26 Eylül 2016 Pazartesi

By Kilian - Rose Oud

     Şekerli ve yağlı kırmızı gülle açıldık. Henüz beş dakika geçmedi ki öd ağacının yanık, isli, odunsu, bozbulanık yapısı burnumuza çarptı.
     Orta notalara gelindiğinde paçuli ile biraz kuru ve serin yapıya bürünüyor. İçine nane eklenmiş adaçayı alıyorum. Yeşil çam ve odunsular.
     Sonlara gelindiğinde karabiber ve sedir. Kuru, odunsu, ekşi, boğuk, soğuk. Gülağacı misk ve derinin güzel harmanı.
     RooM IV: "Şanssız, çünkü benim gibi bir delinin derdini çekmek durumunda. Paranoid kişilik bozukluğu sorunumla yüz yüze olmak zorunda. Şanslı, çünkü hayatı boyunca edinemeyeceği deneyimleri ona aktarabilirim. "Bir musibet(felaket) bin nasihatten iyidir." Ancak ben sana musibetlerimi de hissettireceğim. Ayrıca okul hayatına yeni başlamış, görev aşkıyla yanıp tutuşan stajyer öğretmen hevesini taşıyarak. Umarım sen de itiraflarını bana açmakta beis görmezsin. Örnek: (Yerdeki kitapları göstererek) Şu arkana baksana!... Bizim okumaya üşendiğimiz bu kitapları bir de oturup yazmışlar. Bir kitap neden değerlidir. Christopher Morley'nin de dediği gibi:
     "Bir adama bir kitap sattığın zaman, ona yalnız yarım kilo kağıt, mürekkep ve tutkal satmış olmazsın. Ona tamamıyla yeni bir yaşam satmış olursun. Sevgi, dostluk, mizah ve geceleyin denizde dolaşan gemiler. Eğer o kitap gerçekten benim düşündüğüm anlamda bir kitapsa, onun içinde bütün gökler ve yer vardır."
     "O kitap çok değerlidir. Birisiyle saatlerce konuşmak bilgi anlamında bize pek bir şey kazandırmaz. Çünkü kişi ne kadar isterse istesin her zaman en iyi konuşmasını yapamaz. Gereksiz sohbetlerle konu bir oradan bir buraya savrulup duracaktır. Kitap ise kaynak bir öğedir ve yazar onu yazarken hayatını ortaya koyar. Dolayısıyla yazar elli yaşında bir kitap yazdıysa ortalama elli yıllık birikimini oraya damıtarak aktarmıştır. Ve düşük bir ücrete, yani neredeyse bedavaya onu satın alabilirsiniz. İddia ediyorum dünyanın en ucuz şeyi kitaplardır. Ve onların içinde saklı bilgiler... Çünkü kitaplar yerine deneyimi yaşayarak kazanmaya kalkarsak hem çok para hem zaman kaybetmemiz gerekir. Zaman da para yerine geçer. Bu deneyimleri elde etmek isterken yediğimiz kazıklar da cabasıdır.
     Aziz Nesin gibi bir yazarla hayatınız boyunca aynı yerde olamazsınız. Bir masaya oturamaz ve sohbet edemezsiniz. Sizinle deneyimlerini ve bilgilerini paylaşmazlar. Oysa kitabını okuduğunuz zaman sizinle sohbet edeceğinde anlatacaklarından çok daha fazla ve geçerli gerçek bilgiye, kaynağa ulaşabilirsiniz."
     Kafam karışmıştı. Yani bir yazar olduğunu mu ima etmeye çalışıyordu? Adını hiç duymadığımız; hani bu çok okunan değil de çok yazan yazarlardan. Yazdıklarını kendisi ancak beğenen sorunlu tiplerden. Belki de ancak dost çevresine ve ailesine zorla okuttuğu komik kitapları vardır. 
     "Charles Bukowski ne demiş?" dedim. "Ne demiş söyle bakalım." dedi.
     "Yazar çizerlerle ilgili ufak bir sorun vardır: Eğer bir yazarın yazdıkları yayımlanır ve çok satarsa, yazar harika biri olduğunu zanneder. Şöyle böyle satarsa yine harika biri olduğunu düşünür. Yazdıkları yayımlanır ve çok az satarsa yazar yine harika biri olduğunu zanneder. Eğer yazdıkları hiç yayımlanmamışsa ve kendisinin de onları yayımlayacak parası yoksa gerçekten harika biri olduğunu zanneder. Bütün bunlara rağmen gerçek olan pek az şaheser olduğudur. Hatta onlar neredeyse yok denecek kadar az bulunurlar. Ama en kötü yazarların kendine en çok güveni olan, kendinden en az şüphe edenler olduğundan emin olabilirsiniz. Her neyse, yazarlardan uzak durmak gerekir..."
     "Ne yani benden uzak mı durmak istiyorsun?" dedi.
     "Hayır, ama..."
     "Aması ne? Bir şey ya evet'tir ya hayır; aması olmaz!"
     "Ben asla yazar olamayacağımı düşünüyorum." dedim.
     "Yapma evlat, Peace Pilgrim'i hiç duymadın mı? "Düşüncelerinizin ne kadar güçlü olduğunun farkına varsanız, bir daha aklınızdan hiç negatif düşünceler geçirmezdiniz."
     "Sen de kötü düşüncelerle kendini negatif güdülememelisin."
     "Bana biraz da iş hayatıyla ilgili tüyolara gereksinimim var." dedim.
     "Dinle o zaman: Erkek çalışanlar, testosteron seviyesi çok yüksek değilse zararsızdır. Fakat yüksek ise, kız çalışanları taciz etme eğiliminde bulunma olasılıkları artar. Kız çalışanlar östrojen hormonları aşırı yüksek değilse zararsızdır. Ancak fazlaysa erkekleri baştan çıkarmaya çalışabilirler.
     Kurumda yalnız şu tipler heteroseksüellerden (karşıcinsellik) daha tehlikelidir: Biseksüel (her iki cinse ilgili) ya da efemine(kadınsı tavırlı erkek) karakterde olan erkekler. Yani kadınsı tavırlı erkekler... Bariz gay (eşcinsel) görüntüsü taşımasalar bile dikkat ederek ayıklanmalıdırlar. Kadınların hisleri çok kuvvetlidir. Empati (eşduyum) yapabilir, tabiri caizse karşı tarafın zihnindekileri okuyabilirler. Gay erkeklerin, kadınları heteroseksüel erkeklerden daha iyi tanıdığını biliyoruz. Biseksüeller bu durumu avantaja çevirerek onlara heteroseksüellerden daha fazla yanaşabilirler. Bir erkekle konuşmaya çekinen kadın, tüm gizli saklı sırlarını bu tehlikeli tiple paylaşmakta beis (zarar) görmez. Bu kişiler kadınların duygu durumlarına göre anlık şekil değiştirir ve bir bukalemun gibi hareket ederler. Bukalemun şekil değiştirir ama yine de kendisidir. Girdikleri kabın şeklini alırlar, omurgasızdırlar. Patronlarının yanında dünyanın en iyi çalışanı olurlar. Yüz yüzeyken gözlerine dahi bakmaya çekinir, ellerini ve ayaklarını koyacak yer dahi bulamazlar. Söyleneni harfiyen yerine getirirler. Patronlarının karşısındayken iş yerindeki kadınlarla olan bağlantıları akıllarına geldikçe utanarak kendilerini daha da ezerler. Kurnazdırlar. Belli bir hedefe ulaşabilmek için, iyi geçinmeyi amaçlayacak kadar politiktirler. Efemine ve edilgin (pasif) yapıda oldukları için erkeklerin onları aşağılamasından ilginç bir haz alırlar. Kadınların yanında ise bambaşka bir kişiliğe bürünerek tanınmaz olurlar. Bir yerden düğmeleri kapatılıp program sonlanmış, başka yerden farklı bir tuşla yeni bir program başlamış ve yeni sayfa açılmış demektir. Gıybet (dedikodu) etmeye bayılırlar; çeneleri çok düşüktür. Zaten gıybet sonsuz bir döngüdür. Yaptıkça daha da iştahlanır ve kendini durduramaz. Çok çıkarcıdırlar. Kadınların gözüne girebilmek için sizin sırlarınızı açmaktan çekinmezler. Ya çok sıkı markaj altına alınmalı ya da derhal kurumdan uzaklaştırılmalıdırlar. Son olarak unutmadan: Asıl yüzlerini gizlerler ve onları asla tam anlamıyla tanıyamazsınız.
     "Dur be babalık; birden kendimi Kutadgu Bilig'de Hükümdar huzuruna çıkan Öğdülmüş gibi hissettim!" dedim.
     "Durayım mı, devam edeyim mi?" dedi.
     "Şaka yapıyordum canım. Tabii ki devam et, hem de sonsuza kadar. Çünkü hayatımda kimse benimle bu denli öğretici konuşmamıştı. Ve ben şimdi buna öyle aç, öyle susamışım ki."
     "Susamışım deyince aklıma ne geldi evlat: Aşk konusunda derin boşlukta olduğun bir an birisiyle karşılaşırsan, onu dünyanın en iyi aşkı zannedip, tüm duvarlarını yıkıp delicesine çarpılman muhtemel. Onun çekiciliği ve sende yarattığı şehvet duygusu, gerçekte doğru insan olmasından değil, zayıf ruh halin ve yoğun cinsel susamışlığın nedeniyle, karşına çıkan her talibini ruh ikizin sanacak denli düşkün karakterindendir."
     "İzin verirsen iş hayatıyla ilgili kaldığımız yerden devam edelim." dedi.
     "Tamam," anlamında şaşkın şaşkın başımı salladım ve devam etti.
     "Ayrıntı mühendisleri dışındaki insanlar bu entelektüel kişileri hafif kaçık olarak nitelendirir. Bu aslında pek de yanlış değil. Çünkü bütün bu kültürlü insanlar aşırı hassas ve tüm bu olup bitenleri sorgulayan hisli bir yapıya sahip oldukları için çabuk kafayı sıyırırlar. Hassas bir mühendislik iyi bir organizasyon becerisiyle uygulanırsa ardından gelen takıntılı takiple her zaman başarıyı getirir. Herkesin her an yaptığını yaparsan, senin de onlardan bir farkın kalmaz. Farklı olmak için sıradışı şeyler yapma, sıradışı şeyler yaptığın için farklı ol. Bazen elimizden geleni fazlasıyla yaparız. Biliyorum; sabredemeyiz ama o an ihtiyacımız olan tek şey yalnızca biraz daha zamandır."
     Bir satranç oyununda gibiydik. Durmadan hamle yapıp, yeni stratejiler geliştirmek zorundaydık. Kim rakibinin hamlelerini iyi takip ederse o başarılı olacaktı. Sonraki iki üç hamlesini tahmin etmek yetmezdi; onlarca sonraki hamleleri takip etmek; o ana dek oynadığı ellere bakarak bundan sonra oynayacağı tüm elleri de hissedebilmek gerekirdi. Onunla baş edemeyeceğim gerçeği içimi ürpertiyordu. Bizim satrancımızda bir fark vardı. Tüm hamleleri o yapıyor, tüm cümleleri o kuruyordu. Bana ise yalnızca içimden konuşmak, tüm hamlelerimi yutmak kalıyordu. İs kokulu karanlık bir bodruma vuran tozlu ışık demetlerinin altında, kaçacak yeri kalmayan, yaralı fareyi henüz yakalamış bir kedinin neşeli çevikliğiyle benimle oynuyordu. Fakat bunu yaparken yorulmadığı gibi kasları zevkten bir gevşeyip bir kasılıyor; kah saldırıp, kah dinleniyordu.
     Şu anki durumumuzu Oppenheimer'ın şu sözü çok iyi özetliyor babalık," dedim: "Şişedeki iki akrebe benziyor olabiliriz, her biri diğerini öldürecek güçte olabilir, fakat bunu ancak kendi hayatı pahasına başarabilir."
     "Oyun bitince..."
     Tümcesini bitirmek üzereydi ki tam o sırada kapı çaldı...
Pozitif:
1) Açılışı çok etkileyici.
2) En azından ilk üç saat tatmin eden fark edilirlik.
Negatif:
1) Ortalardan sonra düşen kalıcılık.
2) Ortalardan sonra beğenilmeyen malzeme kalitesi ve rahatsız eden paçuli tahakkümü.

Notalar:
Üst: Gül. (ck: kırmızı gül, öd ağacı)
Kalp: Öd ağacı, Safran. (ck: paçuli, adaçayı, odunsular)
Baz: Gaiac ahşabı, Kakule, Paçuli. (ck: sedir, gülağacı, misk, deri)
Tip: Oryantal, Baharatlı, Çiçeksi, Odunsu.
Cinsi: Unisex. %40 Maskülen - %60 Feminen
Üretim: Yeni Formül
Çıkış Yılı: 2010
Koku rengi: Kirli Pembe
Referans: Güllü Paçuli
Konsantrasyon: Eau de Parfum
Parfümör: Calice Becker
Doktrin: "Oyun bitince şah da piyon da aynı kutuya girer." - Italya
Oyunun Sonu...

4 yorum:

  1. Eyüp Sabri Tuncer - Indian Oud EDT denemenizi öneririm

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Listeye ekledik bakalım.

      Sil
    2. İşin komik tarafı sipariş ile birlikte iki bambu servis altlığı geldi (: Ne alaka bilemedim

      Sil