19 Eylül 2016 Pazartesi

Christian Dior - Bois D'Argent

     Leylaklı açılışın ardından beyaz zambaklarla hafif tatlı, boğmayan ıslak yapıda çiçekler. Kadınsı parfümün, yeni patlamış balondan etrafa yayılan beyaz toz ve ıslak hava kokusuyla açılışı sonlanıyor.
     Orta notalara gelindiğinde koku az değişiklik göstererek tonka fasulyesi ve beyaz bal karışımı bir kıvama büründü. Alttan gelen beyaz çiçekler zayıflasa da devam ediyorlar.
     Sonlara gelindiğinde vanilya ve beyaz misk çok belirginleşti. Aynı zamanda beyaz odunsular. Koku oldukça hafif. Bu haliyle nasıl kullanılacak bilemiyorum. Genelde kadın kullanımına daha yakın.

     RooM III: Faruk ise direkt olaya dalmıştı bile. Önce onun memelerini...
     (...) emmeye başladı. Olmayan göğüslerini. Bizi bir tanrı yarattıysa ve her şeyin bir nedeni varsa erkek memeleri neden vardı?..
     Kendimi o kadar beceriksiz görüyordum ki iş başvurusunda bulunduğum işyerinin bekleme salonunda özgeçmişimi doldururken "Umarım bana az maaş verirler. Çünkü çok maaş verirlerse istedikleri performansı gösteremeyebilirdim. Ama az maaş olursa zaten anca hak ettiğim paramı alıyorum ve benden fazla da bir iş yapılmasını beklememeliler," diye düşünüyordum. Unutmamak gerekir ki; iş görüşmesinde ve sevgilisiyle ilk tanışmada herkes kendisini olduğundan üç kat daha iyi tanıtır. Bu iş görüşmesinde kendimi fazla mı iyi tanıtmıştım. Faruk ve bu güzel sevgilisi ilk tanışmada kendilerini üç kat fazla iyi tanıtmış olabilir miydi?..
     Bir araç içinde yolculuk ederken baktığınızda eğer yol kaygan görünüyorsa; denemeyin! Mutlaka kaygandır. Seks istemiyor görünüyorsanız seks istemiyorsunuz demektir. Denemeyin. Bunu denemek yalnızca size zaman ve partner önünde prestij kaybettirir.
     Seks yapmak istemiyorsanız da yapmayın. Onunla yalnızca buluşun ve sohbet edin. Hatta seks yapmanızı zorunlu kılacak ortama dahi girmeyin. Çünkü seks yapacak ortama girmezseniz sevgiliniz onu istemediğinizi düşünmez. Oysa yatakta sertleşmeyen bir penis ona çok şey düşündürür. Mesela onu istemediğinizi... Yakın zamanda daha önce başkasıyla beraber olduğunuz için cinsel yönden tok olduğunuzu... Ya da ondan sıkıldığınızı... Bu liste uzar gider. Ayrıca bunlar yalnızca onun açısından doğacak kötü sonuçlar. İşin bir de sizin kendi tarafınızdaki sorumluluğu var ki o daha da önemlidir. Eğer sertleşmezseniz ya da yeterince sertleşmezseniz kendinizi kendinize kanıtlayamazsınız ki bu çok vahimdir. O zaman ister istemez bu başarısızlık sizi daha sonraki avlarınızda olumsuz etkiler.
     Bunları düşünürken bir anda koşarak odadan çıktım. Ardından dar koridorları geçerek açık alana kendimi attım. İstediğim böyle bir hayat değildi. İstemediğim şeyi yapmak istemedim.
     "Kimi gittiği yeri mutlu eder, kimi terk ettiği yeri." - Oscar Wilde
     Açık havaya çıkarak nemli toprağa sırtüstü uzandım. Gözlerimi gökyüzündeki en parlak yıldıza dikip ağlamak istedim. Bir yandan ıslak gözlerimi kısarak parlak ışık oyunlarıyla kendimi avutuyordum.
     Kafamı çevirdiğimde hafif yelle savrulan bir naylon poşet gözüme ilişti. Ben buraya aittim ve bırakamıyordum. O küçücük aciz nesnenin benden daha özgür olması fikri canımı sıkıyordu.
     Park ettiğim lüks aracımın yanından geçerken birden küçüklüğümün geçtiği varoş semte vardığımı fark ettim. Balkonlarda içki içerek sohbet eden insanlar. Yolda dondurma yiyerek yürüyen çocuklar. Toprak sahada top oynayan, aynı sahanın kenarında da yağmurun ıslatıp helva kıvamına getirdiği toprakta çivi oyunu oynayan çocuklar. Birden onların yerinde olmak istedim. O zaman sanki tüm sorunları çözebilirmişim; sanki ben onların yerinde olursam daha mutlu olurmuşum gibi...
     Mutluluk; biz kovaladıkça kaçan, biz kaçtıkça kovalayan, her şeyi oluruna bıraktığımızda ise yanımızdan bile ayrılmayan bir duygudur aslında.
     Ne yapıyordum ben? Mantık ve mukayese yeteneğimizi yitirdiğimiz, sağlıklı düşünemediğimiz zamanlarda aldığımız kararlardan sonradan pişmanlık duyabiliriz. Fakat bu yersizdir. Şimdi hayıflanmam da yersizdi...
     Faruk'a kızgın değildim. Kuşlar uçar, sürüngenler sürünür, balıklar yüzer; nihayetinde o da böyle şeyler yapabilirdi. O Gay çocuk da öyle... O da ne istiyorsa onu yapacaktı. O ve onlar gibilerin gediklileri olan herkes de öyle... Şimdi ben buralarda hayatla ve kendimle yaptığım kavgamda yalnız kalmışken onlar baş başa içkilerini yudumluyorlardı. Sonra o gayin bir gün ameliyatla transeksüel olduğunu düşündüm. Ardından tam olarak olmasa da kadın olduğunu... Sonra elinde kırmızı içkisiyle yanan şömine önünde noel ağacı süslerken hayal ettim onu... Eğer o bir kadınsa sanırım bütün dünya da çocuk olmalı...
     Kafamı kaldırdığımda sağ tarafımdaki taş balkonda yaşlı bir amca fesleğen saksısına elini sürüp kokuyu derin derin içine çekiyordu. Hala bir yerlerde hayat olduğunu bildirir gibi, ölüme meydan okurcasına... Ölüm neden zor? Sen öldüğünde koca bir dünyayı ve içinde çiçekleri, ağaçları ve denizleri kaybedersin. Sen ölünce bu koskoca dünya, küçücük bir fani dışında hiçbir şey kaybetmez.
     Karşıma bir tabela çıktı. Kırık dökük bir tahta levhaya yazılmış "Çıkmaz Sokak" yazısı. Ağır ağır yürümeye devam ettim. Kapı eşiklerinden burnuma tozlu sardunya kokusu geliyordu. Sokağın sonuna vardığımda gerçekten de çıkmaz sokağa geldiğimi farkettim. Bazen bir sokağa girdiğimizde gördüğümüz tabela bizi tatmin etmeye yetmez. Sokağın gerçekten çıkmaz olduğunu görmek için yolun sonuna dek gitmek isteriz. Şu an da benim de başıma gelen buydu. Hem somut olarak hem de soyut olarak çıkmaz sokağa varmıştım. Tozlu kaldırım kenarına, kırık bir taşın üstüne oturdum. Kafamı kaldırdığımda sokak lambasının turuncu ışığı yüzüme vuruyordu. Karpuzu kırık lambanın etrafında vızıldaşan birkaç sinek ve bir güve yerde minik gölgeler oluşturuyordu. O gölgelere dalmış bakarken yukarılardan bir ses yükseldi: "Yukarı gel evlat, sana anlatacaklarım var!"
     Başınızı eğmeden altından geçemeyeceğiniz kadar alçak bir girişi olan paslı-yeşil bir kapıdan geçerek dik taş merdivenleri çıkmaya başladım. Ev o kadar eskiydi ki basamakların orta kısımları yıllarca pabuçların tabanlarıyla aşınarak erimişti. Evin yan duvarında tozdan gümüşi bozyeşil renge bürünmüş bir yabani incir uzun görkemli dallarıyla yürüdüğüm merdivene kadar sarkıyordu. Beni kapıda karşılayan bu adam "Hoş geldin" diyerek vücudunu geriye yatırıp sağ elini açarak içeri davet etti. Ayakkabılarımı paspassız kapı önünde çıkardım. Faruk'un bunca zaman beni aramaması kafamın içini minik kurtların kemirmesine yol açıyordu.
     Evin giriş odası salonla başlıyordu. Tozlu halının üstünde birkaç adım yürürken altımızdaki tahtalar çatırdıyordu. Eski divana oturup etrafı süzmeye başladım: Evin pencereye bakan duvarının dibinde iki tane yer minderi üstündeki yırtık dikişli yastıklarla suskun duruyordu. Odada en çok dikkat çeken şeyse odanın üçte birini kaplayacak denli çok kitabın üst üste yerlere istiflenmiş olmasıydı. İçlerinde çok kalın, ağır ve eski olanlar da vardı. Bazıları öyle büyüktü ki; hani çoğumuzun ömrü boyunca okumadığı kadar çok bilgiyi içinde barındırıyordu. Duvarlarda çok kalın perdeler vardı. Öyle ki saat kavramını bilmeyen birisi bu odada uyansa gece ya da gündüz uyanıp uyanmadığının ayırdına kolay kolay varamazdı. Evin ortasında kirli bakır rengi, yanmayan, çalışmayan, boruları bağlı olmayan eski bir kömür sobası ve yanında da maşası duruyordu. Hemen iki adım uzağında sırtlığı olmayan eski bir sandalye ve onun yanında da vernikleri aşınmış kızıl meşe ağacından yapma kahverengi bir sehpa duruyordu. Sehpada, nemli bir gazete kağıdının üstünde yarısı yenmiş, diğer yarısı beklemekten kararmış, yamuk diş izlerini sevimsizce taşıyan al bir elma kalmıştı.
     "Gel yere oturalım" dedi. Bu elli yaşlarında, çoğu siyah kaşlarının arasından balık kılçığını andıran şeffaf beyaz kıllar fışkıran bir adamdı. Çürük fındık kahverengisi gözlerinin altında belirgin göz çukurları sanki kırk yılda seksen yıl kadar görmüş ve çile çekmiş bir görüntü çiziyordu. Geniş çene kemikleriyle demiri ısırsa kırabilecek gibi görünüyordu. Kirli sakalıyla öyle bakımsızdı ki burun ve kulak kenarlarındaki temizlenmemiş kılları net seçebilirdiniz.
     "Bak evlat!.. Bazıları düşünür, konuşmaz; bazıları düşünür ve konuşur; bazıları düşünür ve düşündüğünü yapar da. İşte sen bunlardan olmalısın. Yalnız bunu yaparken şuna da dikkat etmelisin: Öfkeyle hareket edip büyük hatalar yapmaktansa bazen hiçbir şey yapmamak da çok şey yapmaktır. Kimi, zaman yapılacak en iyi eylem eylemsizliktir. "Bazen elimizden geleni fazlasıyla yaparız. Biliyorum; sabredemeyiz ama o an ihtiyacımız olan tek şey yalnızca biraz daha zamandır." -ck-
     Hayatta karşına zayıf karakterli kişiler de çıkacaktır. Bir insan ne kadar çok şikayet ediyorsa karakteri o kadar zayıftır. Dertleri ve sorunlarıyla tek başına mücadele edemeyen insanlar başkalarının yardımı ile de bunu başaramaz. Onlardan hep kaç! Eğer kaçamıyorsan; seni yoran insanları sen de yor! Yor ki çekip gitsinler... Bir yararlı insanın herkese yararı dokunmayabilir ama bir zararlı insanın mutlaka birçok kişiye zararı dokunur.
     İnsanların dünyaya davranışlarını dış dünyanın ona davranışı belirler. Dolayısıyla karşımızdaki insanların bize davranışını, bizim onlara gösterdiğimiz tolerans tayin eder. Birisi sana istediğin biçimde davranmıyorsa ya onu ya kendini değiştirmelisin. Bir insana hakettiğinden fazla sevgi gösterirsen ya onu, ya kendini kaybedersin. Belki de sorun sendedir. Kendini değiştir...
     Parlak fikirleri olan insanlara her zaman saygı duy. Çünkü ancak onlar dünyayı değiştirirler.
     Sevgilin derin uykuda olduğu zaman, kendinde olmadığı zaman ya da sarhoş olduğu ve bilinçdışı olarak seni arzuladığı zaman asla onunla beraber olma. Bunu bir fırsatçılık olarak kabul edip sonrasında senden kopabilir. Onun yerine zaman kazan ve bekle. Sonrasında çok daha ateşli olarak sana dönecek ve tüm meyvelerini ayaklarının önüne serecektir. Ayrıca direkt olarak karşı cinsi tavlayamazsın. Önce onun gözünde bir değerinin olması gerekir. Sana değer vermeyen birisi samimi olarak senle birlikte olmaz. Olsa bile zarar verme riski taşır.
     "Kadınlar, sevmedikleri adama hiç acımazlar." - Alexandre Dumas
     Aşkın yanında inadın lafı mı olur lan! Budala! Aldırma... Sana dışarıdan arkadaşların akıl verir, ama odana girip yatağa girdiğinde yalnız ağlarsın. Onlar konuşur, sen yaşarsın. Onlar güler, sen ağlarsın.
     "Gülün, dünya da sizinle gülsün; ağlayın, ama yalnız başınıza ağlayın." - Oldboy
     Seviyorsan kimseyi dinlemeyeceksin.
     "Sen yüreğinin sesini dinle ve doğru bildiğini yap, isterse dünya batsın." - Herbert
     O seni her terkettiğinde sen yavaş yavaş ondan koparken, o aksine sana daha da bağlanır. Sen kuş gibi hafiflerken, o taş gibi ağırlaşır. Kim daha çok seviliyorsa onun sözü geçer. Onsuz yaşayabileceğine onu ikna edebilirsen, sensiz yaşayamaz!
     Bu dünyada yaşlı insanlara her zaman saygı duy. Şimdi büyüdün, belki bir daha çocuk olmayacaksın ama sen de bir gün yaşlanacaksın. O zaman hem yaşlı, hem de çocuk olacaksın. Ayrıca onların deneyimlerini de yabana atmamalısın.
     "Ben 14 yaşımdayken babam çok cahil bir adamdı. Gözüme görünmesin isterdim. Fakat 21 yaşıma geldiğimde hayrete düştüm; bizim ihtiyar 7 yıl içinde ne çok şey öğrenmişti." - Mark Twain
     Murphy Kanunu'nda dediği gibi: "Düşman dışında her şey azalıyorsa savaştasınız demektir." Senin dışında herkes ölüyorsa çocuğum; sen büyüyorsun demektir.
     Eskide özlediğin sevgili artık aynı kişi değildir. Epikharmos'un dediği gibi:
     "Geçmişte borç almış olan şimdi borçlu değildir. Geceden sabah yemeğine çağrılmış biri, bugün aynı yemeğe davetsiz gelir. Çünkü çağıran ve çağrılan aynı adamlar değildirler. Ölümlü bir nesne iki kez aynı halde bulunamaz; çünkü farkedilmez anlık bir değişmeyle bir dağılır, bir toplanır..."
     Bu yüzden onu unut. Yıllar içinde değişti; o zamanlar hayran olduğunuz insan ile, şu anda özlediğin insan farklı kişilerdir. Kıskançlık, inatçılık, itaat etmeme ya da benzer sorunlardan dolayı sevgilinin sana yarattığı gerilim onun sana verdiği mutluluğun üstüne çıktığı anda ilişki biter!
     Omzuna asılı ağır silahtan patlayan mermilerle dağılmıştım. Bu adamın bunca kitabı okumaya ömrü nasıl yetmişti?.. Elinde ağır makineli tüfek ve boynunda, boydan boya uzanan mayon bağlı gibiydi. Silah beyni, bilgiler mermilerdi...
     Birden aklımı okumuş gibi:
     "Silah elimizde değil beynimizde evlat." dedi.
     Birden durdu ve:
     "Benle hayat boyu tanışabilen kısıtlı sayıda insan hem çok şanssız hem çok şanslı... Ve sen de bunlardan birisin" dedi.
     "Neden şanslı ve neden şanssız?" dediğimde yüzüme baktı.
Pozitif:
1) Açılışındaki beyaz çiçekler hem kadınsı hissettirir hem rahatsız etmez.

Negatif:
1) Sonlardaki tatlılık çok sıradan. Yüzlerce örneğini gördüm.
2) 1 ve 6 Saat arası bizimle kalması beklenen, parfümün en değerli notası kalp notası bu parfümde unutulmuş. Açılış ve kalp notası aynı...

Notalar:
Üst: İris, Ardıç meyvesi, Selvi. (ck: leylak, zambak)
Kalp: Mür, Paçuli. (ck: tonka fasulyesi, beyaz bal)
Baz: Amber, Reçineler, Odunsu notaları, Bal, Deri, Misk, Vanilya. (ck: vanilya, beyaz misk, beyaz odunsular)
Tip: Baharatlı, Çiçeksi, Pudralı, Tatlı, Odunsu.
Cinsi: Feminen
Üretim: Yeni Formül
Çıkış Yılı: 2004
Koku rengi: Beyaz
Referans: Ballı Zambak
Konsantrasyon: Eau de Parfum
Parfümör: Annick Ménardo
Doktrin: "Silah elimizde değil beynimizdedir." - haz®eti
Ateşle Oynama!

4 yorum:

  1. Söylenebilecek tek bir söz var. O da "muhteşem" bir yazı olduğu. Ellerine sağlık Anosmi.

    YanıtlaSil
  2. Muazzam bir yazı. Hayranlık uyandırıyorsunuz. Sevgiler, A.

    YanıtlaSil
  3. Çok güzel bir yazı olmasının yanında içinde bulunan hazinelerle daha da parlamış, bütünleşmiş... Tebrik ederim.

    YanıtlaSil
  4. Plan yok, yasama pranga takmak tamda bu ve bütün umutlarını bağladığın çelik, iplik iplik çözülunce tüm yazilanlar ,sadece havada birer mutsuz ruh, yeni bir dua ve hiç gerceklesmeyen,ve artık gerçekleşmesi bile beklenmeyen. En ağır tarafı kanatlarini kıstirdigin umutlar bile yok. nefes almak delici, oksijeni çantasına doldurmak ve gitmek. Giden herşeyi mi alır?Sen burda yeniden kendini yarat. Kendine sahip çıkmak , ama biliyorsun bu ruh senin değil onlarin, kızgın demirlerle ruhuna incelikle işlenilen. o çocuğu götürdüklerini biliyorsun. oysaki sahip olduğun tek şeydi o.. ve bak sen artık aglamiyorsun .. bukadar büyümek fazla.. tanrı nerde şimdi çocuğu geri istesem.. ama biliyorum ki tanri aldigi hicbiseyi geri vermez.. Evet bunu bilmek bile.. yinede hissetmiyorsun bukadar büyümek cok fazla.. şimdi kapat gözlerimi ,aynı anda hayale dalmak mümkün eğer yeterince benimsen..olmadı mı ? Olmaz. Senin tanrin beni kutsamadi ve ben tanrımın saklamaya çalıştığı şaheser. ben onun hatası bir domino yanlışını devirmek gibi benim hatalarımı tanrı başlattı.. neyse asil gerçek şu bukadar büyümek gerçekten fazla tanrı neden gereğini yapmıyor?çünkü eğer gerekiyorsa tanrı onu yapmaz altın kural bu sanırım. .

    YanıtlaSil