15 Ekim 2015 Perşembe

Frédéric Malle - Carnal Flower

     Bal-kaymağın üstüne dökülmüş sümbülteber parçaları. Vetiverin ıslak samansı kokusu alttan hafif esiyor. Sümbül yoğun ve boğucudur, sümbülteber ise çiçeksi baskıyı daha da fazla kurar. Carnal Flower böylesi elementi hiç rahatsız etmeyecek şekilde parfüme işlemiş. 10. dakikada süt buharı kokuyor. Kıyılmış buğday çimi. Koku tatlı açıldıktan sonra beklenmedik şekilde acılaşarak üst notalardan çıktı.
     Orta notalara gelindiğinde kırmızı biber. :) Jagler'in yarısı kadar erkeksi paçuli beni şaşırtıyor. Ylang ylang çiçeği. Yasemin ve meşe yosunu. Parfüm beklenmedik şekilde erkeksileşti, yıprandı ve eskidi. Henüz cinsiyetine bakmadım ama, olasılıkla unisex tasarlamışlar.
     Sonlara gelindiğinde oldukça zayıfladı. Beyaz misk ve samanla son buluyor. Açılışı gibi gitse 5* kapmıştı.
     Fakat şunu da eklemek gerekir: Harmanı güzel. Onun kadar rahatsız etmeyen kadın parfümüyle az tanıştım. Diğerleri gibi çiçeklerle kullanıcısını boğmamış.
     Benzerlikler üzerine;
     Creed - Tubereuse Indiana (Vintage): Tubereuse Indiana başından sonuna çok az değişiklik göstermişti. Carnal Flower nispeten daha belirgin nüanslara sahip. Fakat Tubereuse Indiana kalıcılığını uzun süre korurken, Carnal Flower'ın çabuk etki yitiren yanları onu tutarsız kılıyor.
Ötekiler - Tuncay Özkan
Sf: 15
     Fakirlikte eşitlenmiştik. Fakirlikte eşitlenince kavga olmuyor zaten.
Sf: 18
     Bana çok çalışmayı öğretti. Zaten kimse dinlenmeyi, tembelliği öğretmez hayatta. Onu doğuştan biliriz.
Sf: 20
     Köylüler her şeye güler. Aslında çoğu gülmelerinin altında ağlamak isteği vardır, kin vardır, entrika vardır. Anlamazsınız. Onları hep gülerken görürsünüz.
Sf: 22
     Ben hayatım boyunca hiç sevdiklerime seni seviyorum diyemedim. Kaçtım.
Sf: 27
     Babalarının evde saklandığı bilinmesin diye, amca derlerdi babalarına. Anneleri öyle öğretmişti.
Sf: 31
     "Sen devrim mücadelesine bizim gibi canınla değil malınla katılıyorsun."
     Devrimci duygularım coşardı. Her şeyi unuturdum.
Sf: 34
     Şehirde ise karısını değil, adamı öldürür. Çünkü kadın ölürse mülkiyeti ölür. Unutma, kimse evini yakmaz. Para getiren kadını vurmaz. Vurursa başkasının mülkiyeti olunca vurur. Ya benimsin ya kara toprağın olayı kasabada, şehirde olur. Köyde olmaz. Köyde imece olur. Şehirde kadın kocasının malıdır. Çeker vurur.
Sf: 34
     Dağda kadınlar, erkeklerden daha sert olabiliyordu.
     Tanıdığım kadınlar vahşi ve acımasız olabilmişti. Oysa onlardan bunu hiç beklemezdim.
Sf: 35
     Sorsalar o an Dilek'e aşık oldum derdim.
Sf: 36
     Ama devrimciler evlenemez. Onlar devrimle evlidirler.
     Annemi yalnız bırakıp dağa çıkmıştım. Onun annesine bakınca aklıma annem geliyordu.
Sf: 43
     Ardımdan ağlamasının ulaşamadığı yere kadar koştum.
Sf: 46
     Bin Sekiz Yüz İşkence Merkezi insan çığlıkları, kan, idrar ve dışkı kokuyordu. İnsanların üzerinden çürük kokuları yayılıyordu. İşkence burada sıradan ve daha girer girmez olağan bir şey gibi gelmeye başlıyordu.
Sf: 48
     İnsanlar ancak insanlara bu tür zulümleri yapabilir.
     İnsanlar gibi ormanı yakıp yıkmazlar. Asla doğaya zarar vermezler. Kimseye durduk yere saldırmazlar.
Sf: 59
     Ben böyle bir şey yapmam, içimden gelen sese yenilmem beni alçaklaştırırdı.
Sf: 60
     Ölümle burun buruna gelince insanın nasıl tepkiler vereceği belli olmuyor.
Sf: 61
     Artık Suriye'de idik, varmıştık. Koştuk, koştuk, koştuk. Bir kilometre koştuk.
Sf: 68
     Kendi çocuklarını dağa, silah ve elbisesini alarak kendileri yolladı PKK'ya.
Sf: 73
     Herkes el kaldırdı diye el kaldırdım. Çoğunluğun ne denli vahşi olabileceğini ondan sonra öğrendim.
Sf: 74
     Ölüm onları belki en son sigaradan yakalardı.
Sf: 76
     Sonra telsizden teşekkür etti, iyi mi?
Sf: 82
     Bazen düşününce keşke böyle olsa diyordum. Çünkü her şeyi bu denli değersiz görme hali uyuşmadan, kendiliğinden gelişiyordu. Ben bundan hep çok korktum.
Sf: 83
     Ölmemek için öldüren, kazanmak için öldüren, korkutmak için öldüren, yemek için öldüren, keyif için öldüren, yani ölümü yaşamak gibi gören makineler olmuştuk.
     Moral silahtan bile üstündü. Moral biterse silah işe yaramıyordu.
Sf: 90
     Biliyor musun, buraya Aleviliği aslında Türkler getirmiş.
Sf: 91
     Kadınlar çok duyarlılar.
Sf: 93
     Kaya diplerinin, ağaç altlarının enerjisinden anladım.
Sf: 96
     Hasret ne oydu, ne de bu...
     Bu imkansızdı ama gözlerinden bir şimşeğin geçtiğini gördüğüme yemin edebilirdim.
Sf: 98
     İçimde kocaman bir ayna kırılmıştı.
Sf: 106
     Adamı öldürse kahraman olacaktı. Ölmesi durumunda ise hiçbir şey değişmeyecekti.
Sf: 110
     Ancak şimdi düşündüğümde, düşmanımız olan askerlerle garip bir ilişkimiz vardı. Onlar da biz de eğer birebir olursak birbirimize zarar vermiyorduk ve kaçıyorduk. Ama kalabalık olunca, cinayetlerin en korkuncu işleniyordu.
Sf: 112
     Asker bizi hiç yanıltmazdı. Gece baskınında mutlaka nöbette uyurlardı. Bir manga askerin hepsinin uyuduğunu görmüştüm. Gece kolay avlanırlardı. Gündüz ise her silahı kullanarak çarpışırlardı.
Sf: 116
     Bize kucak açan 300 köyü de asker boşalttı, yaktı. Yalnızız.
     - Rızgar heval, bu peşimizdekiler neden bırakmıyor? Bunlar asker değil mi?
     - Hayır. Bunlar özel birlikler. Bunlar da askerin gerillası. İyice saklanmazsak, bil ki öldüğümüzün resmidir. Bunlar düşmanın en iyileri.
Sf: 117
     - Biliyorum heval. Ama bak sana bir çatışma anlatayım. Bu özel kuvvetler ile çatışmaya girdik. İnanılmazdı. Çok şehit ve yaralı verdik. Onlar da öyle. Ama bir şehit cenazesi bizim tarafta kaldı. Adamlar saatlerce onu almak için saldırdı. Sonunda baktık olmuyor, telsizle aradı bizim komutan. Onların komutanı çıktı. Dedi, Sen yalnız gel, yanında sıhhiye malzemeni getir. Sana şehidinizi vereceğiz. Ama silahsız ve yalnız gel.
     - Yok canım! Gelememiştir.
     - Adam geleceğim, dedi. Sabah erken dediğimiz saatte baktık sıhhi malzeme ile tek başına silahsız geldi. Şehidi biz o sırada hazırlamıştık. Malzemeyi bıraktı. Şehidi sırtladı. Bizim komutanın emriyle bu çok savaşçı ve cesur komutanı asker selamıyla selamladık. O da bize asker selamı verdi. Şehidini aldı gitti. Bazen bunları da yaşıyoruz.
     - Olabilir. Çok iyi savaşçılar. Bizim gibi.
Sf: 120
     İnsan en çabuk uyum sağlayan canlıydı.
Sf: 121
     O PKK'nın bütün hatalarının toplamından başka hiçbir şey değildi.
Sf: 127
     Biliyordum ki moral silahların en üstünüdür.
Sf: 146
     Çok esaslı adamdı. Teslim olanı korur, yaralının ölmesine izin vermezdi. Yaşatma, kazanma gayretindeydi. Yaralı için, "Candır. Bizim insanımızdır. Yaşamalıdır," der, özenle hastaneye yetiştirirdi.
Sf: 154
     Ancak hayatımda bu kadar çok umut ve mutluluğun bulunması beni tedirgin ediyordu.
Sf: 155
     Ne kadar dürüstsen o kadar aç kalıyorsun. Bu arada üç kez daha dolandırıldım. Anlatmaya utanıyorum artık. Bu kentin insanlarını anlamıyordum.
     Ama onlar beni anlıyordu ve dolandırıyordu.
     Hiçbir şey sebepsiz değildi.
Sf: 159
     Onca yıl PKK'da bulundum, böyle bir şeyi hiç duymamıştım. Ergenekon'u hiç duymamıştım.
Sf: 161
     Oysa Ergenekon adında bir kanarya sevenler derneği olsa ben üye olmam.
     O silahların Ergenekon'a bağlanması gerekiyordu.
Sf: 163
     Bir yanımda genelkurmay başkanı ve orgeneraller, diğer yanımda rektörler, gazeteciler, parti liderleri, hırsızlar, katiller, dolandırıcılar hep beraber bu salona doldurulmuş bekliyoruz öylece... 
Pozitif:
1) Mükemmel açılışıyla mor bulutlara doğru yükselirsiniz.
2) Hem çiçek kullan, hem baygın ve boğucu olma; Frédéric Malle tatlı parfüm dersinde.

Negatif:
1) Frédéric Malle hem pahalı, hem kötü kalıcılık.
2) Sonları var ile yok arası; ayrıca bitişe doğru karmaşık ve kaliteli yapı kayboluyor.

Notalar:
Üst: Sümbülteber, Bergamot, Okaliptüs, Hindistan Cevizi, Kavun, Portakal çiçeği. (ck: sümbülteber, süt, vetiver, yeşil otlar)
Kalp: Ylang ylang, Yasemin. (ck: Ylang Ylang, kırmızı biber, yasemin, paçuli, meşe yosunu)
Baz: Misk. (ck: beyaz misk, saman)
Tip: Yeşil, Çiçeksi, Pudralı, Tatlı, Odunsu.
Cinsi: Unisex
Üretim: Yeni Formül
Çıkış Yılı: 2005

Koku rengi: Mor
Referans: Kremsi Sümbül
Konsantrasyon: Eau de Toilette
Parfümör: Dominique Ropion
Doktrin: "Açıkça söylüyorum: Ben devrimciyim hala, ben halkçıyım hala, ben Cumhuriyetçiyim hala, ben laikim hala, ben devletçiyim hala, ben milliyetçiyim hala... Ve ben asla bu yoldan dönmem. Ben antiemperyalistim. Ben sömürücülere ve sömürgecilere karşıyım. Ben yobazlara karşıyım; bu mücadelem devam edecek." - Tuncay Özkan

3 yorum:

  1. Doktrinin tetiklemesiyle bu güzel kitap özetini fazlaa zamanım olmamasına rağmen okudum. Bu göz dolduran, her yerinden bilgi akan paylaşım için sonsuz teşekkürler anosmi... =)

    YanıtlaSil
  2. Merhaba anosmi size.ulaşabileceğim mail adresiniz veya telefon numaraniz var mıdır?

    YanıtlaSil