22 Mart 2016 Salı

Thierry Mugler - A*Men Pure Coffee

     Tozlu, çamursu bayat kahveye dökülen tatlı şerbetle açıldı. Bir beş dakika ilerleyince, şekerli külü karamel olana dek tavada yakıyoruz.
     Orta notalara gelindiğinde Angel'da, Pure Malt'ta, Pure Havane'da kullanılan pamuk şeker notasına dökülmüş kahveler hissediyorum. Bu marka sanırım bu pamuk şekerli elementini ya çok sevdi ya da ucuza kıstırıp büyükçe bir pamuk şeker arabası satın aldı.
     Sonlara gelindiğinde değişiklik göstermediği gibi zayıflayarak yitiyor.
     Benzerlikler üzerine;
     Tüm Thierry Mugler serisi zaten birbirine pamuk şekeri notasıyla organik bağlıdır...
Gölge Hırsızı - Marc Levy
Sf: 11
     "Kimi insan gölgeleri kucaklar durur; sonunda senin gibi mutluluğun gölgesini bulur." - William Shakespeare
SF: 13
     "Aşk, en çok hayal gücüne ihtiyaç duyar, biliyor musun? Her birimiz, olanca hayal gücüyle, bütün gücüyle öbürünü yaratmalı ve gerçekliğe ufacık da olsa yer bırakmamalıyız; işte o zaman, o iki hayal gücü karşılaştığında... Dünyanın en güzel şeyi olur." - Romain Gary
Sf: 15
     Bir Çin atasözü, kibar bir adam komşunun gölgesine basmaz.
Sf: 24
     Isaac Newton'un keşfettiği evrensel çekim kanununu, özet olarak, iki noktasal cismin birbirini eşit bir kuvvetle çektiğini; bu kuvvetin, kütlelerinin çarpımıyla doğru, aralarındaki uzaklığın karesiyle ters orantılı olduğunu anlatır. Bu kuvvet, her iki cismin ağırlık merkezinden geçerek sağa yönelir.
Sf: 45
     Belki aşk da gölge gibidir, biri üzerine basar ve onu alıp gidiverir. Belki de fazla ışık aşk için tehlikeli ya da tam tersi, ışıksız kalınca aşkın gölgesi siliniyor, o da çekip gidiyor.
Sf: 47
     Çocuklar önemli bir sırlarını açtıklarında yetişkinlerin inandıkları hiç görülmemiştir zaten.
Sf: 51
     "İnsanların ne düşündüklerini ya da onları nelerin mutsuz ettiğini bilme gücün olsaydı ne yapardın?"
Sf: 52
     "Büyüdüğünde, kasabanın belediye başkanı olmak hoşuna gitmez miydi Luc?"
     "Güzel olurdu, annemle babam buna çok sevinirdi; ayrıca marketlerin içinde fırın açılmasını yasaklayan bir yasa da çıkartırdım. Balıkçılık malzemelerini satmalarını da yasaklardım sanırım, çünkü babamın en iyi arkadaşının çarşıda bunları sattığı bir dükkânı var ve marketle rekabet ettiğinden bu yana onun da işleri kötü gidiyor."
     "Marketleri toptan yasaklayacak bir yasa teklifi bile verebilirsin."
Sf: 56
     Öylece durdum. Çok kederli gözüküyordu, bana git diye bağırırken samimi değildi. Onu yalnız bırakmamam gerektiğini hissettim. Arkadaş olmak bu demek değil midir? Arkadaşınız tersini söylese de, aslında yüreğinin derinliklerinden neler geçtiğini tahmin etmek değil midir?
Sf: 57
     "İnsanları senin harekete geçirdiğini biliyorum," dedi doğrulurken. "Yakıt tankı patladığında, geriye ne kaldıysa kurtarabilmek için depoya koşuyordum. Alevler henüz ortalığı sarmamıştı ama yoğun duman her yanı kaplamıştı. O cehenneme beş dakika bile dayanamadım. Gözlerim o kadar yanıyordu ki, onları aralayamadım bile, kapının kolunu bulamadım. Havasız kaldım, panikledim, artık nefesimi tutamıyordum, sonra bayılmışım."
     Yangını, ilk kez ortasında kalmış birinden dinliyordum.
Sf: 61
     Mezarlıklar çok dingin oluyor.
Sf: 62
     Büyükler çocuk olmanın harika olduğunu söyler dururlar ama sizi temin ederim, çocukluğun gerçekten iğrenç olduğu günler vardır.
Sf: 64
     Sanırım aşk, hem acı veriyor hem de harika bir şey.
Sf: 66
     Bir kez yalan söylemeyegörün, arkası çorap söküğü gibi gelir.
Sf: 71
     Kutunun içi fotoğraflarla doluydu, bunları daha önce hiç görmemiştim; benim fotoğraflarımdı, doğduğum gün çekilmişlerdi.
     "Bir sonraki fotoğrafa bak!" diye ısrar etti gölge.
     Babamın kucağındaydım, bana bakıyordu ve daha önce hiç görmediğim gibi gülümsüyordu bana.
     "Gördün mü?" dedi gölge. "Dünyaya geldiğin andan itibaren sevdi seni. Bunu sana ifade edecek sözcükleri hiç bulamadı belki; ama bu fotoğraf, duymak istediğin tüm o güzel cümlelerden çok daha değerli."
Sf: 73
     Bu kez, ben annemi kollarımın arasına aldım ve sahip olduğum bütün sevgiyi verdim ona.
Sf: 78
     İnsan her seferinde aynı şeyi hissediyor, bir parçası gidende kalıyor, aynı aşk acısı gibi, bu da dost acısı. İnsan başkalarına bağlanmamalı, çok tehlikeli.
Sf: 81
     Aslında, Cléa gerçekten dilsiz değildi, ses telleri yerli yerindeydi ama sözcükleri duymadığı için onları nasıl telaffuz edeceğini bilemiyordu.
Sf: 82
     Babam, insanları birbirleriyle karıştırmamak gerektiğini, her insanın farklı olduğunu, önemli olanın bize en uygun gelen özelliği bulmak olduğunu söylerdi. Cléa benim farkımdı.
Sf: 84
     Ucunda "Girmek Yasaktır" yazan paslı bir tabelanın sallandığı zincirin altından geçiyoruz, tuzun kilidini erittiği demir kapıyı itip seyir balkonuna tırmanıyoruz. Cléa önden çıkıyor, saatlerce orada durup geçen gemilere bakıyoruz, ufku seyrediyoruz.
Sf: 85
     "Gölgemin sesi güzel mi?"
     Sorduğu sorunun, Cléa için ne denli önemli olduğunu tam olarak kavrayamamıştım. Oysa, tıpkı kör birinin, aynadaki görüntüsünün neye benzediğini sorması gibiydi.
Sf: 87
     Onunla hiç tanışmamalıydım. Birkaç gün öncesine kadar ona ihtiyacım yoktu, iyi kötü bir hayatım vardı ve devam ediyordu. Şimdiyse, Cléa'dan haber alamamak hayatımı bir yıkıma çevirmişti. İnsanın mutlu olduğunu hissetmesi için birinden bir işaret beklemesi çok ürkütücü.
     Luc, babasının nasihatlerinden bıktığını söylüyor, bense onlardan yoksunum.
Sf: 90
     Ayağının altında ezilen deniz kabuklarının çıtırtısını dinleyerek bir kartalı uçurtmak olağanüstü.
Sf: 99
     Gece nöbetlerim ya acil serviste ya da pediatri bölümünde oluyor, hastalarım çok özen gerektiriyor. Servis şefim iyi bir adam, bağırıp çağırmasıyla meşhur. En küçük bir özensizlikte, hatada sesi her yerden duyulur. Ama bilgisini bize aktarıyor, bizim de ondan beklentimiz bu zaten.
Sf: 100
     Biz basit stajyerler, bu hastanede çalışan doktorlardan daha akıllı olabilirdik sanki, ama her örenci üstatlarını aşmayı hayal etmez mi zaten?
Sf: 111
     Annemden başka bir kadını sevdiğini biliyordum; ama yokluğundan kendimi sorumlu tutmamam gerekiyordu. Çünkü onun yüzünü unutma korkusuyla başa çıkmanın, onun yaşadığını ve sınıftaki diğer çocuklar gibi benim de bir babam olduğunu hatırlamanın tek yolu acı çekmemdi.
Sf: 114
     Annem bana sarılmadan önce ona hoş geldin deme inceliğini gösterdi. Annemin küçük bir araba almış olduğunu fark ettim, elden düşme bir külüstürdü ama bir isim takacak kadar sevmişti onu. Nesnelere kolayca isim takabilen biridir annem. Bir gün, itinayla kuruladığı çaydanlığa günaydın derken yakalamıştım onu, dışarıdaki manzarayı seyredebilsin diye çaydanlığın ağzını cama doğru çevirip pencerenin önüne koymuştu. Bir de bana "Hayal gücün çok fazla çalışıyor," der.
Sf: 119
     Gölgelerimiz kaldırımda uzadı. Okul hayatım boyunca gölgesini çalmamaya çok özen göstermiştim, ara sıra, kazara çaldığımda ise hemen ona geri vermiştim. Çocukluk arkadaşı kutsaldır. Bir adım öne atmamın sebebi, belki de o sırada bunu düşünüyor olmamdı çünkü bana söylemek istemediği bir şeyi duymazdan gelecek kadar çok seviyordum onu.
Sf: 130
     Aşk ve nefret bir araya geldiğinde, insan daha sonra pişman olacağı korkunç şeyler yapabiliyor.
     İnsan hayatındaki bazı değerli anlar küçük rastlantılara bağlı olabilir. O akşam dönmüş olsaydım, annemle bu sohbeti hiç gerçekleştiremezdim.
Sf: 135
     Benim olmasına bir türlü tam olarak karar veremediğim birini, başka bir adamın ele geçirme tehlikesi olduğunu bilmek beni çileden çıkardı. Sophie'yi yeniden kazanmak için elimden geleni yaptım ve iki hafta sonra, bedenlerimiz aynı çarşafın üstünde buluştu. Asalağı def etmiştim, hayat eski seyrine dönüyordu, yüzüm yeniden gülmeye başladı.
Sf: 140
     "Tıp öğrencilerinin çoğu bu tür endişelere kapılır Luc, zamanla alışacaksın. Birini sağlığına kavuşturmanın nasıl bir tatmin olduğunu tahmin bile edemezsin."
Sf: 143
     O akşam, karşılaştığım kişi komşumdu, merdiven sahanlığında değil acilde karşılaşmıştık. Beş yıldır orada oturuyordum ve beş yıldır o kanın ayak seslerini, çaydanlığının ıslığını, açarken gıcırdayan pencerelerini duyuyordum; günlük hayatı benimkini çok andıran o insanın neye benzediğini, kim olduğunu bir kez aklımdan geçirmemiştim.
Sf: 150
     "Neden beni annenin evine götürdün, tavan arasındaki o anı neden paylaştık, yalnızca gelip geçen bir yolcuysam hayatına girmeme neden izin verdin? Yüzlerce kez seni terk etmeyi düşündüm ama bunu tek başıma yapamadım. Şimdi, senden bir iyilik istiyorum, bunu benim yerime sen yap ya da bir an için bile olsa, paylaşacak bir şeylerimiz olduğuna inanıyorsan, bu ilişkiyi gerçekten yaşamamıza fırsat ver."
Sf: 151
     Sophie oturduğu yerden kalkıp lokantayı terk etti. Camın arkasından, kaldırımda yeşil ışığın yanmasını beklerken gördüm onu, yağmur yağıyordu, gömleğinin yakasını kaldırdı, neden bilmiyorum, bu önemsiz, küçük hareketi yaptığında onu çok arzuladım. Cebimdeki bütün parayı masaya bırakıp peşinden koştum. Buz gibi sağanak yağmurun altında öpüşmeye başladık, onu öperken, çektirdiğim acılar için özür dilerdim ama bilmiyordum ve onu içtenlikle arzuluyordum.
Sf: 153
     Toprağın altına girmeden önce kızlar biraz t*şaklarımı mıncıklar hiç değilse.
Sf: 158
     Pazarın kurulduğu sokağa girdiğimiz sırada, bir déjavu yaşadığım izlenimine kapıldım, buraya daha önce geldiğime yemin edebilirim. Bütün küçük kıyı kasabaları birbirine benzer, hayal gücüm bana yine oynuyor olmalı, diye düşünüp aldırmadım.
Sf: 164
     Çocukluk aşkı kutsaldır, kimse söküp alamaz içinizden onu. Kalbinizin derinliklerine demir atar.
Sf: 165
     Uçurtma gökyüzünde süzülüyordu. Uçurtma uçurmak tıpkı bisiklete binmek gibidir, yıllarca elinizi sürmeseniz de asla unutmazsınız.
Sf: 171
     İnsanın ardında bırakacağı küçük şeyler vardır; toz tutan zamanın içine demir atmış duran yaşanmış anlardır bunlar. Onları görmezden gelebiliriz ama uç uca eklenen bu küçücük anlar sizi geçmişe bağlayan bir zincir oluştururlar.
Sf: 175
     "Ah, küçük Cléa'dan bahsediyorduk yanlış hatırlamıyorsam. Kitapçı işletiyordum o zamanlar. Gördüğünüz gibi, esnafın kaderi hep aynıdır, hepimizin sonu birbirine benzer. Yıllarca insanlara hizmet veririz, emekli olduğumuzda kapımızı kimse çalmaz. Herkese, iyi günler, teşekkür ederim, hoşça kalın derdim. İşi bırakalı iki yıl oluyor, o zamandan bu yana kimse ziyaretime gelmedi. Böyle küçücük bir yerde... aya gittiğimi düşünüyorlardır herhalde... Küçük Cléa öyle zarifti ki. Kötü yetiştirilmiş bir sürü çocuk gördüm, kötü yetiştirilmiş çocukların ebeveynleri onlardan daha kötüdür, bunu aklınıza yazın. Teşekkür etmediği için Cléa'yı hoş görebilirdim, geçerli bir sebebi vardı en azından, buna rağmen yazarak teşekkür ederdi, düşünebiliyor musunuz! Sık sık uğrardı kitapçıya, kitaplara bakardı, içlerinden bir tanesini seçip okumak için bir köşeye otururdu. O minik kızı kocam da çok severdi, kitaplar ayırırdı onun için, başkasına da elletmezdi. Dükkândan ayrılacağı zaman, cebinden küçük bir kağıt çıkarır, üzerine 'Teşekkür ederim beyefendi, teşekkür ederim hanımefendi,' yazardı. Gerçekten ne sağı ne de dilsiz olması inanılmaz bir şey. Ama evet, küçük Cléa da bir tür otizm hastasıydı, onu engelleyen beyniydi. Her şeyi duyuyordu, tek sorun, kelimelerin ağzından çıkmak istememesiydi; onu kendi hapishanesinden çıkarıp özgürlüğe kavuşturan neydi biliyor musunuz? Müzik, inanabiliyor musunuz? Güzel ve hüzünlü bir hikâyedir bu."
Sf: 176
     "Uçurtma satıcısı gibi olmak istemem. Gerçi bu başına gelen onun suçu değil, yerinde olsam ben de aklımı yitirirdim. Hayatınızı çocuklarınızı büyütmek için çalışıp didinerek geçirmişseniz ve hiçbiri sizi görmeye gelmiyor, hatta aramaya bile vakit bulamıyorsa, delirmek için geçerli nedeniniz var demektir, hayatınızdaki bütün anıları silmek istersiniz."
Sf: 177
     Sizin gelmediğiniz yaz, küçük Cléa ailesinden korkunç bir şey istemiş, viyolonsel çalmak istiyormuş. Annesinin ne kadar üzüldüğünü düşünebiliyor musunuz? Sağır çocuğunuz müzisyen olmak istiyor, bacakları olmayan bir çocuğun ip cambazı olmak istemesi gibi.
Sf: 184
     Gözlerimiz karşılaştı sandım, sana gülümsüyordum, beceriksizce el salladım. Meslektaşlarınla beraber seyirciyi selamladın, ardından perde kapandı.
     Sanatçıların çıktığı kapının önüne seni beklemeye gittim, kalbim yerinden çıkacak gibiydi. O çıkmaz sokağın ucunda, kapının açılacağı anı bekliyordum.
     Sonra sen göründün, üzerinde siyah bir elbise vardı, saçına kırmızı bir fular dolamıştın. Bir adam kolunu beline dolamıştı, gülümsüyordun ona. Kendimi bu kadar kırılgan hissedeceğime ihtimal vermezdim. Seni o adamla birlikte gördüm, bana bakmanı hayal ettiğim gibi bakıyordun ona. Yanındaki o adam kocaman gözüktü gözüme, bense o çıkmaz sokakta kendimi küçücük hissettim. Eğer o adamın yerinde olabilseydim, sana her şeyi verirdim; ama ben bendim; çocukken sevdiğin adamın gölgesi, şimdiki yetişkin adamın gölgesiydim.
Sf: 185
     Yanımdan geçerken yüzüme baktın. "Tanışıyor muyuz?" diye sordun bana. Yıllar önce, konuşmadığın zamanlarda, benden yardım isteyen gölgeninki gibi berraktı sesin. Seni dinlemeye geldiğimi söyledim. Biraz çekinerek, imza isteyip istemediğimi sordun. Ben kekeliyordum, arkadaşından kalem istedin. Bir kâğıda soyadını karaladın, sana teşekkür ettim, sonra sen o adamın kolunda uzaklaştın. Giderken, o adama, ilk hayranın olduğumu söyledin, bu fikir çok hoşuna gitmişti. Sokağın ucundan duyduğum o kahkahada, viyolonsel tınısı yoktu artık.
Sf: 188
     "Ne olursa olsun, çocuklarıma, beni öldükten sonra sevmeye başlama zevkini yaşatmayacağım! Onu önceden düşüneceklerdi, yaşarken seveceklerdi beni!"
Sf: 192
     Ona bir söz vermiştim ve sözümü itinayla tutmaya çalışıyordum. Salı ve cumartesi günleri, komşumuzu ziyarete gidiyordum, onunla bir saat oturuyordum. Aylar sonra, hayatı hakkında, öz çocuklarından daha çok şey bildiğimi söyledi bana.
Sf: 195
     Yazdığı mektuplardan birinde, annem mart ayının ilk günlerinde beni ziyarete geleceğini söylüyordu. O gelecek diye, en sevdiği restoranda bir masa ayırtmıştım ve bir gün izin kullanmak için servis şefimle sıkı pazarlığa girişmiştim. o çarşamba sabahı, annemi karşılamak üzere gara gittim. Vagonlardaki yolcular boşaldı, aralarında annem yoktu. Ansızın peronda Luc beliriverdi. Elinde bavul yoktu, karşımda öyle hareketsiz duruyordu. Gözlerindeki yaşları görür görmez, bir devrin kapandığını, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını anladım.
     Luc yavaşça yaklaştı. Bana hiç ulaşmamasını, söylemeye hazırlandığı sözcükleri hiç telaffuz edememesini dilerim.
     Garın çıkış kapılarına doğru ilerleyen kalabalık sarmıştı etrafımı. Onlardan, dünyası hiçbir şey olmamış gibi dönmeye devam edenlerden biri olmayı isterdim, benimki az önce durmuştu.
     Luc'ün, "Annen öldü, dostum," demesiyle birlikte mideme bir yumruk demiş gibi oldum. Ben hıçkırıklara boğulmuş ağlarken, Luc bana sarıldı. Dün gibi hatırlıyorum; perondaydım, bir çığlık attım, çocukluğumdan kopup gelen bir çığlıktı; düşmemeyim diye Luc daha sıkı sarıldı bana, sonra da fısıldayarak, "Ağla, bağıra bağıra, istediğin kadar ağla, bunun için yanındayım dostum," dedi.
Sf: 197
     Ergenlikte, anne babasını terk edeceği günün hayalini kurar insan, gün gelir onlar sizi terk ediverir.
Sf: 198
     Annemin evi hiç boyamadığını fark ettim. Doktor raporlarının bulunduğu dosya salondaki sehpanın üzerinde duruyordu, dosyayı inceledim. Ekografilerin çekildiği tarihlere bakınca her şeyi anladım. Bir arkadaşıyla çıkacağını söylediği tatile hiç gitmemiş aslında; kış sonunda bir kalp rahatsızlığı geçirmiş; Luc ve Sophie birlikte kıyı kasabasına yaptığımız seyahat sırasında o, tetkiklerden geçmek üzere hastanede yatıyormuş. Bu tatil hikâyesini benim endişelenmemi istemediği için uydurmuş. Tıp eğitimi almanın nedeni annemin tüm hastalıklarını iyileştirmeyi ummamdı, oysa onun hasta olduğunu bile anlayamadım.
Sf: 199
     Mutfağa gidip buzdolabını açtım, dolapta hazırladığı akşam yemeği duruyordu, hazırladığı son yemek, ölmed...
     Kapısı açık buzdolabının önünde geri zekâlı gibi dikilip durdum, gözlerimden akan yaşlara hâkim olamadım. Cenaze sırasında ağlayamamıştım, annem ağlamamı yasaklamıştı sanki, insanların karşısında dik durmamı isterdi çünkü. Sevdiklerimizin öldüğünün gerçekten bilincinde olmamızı sağlayan şey küçük ayrıntılardır zaten. Komodinin üzerinde tik taklarına devam eden bir saat, dağınık bir yataktan sarkan yastık, şifoniyerin üzerindeki bir fotoğraf, bardakta duran bir diş fırçası, mutfak penceresinin pervazına, camdan her şeyi seyretsin diye ağzı dışarı bakacak şekilde konmuş bir çaydanlık ve masanın üzerinde, akçaağaç şurubuyla kaplı elmalı bir pastadan geriye kalanlar.
     Bütün çocukluğum buradaydı, hatıralarla, annemin ve birlikte yaşadığımız yılların hatıralarıyla dolu bu evde uyuyordu.
Sf: 200
     Dünyanın en iyi annesi olmaya çalıştım ama nafile; ama sen benim beklentilerimin çok ötesine geçen bir çocuk oldun. Mükemmel bir doktor olacaksın.
     Bu kutu sana ait, aslında hiç var olmaması gerekirdi, bunun için senden özür dilerim.
     Seni seven ve hep sevecek olan annen.
     Kutuyu açtım, içinde babamın bana yazdığı mektupları buldum, her Noel'de, her doğum günümde yazmıştı.
     Bağdaş kurup çatı penceresinin önüne oturdum ve gecenin karanlığında yükselen ayı seyrettim. Babamın mektuplarını göğsüme bastırdım. "Bunu bana nasıl yapabildin anne!" diye mırıldandım.
Sf: 209
     Üstüm başım pek iyi sayılmazdı, gerektiği gibi giyinmemiştim. Saçım başım dağınıktı, tıraş olmamıştım, oraya gitmemek için bin bir tane bahane uydurabilirdim. Henüz hazır değildim. Ne var ki, onu görme isteğime karşı koyamadım.
Sf: 211
     Ansızın, gölgemin eğilip Cléa'nınkine sarıldığını gördüm.
     İşte o zaman, çekingenliğimi bir yana bırakıp gözlüğümü çıkardım ve gölgemin yaptığının aynısını tekrarladım.
     Sanırım o sabah, bir mendireğin ucundaki, terk edilmiş bir deniz fenerinin ışığı tekrar yanmaya başladı.
Pozitif:
1) Yok.

Negatif:
1) Çok hafif.
2) Gerçekten kaliteli kahve kokusu böyle olmasa gerek.
3) Tüm Thierry Mugler parfümleri pamuk şekeri notasına yaslanmış durumda...
Notalar:
Üst: Kahve, Misk. (ck: kahve, şeker, karamel)
Kalp: Paçuli, Vetiver(ck: pamuk şekeri)
Baz: Sedir(ck: -)
Tip: Kahveli, Baharatlı, Tatlı, Odunsu.
Cinsi: Maskülen
Üretim: Nadir, Üretimi Durdurulan
Çıkış Yılı: 2008
Koku rengi: Açık Siyah
Referans: Şekerli Kahve
Konsantrasyon: Eau de Toilette
Parfümör: Jacques Huclier&Christine Nagel
Doktrin: "Etrafındakilerin yerde olması uçamayacağın anlamına gelmez." - Özgür Akın

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder