9 Kasım 2015 Pazartesi

Viktor&Rolf - Antidote

     Hafif acı-tatlı, ekşi açılış. Itır ve kekik çok kaliteli kullanılmış. Islak lavanta, silhat tozu ve nane... Bu tür kuru otsu kokuları sevmesem de kaliteli açılışı damağımda kaldı.
     Orta notalara gelindiğinde meşe yosunu kullanıldığını sezdim. Genelde sonlarda tercih edilen bir elementtir. Meşe yosunu etkisi fazlasıyla yoğunlaştı ve ortalar onun hükmünde geçiyor diyebilirim. Çıkışta acı misket limonuna rastladım.
     Sonlara gelindiğinde hafif bir amber, gri misk ve kurşuni bir deri var. Hani kurşun kalemi kağıdı kapkara yapana kadar sürer de sonra koklarsınız ya; işte öyle...
     Benzerlikler üzerine;
     Caron - Le 3e Homme (Vintage): Caron'da tatlılık harika kullanılmıştı. Antidote tatlı açlığını yoğun lavantayla bastırmış.
     Sansarakis / BNG 23: Blendır Aga'nın yanında çalışıyordu. "Askerden gelen abini çağır bakalım bi tanışak hele," dediğinden mütevellit o gün yanlarındaydım. Havam, esprili yanlarım ve trolmetrem üst seviyedeydi. Aga'yı öyle eylendirdim ki "Yarın gel başla," dedi.
     Henüz işe yeni başlamıştım ki Çiğli'deki bir LPG montaj atölyesinin devir işlemine tanık oldum. Aga beni yeni şubenin başına müdür olarak geçirecekti. Bir yandan seviniyor bir yandan da gülüyordum. Çünkü "müdür" olarak atandığım iş yerinde benim dışımda çalışan insan sayısı ikiydi.
     Ertesi gün Aga ziyaretimize geldi ve "Büyük bir açılış planlıyorum," dedi. İş yerlerini hiç tanımadığımız adamların üzerine açar, bir yıl sonra beş kuruş vergi ödemeden dünya kadar borçla kapatır ve farklı kişilerin adlarına yeniden açardı. Ben de böyle bir değişim zamanına denk gelmiştim.
     Ertesi gün 1. Sanayi sitesindeki servisin açılışı vardı. Bir gün süren açılış merasiminde hiçbir masraftan kaçınılmamış, her taraf yiyecek, içecek ve çiçeklerle donatılmıştı. Zamanında İsrail'in kuruluşuna karşı çıkan tüm Arap devletlerinin geçtiğimiz yıllarda Arap Baharı yalanıyla tek tek domino taşı gibi devrilmesine öncülük eden El Kaide ve onun silahları nasıl ki her ülkeye sırayla sokulduysa, çelenkler de üç gün 1. Sanayi sitesinde bekledikten sonra Çiğli'deki servise getirildi. Açılış renkli geçti:
     Yiyecek olarak beş kilosu iki lira olan dip kalite kuru pasta. Kanepelerin üstüne yerleştirilmiş zehir tuzlu zeytin. Kutik öldüren sirke şarap. Peti Bereketli püzküğüt pasta ve bir damacana dolusu o zamanlar Tang dedikleri oraletli içecek. Düyün eğlenceli geçmekteydi.
     Çelenklerde vali, kaymakam, belediye başkanı, il emniyet müdürü, muhtar aday adayı ve azaları yer almaktaydı. Tabii ki bu çelenkleri gönderdiklerinden adamların haberleri yoktu. Çiçekler o kadar solgundu ki bunlar muhtemelen ya çevre illerdeki kasapların koyun ve inek g*tünden söktükleri çiçekler ya da mezarlıklardan çalınan buketlerden oluşuyordu. Zaten açılışa hiç kimse gelmedi. Ama biz kendi kendimize bayağı eylendik.
     İşte ben böyle bir Aga'nın yanına işe girmiş ve böyle bir iş yerinin şubesinde göreve başlamıştım. O yıllarda 23. yaşıma yeni girmiştim. Bir çalışan 19 yaşında Fazlı adında bir çocuktu. Hafif kısa boylu, sevimli yüzlü, çok saygılı bir çocuktu. Elektrik gerilimindeki bir evre anlamına gelen "faz" sözcüğüyle alay edercesine eleman elektrikçiydi. Şaka yapmıyorum, ismi Fazlı olan birisi nasıl elektrikçilik mesleğini seçebilirdi? Acaba babası annesiyle temelleri trafoda mı atmışlardı? Fazlı ilerde evlilik programlarına katılsa ona gelen kız: "Esrağ hanımcım yalnız ben elektrik alamadım..." diye asla yakınamazdı.
     Asıl bomba diğer elemandı. Bu usta benden 5 yaş büyüktü. Adı Muzaffer'di fakat ben ona kısaca Sansarakis diyordum. Öyle kurnaz ele uyanıktı ki... 1.54 boyunda sırım gibi bir delikanlıydı. Zayıf, mavi gözlü, sinsi bir ustaydı; fakat aynı zamanda nüktedandı da...
     Amerika'nın Irak'a haksız yere girdiği yılları geride bırakmıştık. Sansarakis'in savaş çıkacak korkusuyla manipülasyon etmek istediği TL>Altın değişim mantığının ters çalışma zamanı gelmişti. "Tüm altınları bozdum çok param var artık," dedi. Gömleğinin üst cebindeki bir tomar paraya baktım: Şu an ancak küçük bir motosiklet alabilecek kadardı. Ama Sansarakisi delirtmeye yetmişti. Bu kadar parayı bir arada görmediğinden olsa gerek günde iki, üç defa paraları sayıyor, onları bazen kokluyor sonra özenle yerine yerleştiriyordu.
     O gün içeri iki şopar çingene girdi. Şarjlı matkap satıyorlardı. Matkapların görünüşleri gerçekten güzeldi ve elime alıp onları incelemeye koyuldum. Sansarakis ofiste oturduğu koltuktan bir yandan benle çingene kız arasındaki muhabbete kulak kabartıyor, bir yandan da göz ucuyla cebindeki paraları kesiyordu. Birden dayanamadı ve "Kaç lira," diye sordu. Çingene kız "185 Lira" dedi. Sansarakis "Çüş yaw düş biraz," dedi ve ardından kızla sıkı bir pazarlığa tutuştu. Sansarakis'in parmakları sürekli 2 rakamını gösteriyordu. Kız şaşırdı ve "İki yüz mü?" dedi.  Sansarakis konuşmuyor ama kibirli burun ve seğiren göz kapaklarıyla boyuna aynı rakamı gösteriyordu. Kız "20 Lira mı?" dedi. Sansarakis "Hayır," dedi. Kız en son 35'e kadar düşmüştü. Sansarakis'in almaya niyeti yoktu, belli ki trollüyordu. Ben de içimden "Ne de kaliteli matkap!" diyordum. "Üç dakikada 185 Liradan 35 Liraya geriledi." Sansarakis "En son 2 Lira veririm," dedi; sırıtarak. Eminim ki kız '2 Lira' dese bile almayacak "1 Lira olsa alırdım," diyecekti. Çingene kızlardan biri sinirlendi ve "Yürü kız abla bu bir şeyi alamaz, ajlıktan ölüyor, bunda para ne gezer?" dedi. İşte o an Sansarakis gerim gerim gerili yayda yıllarca bekleyen ok çevikliğiyle yerinden fırlayarak ayağa kalktı ve masaya bir tomar parayı hızla vurarak "Ben seni bile satın alırım be, siz ne konuşuyonuz!" dedi. Kız çok şaşırdı ve ağzından tıslar gibi çıkan küfürlerle ofisten çıktı. Onlar uzaklaşırken Sansarakis hışımla paraları sayıyordu...
     İki gün boyunca serviste paralarla gezdikten sonra üçüncü gün sevinçle ofise geldi ve "Yeni araba aldım!" dedi. "Hayırlı olsun abi," dedik. "Bi getir bakalım." "Şu anda galeride satış işlemleri oluyor, tüm paramı verdim ama deydi doğrusu." dedikten sonra çıkıp gitti...
     Üzerinden iki saat geçti ya geçmedi Sansarakis büyük gürültü çıkaran ishal sarısı bir Opel Record'la servise girdi. Şaşırmıştık. Arabanın altından kalın bir hortum sarkıyordu. Bu hortumun neye yaradığını anlamanız için bilgilendirme geçeyim:
     Tüm içten yanmalı motorlarda silindir ve piston sistemi vardır. "I" tipi sıralı dört silindirli bir motorda her silindirde dört piston, her pistonun çevresinde genelde üç adet segman bulunur. Segmanlar zamanla aşınır ve yenisiyle değiştirilir. Değiştirilmezse motorda kompresyon kaçağı oluşur ve sıkıştırılan hava-yakıt karışımı motorda bulduğu boşluklardan kendini atmosfere salmak ister. Bu kaçak, en kolay piston alt ölü noktaya inerken kartere, oradan da havalandırma borusuyla külbütör kapağına ulaşır. İşte bu arabada segmanlar çok yorgun ve motor aşıntısı da fazla olduğundan külbütör kapağına ulaşan yağ buharını tahliye için motorun altına kol kalınlığında bir su hortumu sarkıtılmıştı. Bu duruma sanayi jargonunda "üfleme" adı verilir.
     Sansarakis konsolos köpeği gibi kurulduğu arabadan yengeçvari hareketlerle indi; kapıyı çarparak kapattı ve "İşte araba bu!" dedi. İlginç bir arabaydı. Ufak tefek(!) çürükleri dışında pek bir kusuru yok gibiydi. Hatta yanından geçtiğimde rüzgarımdan plakası yere düştü. "Az önce galericiden ucuza kapattım, sanırım ona hafif de kazık attım," dedi. Söylediğine göre galerici buna şöyle demiş: "Her yeri orijinal araba, her parçası yenilendi (yani değişmeyen parçası yok) boyası güzel renk (bişeyi andırıyor), muhayyer bir araba." "E peki kusuru?" "Izzzzzzzcccık(!) motor üflüyo, hepisi bu!"
     "Akşama alışverişe ve gezmeye bu arabayla gidiyoruz," dedi. Akşam olunca hep beraber işten çıkarak Carrefour AVM'ye yola koyulduk. Biraz gezdikten sonra alışveriş laylonlarıyla arabaya pindik. Yolda giderken arkamızdan sürekli selektör yapan, korna çalanlar eksik olmuyordu. Sansarakis: "Araba yeni ya, tebrik ediyorlar herhal." dedi. Ben aynı fikirde değildim. Ön ve yan camdan bize korna çalanlara bakıp hareketlerinden söylediklerini anlamaya çalışıyorken Sansarakis trafikteki araçlara el sallıyordu. Hatta bir ara iyice şımarıp zıvanadan çıktı ve kornaya basarak koltuk yaylarında tepinmeye başladı. Fazlı ise arkada Hustler adlı porno dergiyi okuyordu. Harika bir çeteydik. Üç kişi olduğumuza göre çetenin adı üst üste üç sayı anlamına gelen hat-trick olabilirdi; fakat arabamızın safran rengi nedeniyle adımız Hat Tırık olarak tarihe geçiyordu.
     Carrefour'dan çıktık, Çiğli'ye doğru giderken yolda çevirmeye yakalandık. Üç polis yolu kesmişti. Bir tanesi sürücü kabinine yaklaştı ve "Bu ne biçim araba yauuw, yolda ihbar aldık. Yanan alevli-malevli bir araba Carrefour'dan çıktı, geliyor, diye" dedi. Sansarakis "Yok abi, motor azcık üflüyo, hepsi bu," dedi. Araba hala çalışıyordu. Geldiğimiz yola baktım, yere akan yağlar asfalta çizgiler bırakmıştı. Ayrıca etraf aynı film setlerindeki gibi mavi-beyaz dumandan geçilmiyor, göz gözü görmüyordu. Polis arabanın altına eğildi ve "Ne azı yauv, sen bu arabayı belediyeye versen sinek ilaçlama arabası olarak çalışsa seni mayışa bağlarlar, artı sigortanı sodeksonu tikıtını alırsın, dolu kentkartla bir de üstüne yıllık erzak ve yakacak parası ikramiye çıkardırlar," dedi. Sansarakis "Tamam abi arabayı yaptıralım," dedi ve oradan ayrıldık. Sansarakis eve gidene kadar hiç konuşmadı.
     Sansarakis o günden sonra arabayı jet hızıyla satılığa çıkardı. Fakat ne büyük şanstır ki o aylarda devlet hurda araçlarda büyük bir vergi indirimine girdi. Bu yüzden bizim Sansar aracı aldığının iki katı paraya satarak aynı gömlek cebini bu kez iki tomar parayla doldurdu...
Pozitif:
1) Meşe yosunu ve lavantaya doyurur.
2) Özellikle baz notasındaki harman muhteşem.
3) Kalıcılık güzel.

Negatif:
1) Bu tarz kokular öylesine denendi ki; milyonların arasına karışmak ne denli akıllıca?..
2) Yazdığı onca elementi ancak rüyanızda koklarsınız.
Notalar:
Üst: Bergamot, Greyfurt, Kakule, Mandalina, Nane. (ck: ıtır, kekik, lavanta, silhat, nane)
Kalp: Frezya, Sardunya, Lavanta, Küçük Hindistan Cevizi, Portakal çiçeği, Menekşe, Tarçın. (ck: meşe yosunu, misket limonu)
Baz: Amber, Oakmoss, Gaiac ahşabı, İris, Laden, Deri, Paçuli, Sandal ağacı, Tonka fasulyesi, Vanilya, Beyaz misk, Sedir. (ck: amber, gri misk, deri)
Tip: Narenciyeli, Fresh, Baharatlı, Çiçeksi, Tatlı, Odunsu.
Cinsi: Maskülen
Üretim: Yeni Formül
Çıkış Yılı: 2006
Koku rengi: Yeşil Kahverengi
Referans: Lavantalı Yosun
Konsantrasyon: Eau de Toilette
Parfümör: Pierre Wargnye & Aliénor Massenet
Doktrin: "Dünyanın en yoksul insanı paradan başka bir şeyi olmayandır." - Schopenhauer
Sansar

7 yorum:

  1. Bak ya nasıl sansasyon yapmış.... Heyecanla bekliyorum... Yayın saati acaba nedir nedir?

    YanıtlaSil
  2. Nasıl bu kadar komik hikâyeler yazabiliyorsun anosmi?!.. =) Tırık sarısı, Hot-tırık; bu kelimeler artık iyice dilime pelesenk olacak, bu en sevdiyim renk =))) Söylenecek o kadar çok şey var ki fakat bu hikâyenin sıcak oluşunun, insanın ruhuna dengeli yaklaşışının önünde eğiliyorum sadece... İnsan kendine yakın bulduğu şeyleri, kişileri, olayları sever ve seçer. Bu yazılan çoğu satır herkesin hayatında en az bir kere yer almış yaşanmışlıklardır. Fakat önemli olan onları doğru ovup, iyi şekil vermektir. Bu da başta zekâ ve bilgi ve hatta tecrübe gerektirir. Hele bilgi bir de mizahla birleşince o anda ister istemez gülünesi ruh hâli devreye giriyor. Bu sebepten hikâyede gülünecek ne kadar çok şey varsa o kadar da gerçeklik ve bilgi ile yoğrulup sunulmuş bir yaşanmışlık var.
    Bu sıcak ve sevimli hikayeyi çok sevdim.
    Teşekkürler, allah cece eylencenizi dayim eylesin...

    YanıtlaSil
  3. Trolmetrenin gerçekten tavan yaptığı Hat-Tırık çetesi. Bu muhteşem hikâye beklemeye gerçekten değdi. Anlatım inanılmaz son derece başarılı betimlemeler, uslüp, ince ve kıvrak zeka gerektiren bu anlatım inanılmaz derecede kaliteli ve iylenceli olmuş. İnsanın bir anda kendini olayların içinde bulması ise hikayenin ne kadar içten, sıcak bir dil ile yazıldığını ortaya koyuyor. İnsan yaşanmışlıklarının en iyi şekilde anlatıldığı bu sitede Anosmi'nin ellerine sağlık.
    Yolda ihbar alınan şu Izzzzzzzcccık(!) motor üfliyen tırık sarı arabaya ise içim öyle bir kaynaştı ki. Görsellerin uyumu ile herşey yine kusursuz bir şekilde sunulmuş. Sen çok yaşa Anosmi ölüyü bilem güldürürsün.

    YanıtlaSil
  4. “Zamanında İsrail'in kuruluşuna karşı çıkan tüm Arap devletlerinin geçtiğimiz yıllarda Arap Baharı yalanıyla tek tek domino taşı gibi devrilmesine öncülük eden El Kaide ve onun silahları nasıl ki her ülkeye sırayla sokulduysa, çelenkler de üç gün 1. Sanayi sitesinde bekledikten sonra Çiğli'deki servise getirildi.”
    Hikâyenin gerçekliğiyle gerçek olaylardan bağlantı yapılarak yapılan benzetmeler mükemmel uyum sağlamış. Beklenmeyen yerde gelen beklenmeyen benzetmeler… Hem komik hem gerçek hem de ince bir yerlere dokunulmuş… Derin ama bir yandan da anlaşılması kolay açık bir dille yazılmış olması çok güzel… Tebrik ediyor, hikâyelerinizin devamını diliyorum.

    YanıtlaSil
  5. Beklemekten fıtık oldum. Dün takatim kalmadı, okumam bugüne kaldı. Ama beklediğime deydi.
    İshal sarısı ile Faz'lı'nın babasının kontrol kalemi hallerine çok güldüm. Bir de trafik polisinin dediklerine... Yine tiyatro izlemiş gibi her şey gözümde canlandı.
    Hadi 16 Kasım olsun, n'oluyım ilk okuyan ben olıyim.

    YanıtlaSil
  6. İnsan kendine yakın bulduğu şeyleri, kişileri, olayları sever ve seçer. Bu yazılan çoğu satır herkesin hayatında en az bir kere yer almış yaşanmışlıklardır. Fakat önemli olan onları doğru ovup, iyi şekil vermektir. Bu da başta zekâ ve bilgi ve hatta tecrübe gerektirir.


    Sen çok yaşa Anosmi ölüyü bilem güldürürsün.

    Kesinlikle çok doğru yazmış yorumcularınız. Ben de çok hem de çok katılıyorum.

    Siz hep yazın, ömrünüz ilham dolu olsun ve sağlığınız için kendinize hep iyi bakın bizi sizden mahrum etmeyin



    YanıtlaSil
  7. Müthiş sürükleyici ve akıcı bir üslup ile yazmışsınız çok begendim
    Ağa ne yaptı merak ettım doğrusu müdür olduğunuza göre borçları sizin üstünüze bırakıp başka bir mekan mı açtı acaba
    Benide 1997 yılında yalvar yakar noter tastıkli müdür yapmışlardı ıstemiyoruuum çığlıklarıma rağmen sanki 18yıl sonra başıma geleceklerin içime doğduğunu anlamıştım abdal a malum olurmuş
    Arkası yarın
    Vardı yıllar önce radyoda çok merak ederdik yarın neler olacaktı o anlatımda Bu öyle olsun tekrar tebrik ediyorum SEVGİ ve Saygılar yüreğinize sağlık

    YanıtlaSil