgütü'nün ilişkileri bir kere daha belgelenmiş oluyordu.
Sf: 498
     Söz konusu konferans için değişik ülkelerden gelen delegeler 5 ile 8 gün arasında İstanbul Eresin Oteli'nde ağırlanıyor, 180 bin dolar tutan masraflar İstanbul Belediyesi'ne bağlı doğalgaz dağıtım şirketi İGDAŞ tarafından ödeniyordu. 
     Tabii ki bu masraflar İstanbul halkının doğalgaz faturalarına zam olarak ekleniyordu.  
Sf: 503
     İslam ülkelerinde Vehhabi Şeriatını, halifeliği getirmek, Arapçayı ihya etmek amacıyla Suud Yönetimi ve CIA tarafından kurulan Rabıta, aynı adreste bir başka ilginç şirket kuruyordu. Faisal İnşaat, Emlak Ticaret A.Ş. 
Sf: 505 - 506
     Yavuz Subaşı; AKP Gaziosmanpaşa İlçe Başkanı...
     Faik Işık İstanbul Barosuna bağlı bir avukattı. Tayyip ile birlikte Sıcak Yuva Vakfı'nı kurdu ve vakfın yöneticisi oldu. Tayyip'le ilişkileri sadece bu kadar olur mu?
     Tayyip, Siirt'te "Minareleri süngü, kubbeleri miğfer, camileri kışla, müminleri de asker" yaptığı konuşması nedeniyle yargılandığında avukatlığını Faik Işık yapıyordu. Tayyip bu davadan ceza aldı. 
Sf: 507
     Gözleri var ama göremez.
     Tayyip'in "abi" dediği Tekin Küçükali'nin başında bulunduğu Kızılay, kurban kesmek için topladığı bağışları Türkiye içinde keseceğini duyuruyordu. Kesilen kurbanın ve dağıtımın görüntüleri iştirakçilere gönderilecekti. 
     Ancak görüntüler ve bilgiler gelmeyince durumu soran bağışçılara kurbanların Sudan'da kesildiği söylendi.
Sf: 511
    (...) Elazığlılar dahil tüm ülke insanlarından toplanan derem vergilerinin 30 milyar lirayı bulmasına rağmen, ortada depremden zarar gören insanlara verilen kuruş para bile yoktu.
     İnsanlar bu defa da soruyordu:
     "Nerede bu paralar?"
Sf: 512
     Dün Türkleri idamdan kurtarmak için kılını kıpırdatmayan Tayyip, bugün PKK militanlarına refah içinde bir hayat sunmak için çalmadık kapı bırakmıyordu. 
Sf: 516 - 517
     Türk Suudi Yatırım Ortaklığı
     22.12.1988 tarihinde, eski Üsküdar, İçerenköy Yolu Bodur İş Merkezi No: 8/16 Kadıköy adresinde 5 trilyon 800 milyar TL sermaye ile kurulan ve "para getiren her işte varız" mantığı ile faaliyete geçirilen, Türk Suudi Yatırım Holding Anonim Şirketi gerek Suudi gerekse Türk isimler açısından oldukça ilginç bir görüntü oluşturuyordu...
     Şirket A grubu ve B  grubu ortaklarından oluşuyordu. A grubu ortakların her konuda söz hakları vardı. Onların onayından geçmeyen hiçbir şey B grubu ortaklarca gerçekleştirilemiyordu. 
     Yani B grubu ortaklar adeta konu mankeni gibiydi. Hiçbir söz hakları yoktu. 
     Şirketin A grubu ortakları:
     Mohammed Bin Ladin Limited Liability Co., Saudi Camble Company, Suudi Amerikan Bank, Al Baraka Investment Development Co, National Industrialisation Co, Oman M. Bin Ladin, Sheikh Ismail Aboodawood, Hisham Mohammed Jamjoom, Sheikh Mohammed Al Kheriji, Abdullah Mn Raheimi, Sulaiman Al-Sayyari, Mohammed Al-Nafie, Fahad S. Al-Rajhi, Sulaiman Mohammed Ali Al Sanie, Abdulkarim Abdulaziz Al-Khereiji...
     B grubu, yani ikinci sınıf ortaklar adına hareket eden isimler de bir hayli ilginçti:
     Ali Coşkun, Nevzat Yalçıntaş, Zeki Sayın, Özal Baysal, Bekir Timurboğa, Engin Tuncay, Halit Kara, Zafer Dicle, İsmail Emen, İlhan Tayman, Sait Sözen, Hüseyin Yalçın, Mehmet Savaş, Mehmet Şahin, Zafer Dicle, Fikret Boduroğlu, Niyazi Eroğlu, Hasan Ruşen Gürgan, Güray Özhan, Ahmet Selim Arpacı, Murat Demirel...
     Türk Suudi Yatırım Holding Anonim Şirketi'nin B sınıfı ortaklıklarında bulunan bazı kurum ve şirketler şu şekildeydi: 
     "Ziraat Bankası, Kalkınma Bankası, Garanti Bankası, Kale Elektronik A.Ş., Feniş Holding A.Ş., AS Makinsan Ltd. Şti., Cine 5, Akdeniz Yatırım Holding, Avrupa-Amerika Holding, Sümerbank, Net Holding, Bayındır Holding, Tekstil Holding, Emek Sigorta..."
     Ne güzel değil mi?
     Kimin eli kimin cebinde, bulun bulabiliyorsanız.
Sf: 518
     "Bu kutlu yolculukta yalnız olmadığımızı hissetmek, bizim için en büyük ödül olmuştur."
     Bülent Arınç, Erzincan'daki savcıların HSYK tarafından görevden alınmalarının ardından nasıl bir açıklama yapıyordu:
     "Kutlu yürüyüş asla ve asla durdurulamaz."
     Ya da dünün Refah Partili, bugünün AKP'li hatiplerinin "Hilafeti Meclis'te kaybettik, yine Meclis'ten kazanacağız. Ulus'taki Meclis'ten yıkıldık, Kızılay'daki Meclis'ten dirileceğiz" şeklindeki feryatların gideceği yoldur. Şeriat; Arapça bir kelimedir ve "yol, gidilecek yol, kutlu bir yol" anlamına gelir...
Sf: 519
     Amr Al-Dabbagh küresel kriz sonrasında yatırım yapılacak, daha açık bir deyişle sağmal inek gibi kullanılacak bir ülke olarak Türkiye'yi görüyor, bu amaçla ellerini ovuştura ovuştura ülkemize koşuyordu. 
Sf: 520
     Amerikan istihbarat örgütü CIA tarafından kurulan ve sonra da denetimden çıkan El Kaide gibi bazı terör örgütleri ABD'nin ve Amerikalıların analarını ağlatıp Afganistan'ı ABD ve İngiliz askerlerine dar ediyordu. Irak'ta ABD'nin getirdiği demokrasiyi beğenmeyince Mısır'daki Tekfir ve Cihad örgütleri bu fetvaya dayanarak Suudi Arabistan'da bazı hükümet binaları ve askeri karargahları bombalıyordu. Bu bombalamaların ardından ABD ve İngiltere başta olmak üzere herkesi bir telaş alıyordu...
     Böylece;
     "Bu fetva burada olduğu sürece bize yok rahat" diyerek Mardin'de bir konferans düzenliyorlar ve sözde Müslüman alimleri bir araya getiriyorlardı.
Sf: 521
     "Kafir Türklerle ve Frenklerle cihat etmeden kıyamet kopmayacaktır."
     Abdullah Naseef Türkiye'de çok kişiyi finanse ettiklerini söylüyor, imamlara bir süre aylık verdiklerini hatırlatıyordu. "Mütevelli heyetimizde iki Türk yer alıyor" diyen Abdullah Naseef, "Hala da Rabıta'dan maaş alan Türkler de var" şeklinde konuşuyordu. 
Sf: 522
     (...) Richard N. Perle, ABD'nin İsrail'in güvenliğini ve refahını sağlama amaçlı olarak geliştirdiği ve Tayyip'in de üyesi olduğunu gururla açıkladığı Büyük Ortadoğu Projesi'nin imalathanesinde yer alan bir isimdi. 
Sf: 523
     Yeryüzündeki muz cumhuriyetlerinde dahi başka ülkelerin istihbarat örgütlerinin başkanları, elemanları bir diğer ülkenin bırakın stratejik şirketlerini, en basit şirketlerinde çöpçü bile olamaz. Yabancı ülkelerin istihbarat örgütlerinin dört bir yanında cirit attığı ülkemiz adeta istihbarat örgütleri açısından yeryüzü cenneti oluyordu. 
     First Merchant Bank KKTC'de üç milyon sermayeli bir Off Shore yani kara para aklamak amacıyla kurulan bir tabela bankasıydı. 
Sf: 526
     Ellerini kollarını sallayarak Irak'a kaçtı. Soruşturmanın, ya da soruşturmanın en önemli ayağını soruşturarak El Kaideli teröristlerin izlerini kaybettiren savcı kimdi?
     Sahi kimdi?
     Zekeriya Öz!
Sf: 531
     Başka,
     Ergenekon iddianamelerinde yer alan eklere göre Tayyip Anap'ı bölmesi için Mehmet Ağar'a 60 milyon dolar veriyordu.
Sf: 533
     Vehhabi şeriatı ile yönetilen Sudan'da Tayyip'in gizli gizli görüştüğü isimlerden biri de Küresel Terörist Usame Bin Ladin'di. Usame Bin Ladin CIA'in taşeron örgütü El Kaide'nin lideriydi. Onun amacı da dünyaya Vehhabi Şeriatını yaymaktı. 
Sf: 535
     Peki, gelirler neden giderleri karşılamıyor? O da malum; kaçak elektrik çok yüksek düzeylerde... Hükümet Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da bölge halkını fazla sıkıştırmamak için kaçağa biraz göz yumuyor. 
     Göz yumduğu sadece o bölgenin yoksul insanları mı? Dünkü Vatan'dan öğreniyoruz ki değilmiş. Geçenlerde 1.1 milyar dolara ATV-Sabah Grubunu satın alan Ahmet Çalık'ın babası Mahmut Çalık'a da göz yumuyormuş. Malatya'da tekstilcilik yapan Mahmut Çalık'ın dört yıldır ödemediği elektrik borcu 17 milyon YTL'yi bulmuş. Bu rakam tüm Malatya'nın toplam elektrik borcunun yüzde 30'unu oluşturuyormuş. Oğlu Ahmet Çalık'ın holdinginde yönetim kurulu üyesi de olan baba Çalık'ın ödemediği elektrik borcunu TEDAŞ 24 ay taksite bağlamış.
     Bağlar,
     Oysa
     Eğer siz 50YTL'lik elektrik borcunuzu ödemezseniz TEDAŞ  hiç gözünüzün yaşına bakmaz, elektriğinizi anında keser.
     Çünkü siz yolunacaklar kategorisindesiniz. Hem kendi elektriğinizi ödeyeceksiniz hem de ayrıcalıklı yurttaşların...
Sf: 536
     Çalık'ın AKP iktidarı döneminde 5 kat büyümesinde asıl etken Tayyip'in damadını müdür yapmasıyla açıklanıyordu. Ahmet Çalık, Tayyip'in damadını holdinge genel müdür yaptıktan sonra ihaleleri peş peşe kapmaya başlıyor, Kasım 2009'da 441 milyon dolara elektrik dağıtım ihalesini alıyordu. 
Sf: 537
     Vatandaş "Çalık'ın bu kadar parası varsa neden Sabah ve ATV için devlet bankalarından kredi aldı" diyordu. 
     Neden olacak?
     Derenin taşıyla derenin kuşunu vurmak için.
Sf: 538
     Ereğli Demir Çelik Fabrikası ile İskenderun Demir Çelik Fabrikası'nın işçileri, memurları ve üst yöneticileri, fabrika kapanmasın çalışmaya devam etsin diye maaşlarının yüzde 35 indirilmesini kabul ediyorlar.
Sf: 540
Bunlar da yetmiyor, terörist başı için bir 5 milyon dolar daha harcanıyor, kalacağı villa konforunda yeni bir malikane daha yapılıyor, ancak yeni yeri eski köşkünden bir kibrit kutusu kadar daha küçük olduğu gerekçesiyle PKK'lı köpek sürüsü kuduruyor, ülkenin altını üstüne getiriyorlardı.
     80 yaşına merdiven dayamış Atatürkçüler, emekli askerler, ölüm döşeğindeki Türkan Saylan karşısında ceberrut kesilen polisin içinde yuva yapan malum örgüt, ülkeyi molotoflarla ateş çemberine çeviren, dükkanları yağmalayan, suçsuz insanlara saldıran PKK'lılar karşısında "Hoşgörü" abidesi kesiliyor, PKK'lıların döktükleri kanın hesabını bile soramıyordu. 
Sf: 542
     "(...) Asya ve Avrupa yakasında olmak üzere yapılacak olan helikopter pistinin her biri yaklaşık 250 bin dolara çıkacaktı.
     Yani 10 pist, 2 milyon 500 bin dolara mal olacaktı. 
     Belediye öyle açıklamıştı.
     Oysa, en lüks bir helikopter pisti için gerekli olan şey iki el arabası taş, 1 el arabası kum-çimento karışımı harç...
     Onlar da yapsın en fazla 5 dolar...
     Geri kalan 2 milyon 495 bin dolar yine fakir halkın kesesinden bir yandaşın cukkasına..."
Sf: 544 - 545
     Tayyip, Yiğit Bulut'un o günkü sorularına cevap veremedi ama daha ilgincini yaptı. Onu da yandaşlar arasına kattı. Şimdi Bulut'un tarafsızlık günlerindeki sorusuna bakalım:
     "Aslim-Alarko liderliğindeki İspanyol OHL firması ile oluşan konsorsiyum tarafından yapımına başlanılan 1. Etabın sözleşme bedeli (+sigorta primi olmak üzere) toplam 459 milyon Euro'dur. Ancak keşif artışları ile birlikte maliyet 629 milyon Euro'ya çıktı. Nasıl oldu da 459 milyon Euro olarak belirlenen ilk bedel bir anda 629 milyon Euro'ya çıktı?
     Dünyada hızlı trenler saatte 500 kilometre hıza dayanırken! Biz neden daha eski, 250km'yi aşamayan bir teknolojiyi bu kadar pahalıya aldık?"
     "Yiğit Bulut, "Hızlı trende soygun yapılıyor" kuşkusuna düşmüş, kıyaslamalı bilgiler bulmuş sergiliyor, gerçeği arıyor, başta Başbakan ve Ulaştırma Bakanı olmak üzere yerli yapımcı firma Alarko'ya soruyordu:
     Fransa'da saatte 500km hız yapabilen hızlı trenin 1 kilometre maliyeti 2 milyon Euro iken Türkiye'ye satılan geri teknoloji 250 kilometre hızda trenin 1 kilometre maliyeti neden 3 milyon Euro?
     Hızlı trenin açılış seferine 50 gazeteci çağırdılar, aralarında bu soruları soran Yiğit Bulut yoktu. 
Sf: 547
     Tayyip, partililerce sağdan soldan toplanmış, bindirilmiş kıtaların olmadığı yerlerde sürekli olarak yuhalanıyordu. Tayyip bu nedenle ceberrutluktan medet umuyordu. Protesto edenler karga tulumba karakollara götürülüyor, protesto ettikleri yer başta olmak üzere darp üzerine darp görüyorlardı. 
Sf: 548
     "Hasan dağı arpalıktır, eğer saban yürürse
     Her derede bir değirmen, eğer suyu gelirse
     Her kümesten bir tavuk, eğer millet verirse
     Güzel gidiş bu gidiş, eğer sonu gelirse..."
Pozitif:
1) Hoş açılışı hatrına 2* aldı.

Negatif:
1) Kalıcılık yerlerde.
2) 1. saatten sonra "hiç değişmiyor" desek yeridir.

Notalar:
Üst: Anason, Limon, Misket limonu, Greyfurt. (ck: sedir, bergamot, karabiber)
Kalp: Yasemin, Lavanta, Tütsü, Odunsu notalar. (ck: anason)
Baz: Misk, Haiti kabe samanı, Sedir, Vanilya, Sandal ağacı. (ck: -)
Tip: Narenciyeli, Baharatlı, Pudralı, Tatlı, Odunsu.
Cinsi: Maskülen
Üretim: Yeni Formül
Çıkış Yılı: 2010
Koku rengi: Kahverengi
Referans: Yalancı Ahşap
Konsantrasyon: Eau de Toilette
Parfümör:  Kanøn
Doktrin: "Bilim ve sanat, bir kuşun kanadı gibidir. Bu iki kanadı kullanabilen toplumlar uçar ve özgür olurlar. Uçamayanlar ise tavuk olur... 'Tavuk toplum', önüne atılan bir avuç yemi gagalarken, arkadan yumurtalarının alındığının farkında bile olmaz!.." - Charles Darwin

1 yorum:

  1. Tayyipiyle kuyuya inenlere, karanlıklar içinde kalmaya mahkum kalanlara inat bizim de en güzel vaazımız bu gerçeklik kokan kitaplar... Yanlışları yer altına gömüp, gün yüzüne doğru görünenleri çıkaran bu egemen zihniyete, karşı duruşu yansıtan her bilgi birer umut bizler için... Paylaşım için teşekkürler anosmi, iyi ki varsın.

    YanıtlaSil