5 Ekim 2015 Pazartesi

Amouage - Beloved Man

     Çamaşır suyu açılışından sonra Amouage - Epic Man'e korkunç benzeyen pis, kirli deri ve demir tozlu safran kokuları. Parfümün ismi açılışıyla uyuşmuyor. Paçulili tütsü. Çok az lavanta. Kişniş, biber, fesleğen.. ne varsa doldurmuşlar.
     Orta notalara gelindiğinde bergamotlu derinin altında acı kimyon geliyor. Duş sonrası ıslak vajina gibi kokuyor. Bu tür kokular sexi diye anılıyor. Gülağacının altından az yağlı
beyaz çikolata. Karanfilli kahve.
     Sonlara gelindiğinde tuzlu aysti gibi kokuyor. Deriye vanilya döküldü.
     Biraz tuhaf bir yanı var. Güzel mi, çirkin mi anlayamıyorsunuz. Kaliteli materyal kullanımına diyecek yok ama hem çok değişik elementler kullanılmamış, hem de mucizevi bir şaheser ortaya çıkarılmamış. Biraz arada kalmış gibi... Ancak gene de kokudaki değişimler göz dolduruyor.
Sıradan Delilik Öyküleri - Charles Bukowski
Sf: 12
Bir Numaralı Halk Düşmanı İle Hücre Ortaklığı
     Bütün başlar pencerelerden dışarı çıkmıştı haberleri varmış gibi...
Sf: 31
Hollywood'un Hemen Batısında Deliler Koğuşu
     Verdiğimin farkında değiller mi?
     Ve işte Çatlak Jimmy, işte ben.
     Ya da Maxie. Maxie, Halkın Sesi Örgütü'ne yardım etmek için Los Angeles'ın kanalizasyonunu tıkamayı planlıyor. Gerçekten güzel bir jest, kabul etmek lazım. Ama, Maxie, evlat, bana birkaç gün önceden haber ver, olur mu? Halkın yanındayım. Eski dostuz. Kenti terk ederim.
     Dava ve Bok iki ayrı şeydir ve Maxie bunu idrak edemiyor. Beni aç bırak, ama bokumu ya da tuvaletimi tıkama. Hatırlıyorum, bir keresinde ev sahibim bir haftalığına Hawaii'ye tatile gitmişti. Gider.
     Gittiği gün tuvaletim tıkandı. Bok fobim olduğu için pompa bulundururum, ama pompaladım pompaladım, hiçbir işe yaramadı. Neye battığımı söylememe gerek yok.
     Yakın dostlarımı aradım, öyle fazla dostu olan biri de değilim, varsa da değil telefonları, tuvaletleri bile yok... hiçbir şeyleri yok genellikle.
     Neyse, telefonu ve tuvaleti olan birini aradım. Çok kibar davrandı.
     "Tabii, Hank, ne zaman istersen bende sıçabilirsin!"
     Davetini kabul etmedim ama. Söyleyiş şekli ile ilgiliydi belki. Ev sahibim Hawaii'de hula kızlarını seyrediyordu ve ağzına sıçtığım bok parçaları suyun üstünde dönüp bana bakıyorlardı.
     Sıçmak zorunda kaldığım her gece bok parçalarını sudan toplayıp bir kese kağıdına koyuyor, arabama binip onları atabileceğim uygun bir yer arıyordum. 
     Genellikle motoru söndürmeden park edip bir duvarın üstünden fırlatıyordum. Ön yargısız olmaya çalışıyordum, ama özellikle sessiz bir yer olan Düşkünler Yurdu'nu en az üç kez onurlandırdığımı biliyorum.
     Ya da bazen arabanın penceresini açıp bir bilek darbesi ile sallıyordum kese kağıdını, sigara külü ya da puro izmariti sallar gibi.
     Ve boktan söz açılmışken, kanserden korkmam kabızlıktan korktuğum kadar. (Döneceğiz çatlak Jimmy'ye. Böyle yazdığımı söylemiştim size.) Bir gün sıçmasam, hiçbir yere gidemem, hiçbir şey yapamam -çaresizlikten sistemi açmak için kendi çükümü emmeye bile kalkışmışımdır. Ve kendi çükünüzü emmeyi denemişseniz insanın sırtına, boynuna, bütün kaslarına binen yükün farkındasınızdır. Kamışı gerektiği kadar sıvazladıktan sonra işkence aletinde bir yaratık gibi bacaklarını başının üstünden geçirip parmaklarını somyanın yaylarına geçirirsin.
Sf: 35
     Sonra eski bir Lorel ile Hardy koydular... Tren kompartımanında battaniyeyi paylaşamadıkları bir sahne vardı. Benden başka kimse gülmedi. Herkes bana bakıp duruyordu...
Sf: 37
Meslek Olarak Yazarlığı Önerir misiniz?
     Koltuktan fırlayıp uçmak hostesi çağırıp emniyet kemerimi bağlamasını istemekten daha az utanç vericiydi.
Sf: 41
     "Meslek olarak yazarlığı önerir misiniz?" diye sordu genç öğrencilerden biri.
     "Komik olmaya mı çalışıyorsun?" diye sordum ona. 
     "Hayır, hayır. Ciddiyim. Meslek olarak yazarlığı önerir misiniz?" 
     "Yazmak seni seçer, sen yazmayı seçmezsin."
Sf: 44
     Her yer kadın doluydu, yarısından fazlası adamın çükünü kaldırıyordu ve elden bir şey gelmiyordu -bakıyordunuz sadece. Kim tasarlamıştı bu korkunç numarayı? Ama bir yandan da hepsi birbirine benziyordu, bir papatya tarlası. Hangisini seçerdin? Hangisi seni seçerdi? Önemi yoktu, hüzün vericiydi. Seçimler yapıldıktan sonra da zaten yürümezdi.
Sf: 51
Büyük Zen Düğünü
     Paul'un babası, bana bakıyordu. Gözlerini gördüm. O anda o kadar da iyi bir yazar olmadığıma karar verdiğini gördüm...
Sf: 57
     "Zengin olmayı çünkü sanatçılar sürekli zenginlerin ön kapılarında bekleşiyorlardı."
     Peşlerine takılıp evime doğru yürürken pantolonumun paçalarından birine basıp elimde Harvey'nin şişesi ile yere kapaklandım. Havada içgüdüsel olarak şişeyi düşündüm (anne ve bebek) başımı ve şişeyi yukarıda tutup omuzlarımın üstüne düşmeye gayret ettim. Şişeyi kurtardım ama başım kaldırıma çarptı.
Sf: 58
     Eski bir ayyaş her zaman ayağa kalkar, yeter ki zaman tanıyın.
Sf: 59
     Polislerden biri elindeki aptal feneri yüzüme tuttu. Ona müthiş bir üstünlük duygusu veriyordu...
Sf: 71
Yarık, Kant ve Mutlu Bir Evlilik
     50 dolarlık bir kaltak bulmuştu, ama 50 dolar edecek bir kaltağa rastlamamıştı henüz.
Sf: 72
     Atlar insanlardan daha çok para kazanıyorlardı ama harcayamıyorlardı.
Sf: 74
Güle Güle Watson
     Kır saçlı gişeciye, "onbire iki ganyan!" demişsin ve gişeci sana yine "onbir mi?"  diye sormuş yanlış bir ata her oynadığında yaptığı gibi. hangi atların kazanacağını bilmez ama hangi atların kesin kaybedeceğini iyi bilir.
Sf: 75
     Bakabilirseniz. hipodromda geçireceğiniz bir gün size üniversitede dört yılda öğreneceğinizden daha fazlasını öğretebilir.
Sf: 84
Şairin Dağ Evi
     Lanet olsun, anlamıyor musun? dedim editöre, alışveriş merkezlerini sevmiyorum! Alışveriş merkezlerinde olmaktan hoşlanmam! orada oturup mermer fıskiyeyi seyredersin. Bir karınca geçer, ya da bir tür böcek can çekişmektedir önünde, bir kanadı hareketli diğeri hareketsiz. Yabancısındır. İki-üç kişi sana buz gibi bakar sonra garson gelir nihayet kirli külotunu bile koklatmaz sana, ama kazulet karının tekidir ve bunun farkında bile değildir. İstemeye istemeye siparişini alır. Bir kola. Sıcak ve bükülmüş bir kağıt bardakta getirir kolayı, canın kola filan çekmiyordur aslında içersin, böcek hala can çekişmektedir. Otobüs hala gelmemiştir. Mermer fıskiye toz kaplıdır. Her şey yapaydır, anlıyor musun? tezgaha gidip bir paket sigara almak istesen biri gelene kadar beş dakika geçer. Oradan çıktığında dokuz kez tecavüze uğramış gibi hissedersin kendini...
Sf: 92
Aptal İsalar
     Kadın ayak bağı oluyordu insana. bir kadın bir erkeği 9.000 farklı biçimde öldürebilirdi.
Sf: 93
     Amerikalılar Meksikalılar'dan çok az savaş kazanabildiklerini unutuyorlardı. Amerikalılar ya da Teksaslılar ya da.
     Kalemle yazamıyordu. daktilonun makineli tüfeği andıran sesini seviyordu. yazıya katkısı vardı.
Sf: 97
Tecavüz! Tecavüz!
     Milyonlarca kadının içinden biri çıkar ve içinizde uykuya yatmış ne varsa canlandırır. Yapılarında bir uyum vardır, giydikleri elbisedir bazen sizi çeken, ya da kendilerine özgü bir hava. Parlak sarı bir elbise vardı üstünde, bacak bacak üstüne atmıştı. Ayak bilekleri ince ama bacakları dolgun, kalçalı bir kadındı. Yüzünde sizi oyun oynamaya davet eden bir şey vardı. Gizlice size gülüyormuş gibi.
Sf: 98
     Böyle kadınların sokakta yürümeleri yasaklanmalı.
Sf: 100
     Güzel bir kadının erkek bulması kolay olmuyor. Erkekler erişilmez olduğumuzu düşünüyorlar."
Sf: 101
     Bir kadının sözü yeterliydi. Adalet bu muydu? Sonra düşündüm. Bu kadına tecavüz etmiş miydim, etmemiş miydim?
     Bilemiyordum
Sf: 112
Çorapsız
     "Bay Bukowski," dedi Vera, "şiirlerinizi okudum ve..."
     "şiirin *mına koyayım," dedim ... 
Sf: 128
Reno'da Bir Adamı Vurdum
     Kremlin'e Bukowski'nin heykelini dikiyorlar, otuz bir çekerken; Bukowski ile Castro'nun heykeli, Havana güneşinin altında kuş boku kaplı.
Sf: 131
     Kimiyle ikinci, ilkten iyidir.
Sf: 135
Kadın Yağmuru
     En aptalları en iyi s*kilir çünkü.
     İri küpeler, uçak pullarını çağrıştıran kırmızı bir ağız. bağırsakları b*k dolu ...
Sf: 138
     Ve sorun çıkacak. delinin teki, bunu biliyorsun. sana taşınmak isteyecek. geceleri horlayacak, tuvalete gazete kağıdı atacak, haftada sekiz kez düzülmek isteyecek.
     Yağmurlu boktan bir günde cennetten bir armağan.
Sf: 141
Deliliğin Gece Sokakları
     Bacakları yoktu, göğüsleri yoktu. beyni yoktu.
Sf: 144
     Hep öyle olur zaten, gözün toplayabileceğinden daha hızlı, olayların bu kadar farklı yorumlanışı da bu yüzdendir.
Sf: 149
Mor Menekşe
     Neyse, ilaç satışından iyi para kazanıyordum. Bobby ona ne versem yutuyordu. Bir keresinde iki tane doğum kontrol hapı bile sattım ona. Yuttu.
     "Kafası çok iyi bunların," dedi yarım saat sonra, birkaç tane daha bul, olur mu?"
Sf: 151
     "Pekala, Bukowski. KALK!"
     "Yapacak bir şey yok. Kesinlikle yapacak bir şey yok. Anlamıyor musunuz?"
     "Kalk. Yoksa haklarını kaybedersin."
     "S*ktir. Düzecek yarık yokken prezervatifini kaybedeceksin demek gibi bir şey bu."...
Sf: 152
     İki hademenin arasında o sert tahta banka oturup Atlantic Monthly ve Reader's Digest okudum. İşkenceden farkı yoktu, çölün ortasında susuzluktan ölürken kuru sünger emmek ile gırtlağına 9-10 kum tanesi atılması arasında seçim yapmaya zorlanmaktan farksızdı.
Sf: 155
Potansiyel İntihar Notları
     Bazı insanlar sürekli bir yerlere gitme ihtiyacındadır.
     "sinemaya gidelim!"
     "tekne gezintisine çıkalım!"
     "kerhaneye gidelim!"
     "hiçbir yere gitmiyorum," derim her seferinde, "bırakın da oturayım şurada."
Sf: 161
Sülük Üzerine Notlar
     "Hiçbir şey BÜTÜNÜYLE kötü olamaz. bütün polisler kötüdür diyorsun, ama değildir. iyi polislere de rastladım ben. iyi polis de var."
     Fırsat bulup ona bir insanın polis üniformasını üzerine geçirdiği andan itibaren mevcut düzenin maaşlı bekçisi olduğunu anlatamazsın. polisin işi değişimi engellemektir. gidişattan hoşnutsanız bütün polisler iyidir, değilseniz kötüdür.
     Sahilde yemek yiyebileceğim iyi bir yer arıyordum. yemekleri lezzetli ve tenha bir yer. bu bir çelişki aslında. yani yemekleri lezzetli restoran kalabalık olur. ama bütün genellemelerde olduğu gibi bunun da istisnaları vardır. insanlar bazen yemeklerin çöpten farksız olduğu yerlere rağbet ederler.
Sf: 163
     Anlamaya başladığımız an her şeyin başladığı andır.
Sf: 167
Kötü Trip
     Başka bir adamın karısı ile yatmak güzeldir ama bir gün yakalanacağının da bilincinde olacaksın. hem bu zevki artırır.
     Herhangi bir dalda yeterince sivrildiğin anda düşman kazanırsın. şampiyonlar kıçlarını her zaman kollamak zorundadırlar; halk onların kıç üstü kendi bok çukurlarına düştüklerini görmeye can atar.
Sf: 168
     İnsanın gördüğü her şey gerçektir. bir dış güç tarafından getirilmemiştir oraya, o doğmadan önce de oradadır.
     Bir fabrikada on yıl çalıştıktan sonra beş dakika geç kaldığın için kovulmaktır. köpeğin arabanın altında kalması ve kimsenin sana yolu doğru dürüst tarif etmemesidir.
Sf: 178
Hür Hayvanat Bahçesi
     Sürekli gülecek bir şeyler buluyorduk. İçten gülüyorduk. Anlayamıyorlardı.
Sf: 190
Battaniye
     Dehşetin dehşet olduğuna inandığınız anda daha AZ dehşete düşersiniz.
Sf: 197
Charles Bukowski
KAPTAN YEMEĞE ÇIKTI
VE TAYFALAR GEMİYİ ELE GEÇİRDİ
     1991 yılı bir yandan Charles Bukowski'nin yazarlığında doruk noktasında olduğu, yaşam şartları açısından rahata erdiği yıl. Bir yandan da yaşlılıkla hesaplaştığı, ölümü düşünmeye başladığı günler.
     Son romanı ''Pulp''u (Parantez yay.) yazıyor, son şiirlerini kitaplaştırıyor...Günleri masanın başında, bilgisayarın karşısında ve hipodromda at yarışlarını izleyerek geçiyor. İçkiyi azaltmış. Belki de hayatının en dingin ve en verimli günlerini yaşıyor.
     İşte bugünlerde yine hayatında bir ilki gerçekleştiriyor ve günlük tutmaya başlıyor. Bu anlamlı hayatının  bilançosunu çıkartıyor, kendi kendiyle hesaplaşıyor. Ölümünden sonra gün yüzüne çıkan ve ''Kaptan Yemeğe Çıktı ve Tayfalar Gemiyi Ele Geçirdi'' adıyla yayınlanan Bukowski'nin günlüğünün tamamı Avi Pardo çevirisiyle türkçede. Kitabın hoş bir de sürprizi var; Dünyaca ünlü çizerlerden Robert Crumb, Bukowski'nin günlüklerini kendi çizimleriyle desteklemiş.
     (Kaptan Yemeğe Çıktı ve Tayfalar Gemiyi Ele Geçirdi, Charles Bukowski, Çeviri Avi Pardo, 120 sayfa) 
Sf: 198
Charles Bukowski
SARHOŞ ÇAL PİYANOYU
VURMALI ÇALGI GİBİ
PARMAKLAR BİRAZ
KANAMAYA BAŞLAYANA DEK
     Charles Bukowski, edebiyat dünyasına esas girişini şiirle yapmış, bu nedenle şiirlerini düz yazılarından ayrı bir yere koyuyor ve daha çok önemsiyor. Parantez Yayınları'ndan türkçede yeni çıkan kitabı Sarhoş Çal Piyanoyu / Vurmalı Çalgı Gibi / Parmaklar Biraz / Kanamaya Başlayana Dek Bukowski'nin şiirlerinden oluşuyor.
     24 yaşındayken ilk kısa öyküleri yayınlanan Bukowski, bir yıllık yazarlık deneyiminden sonra, yazdıklarının çoğunun edebiyat dergilerince yayınlanmaya değer bulunmamasından etkilenerek olsa gerek hem yazmaya, hem de dünyaya küsmüş. 10 yıl boyunca sürekli içki içmiş, bir ''barfly'' olarak yaşamış.
     Aşırı alkol aldığı bir gün öldü endişesiyle hastaneye kaldırılana kadar bu bar kelebeği hayatını sürdürmüş. Hayata dönüp hastaneden taburcu olduktan sonra bir daktilo satın almış ve tekrar yazmaya başlamış. Bu dönemde ilk yazdığı edebiyat ürünleri şiirler.
     Edebiyat dünyasına bu ikinci, belki de gerçek girişi de dergilerde şiirlerinin yayınlanması ile oluyor. Bukowski'nin yayınlanmış eserlerinin arasında da çoğunluğu şiir kitapları oluşturuyor.
     Bukowski'nin hayattayken yayınlanmış 45 kitabı var. Yazarın ölümünden sonra da geride kalan dosyalar, mektupları ve günlüğü de yayına hazır oldukça kitaplaştırılıyor. Bukowski'nin edebi mirasında da şiirlerin ağırlıklı olarak yer aldığı görülüyor.
     (Sarhoş Çal Piyanoyu, Charles Bukowski, Çeviri; Avi Pardo, 144 sayfa)
Pozitif:
1) Parfüm üç farklı notada, üç farklı parfüm koklatarak sürprize teşne.

Negatif:
1) Koku kompozisyonu arada kalmış; tam bir karakteri yok gibi.
2) Sonları zayıf.

Notalar:
Üst: Portakal, Greyfurt, Elemi reçine. (ck: deri, safran, paçuli, tütsü, lavanta, kişniş, biber, fesleğen)
Kalp: Sardunya, Yasemin, Iris, Safran(ck: bergamot, gülağacı, çikolata, kahve, kimyon, karanfil)
Baz: Sedir, Gaiac ahşabı, Deri, Paçuli, Vetiver, Misk. (ck: vanilya, limon suyu)
Tip: Oryantal, Baharatlı, Çiçeksi, Tatlı, Odunsu, Dumansı.
Cinsi: Maskülen
Üretim: Yeni Formül
Çıkış Yılı: 2013

Koku rengi: Turuncu
Referans: Buruk Deri
Konsantrasyon: Eau de Parfum
Parfümör: Bernard Ellena
Doktrin: "Toplumdaki geri zekalıların geri zekalı olduklarını idrak edemeyip onları koruyacak birileri daima vardır. Bunu idrak edemeyenlerin nedeni kendilerinin de geri zekalı olmalarıdır." - Charles Bukowski

1 yorum:

  1. Dışarıda hiçbir şey yok. Aptallık sadece. Aptal insanlarla takılan aptal insanlar. Bırakın kendilerini aptallaştırsınlar. Hiç yormadım kendim şöyle gecelere akayım diye. Barlarda saklandım çünkü fabrikada saklanmak istemem, sadece ondan. Milyonlarca insan için üzgünüm, ama ben hiç yalnız olmadım. Kendimi seviyorum. Sahip olduğum en iyi eğlence şekli benim.
    Charles Bukowski

    YanıtlaSil