23 Ağustos 2017 Çarşamba

Şeytan'ın Fısıldadıkları - Emre Yılmaz

Sf: 13
"İçgüdülerimiz olmasa kimse kötü; çıkarlarımız olmasa kimse iyi olmazdı."

Bir işe yarayanlar hep can sıkarlar. İşe yaramaz serserilerdir bizleri büyüleyerek baştan çıkaranlar...

Sf: 15

Üstelik kötülük iyilikten her zaman daha dürüsttür. Kötülüğün doğasıdır dürüstlük. Kimse mahsusçuktan kötülük yapmaz. İşte bu yüzden bütün günahlarımız masumdur.

Sf: 21
Bir hayırseverin yaptığı iyiliklere samimiyetle inanabilmesi için geri zekalı olması gerekir. Yaptığı iyiliklerle sebep olduğu kötülüklerin farkına varabilmesi için ise dahi.

Sf: 23
Sosyetede, siyasette ve iş dünyasında gerçekten dürüst olmaya çabalamak, Ayşecik rolünde porno film çevirmeye benzer.

"Nefrete sevgiden daha çok güvenirim," dedi Şeytan. "Çünkü nefretin sahtesi olmaz."


Sf: 24
Bastırılan sevgi insanı sadece mutsuz yapar. Bastırılan nefret ise çok daha kötüdür; insanı hasta yapar. İfade edilemeyen sevgiler yüzünden değil, yaşanmasına izin verilmeyen düşmanlıklar yüzünden psikiyatristlere "düşülür."

Yalanları en çabuk fark edenler, yalancılardır. Bir işi en iyi uygulayıcıları bilir. Bu yüzden yalanları derhal sezenler pek masum sayılmamalılar.


Sf: 25
Sahtekar "ben sahtekar değilim" diyendir. Peki ya "ben sahtekarım diyenler? Onlar ise "Büyük sahtekar"lardır.

Sf: 27
Samimi insanlarda en gıcık olduğum şey beni de durmaksızın samimiyete davet etmeleridir.

Sf: 29
Sosyete garip bir yerdir; ya kimse kimseyi sevmez ama hep beraberdirler ya da herkes herkesi çok sever ama nedense asla beraber olmazlar.

Sf: 31
- Bir milyon dolara benimle yatar mısınız hanımefendi?
- Ne münasebet! Siz beni ne sanıyorsunuz?
- Kaltak! Elli dolarak bir düzerim seni, Kasımpaşa'dan bağırdığını duyarlar.
- Pis herif!... Ne zaman?

Sf: 33
Sosyetede egoistlerin en büyük hilesi nezakettir. On sekizinci yüzyılda da aristokrasi, hiçbir gerçek gücü kalmadığı halde sadece şık bir dekor ve kibar tavırlarla Avrupa'yı bir yüzyıl ekstradan yönetmiştir.

Sosyetede can sıkmamanın altın kuralı "sohbet ederken hiçbir konu üzerinde beş dakikadan fazla durmamaktır," denilir. Oysa bu bir kural değildir; sosyetenin doğasıdır. Çünkü sosyetede ne üzerinde beş dakikadan fazla konuşulacak bir konu vardır, ne de bir konuyu beş dakikadan fazla sürdürebilecek bir kafa.


Sf: 34
Siyasette ve iş dünyasında bir sahtekar bir dürüstle karşılaştığı zaman çok şaşırır, çünkü o herkesi kendisi gibi bilir. Sosyetede ise bir narsiste başka bir narsist ile karşılaştığı zaman çok şaşırır, çünkü o kendini herkesten başka biliyordur.

Sf: 35
Sosyete, olduklarından çok daha zengin görünmeye çalışan nakitsiz budalalarla, olduklarından çok fakir görünmeye çalışan gerçekten zengin akıllıların buluşma yeridir.

Sf: 37
İş adamları çalışarak kaybettikleri hayatın bütün lezzetlerini, çalışarak kazandıklarıyla bir gün tekrar satın alabilecekleri umuduyla çalışırlar.

Eskiden köleler itilerek kakılarak, yollarda kah yürütülerek kah bekletilerek çalıştırılırlarmış ki efendileri zevk-ü sefa içinde, harpler, avlar ve maceralarla oyalanarak, saraylar ve tapınaklar inşa ederek yaşasınlar. Bugün ise efendiler de köleleri gibi sabah yedi akşam yedi, eşekler gibi çalışıyorlar.

Kapitalizmin başardığı tek gerçek eşitlikte, kaderin cilvesine bakın ki aynı komünizmdeki gibi oldu: Sefalette Eşitlik!

Sf: 38
Harem, tarihin her döneminde efendilerin en vazgeçilmez imtiyazıydı. Çünkü şehvetsiz ve neşesiz bir efendinin efendiliği beş para etmezdi. Köle efendisine gıpta ile bakmalı; onu üstün görmeli ve kıskanmalı. Yoksa ne diye saygı duysun, itaat etsin adama... Sadece sopa zoruyla olmaz bu işler.

Birbirinden cazip kadınlardan kurulu bir haremi yoksa efendinin, dolu dolu attığı kahkahaları, fütursuz ve pervasız kaprisleri, şımarıklıkları, vurdumduymazlığı, hiç nedensiz zulümleri yoksa ve bunlar onun en doğal hakları olarak kabul edilmezse kim takar efendileri? Kim inanır yalnız kendi gibi yiyen ve sıçan değil, aynı zamanda kendi gibi düşünen, yaşayan, çalışan, didinen, türlü sıkıntılar ve "kaygılar içinde çırpınan" bir efendinin efendiliğine?

Sf: 41
"Gerçekten çok şanslıyım, çünkü mutsuzluğumu bedavaya getiriyorum," derdi bir berduş. "Kimileri her gün on iki saat çalışarak ve kucak dolusu dolar harcayarak bu hale geliyorlar."

Sf: 42
Yine de gerçek fakirler fakirliklerinin çilelerine, zenginlerin zenginliklerinin çilelerine katlandıklarından daha iyi katlanırlar. Örneğin, hayatından bezmiş her bin fakirden sadece bir tanesi çıkışı haklı olarak fuhuş veya uyuşturucuda ararken, hayatından bezmiş her bin zenginin en az elli tanesinin bu alemlerin gediklileri olduklarından emin olabilirsiniz. ama fakir, fuhuş ve uyuşturucunun hiç olmazsa keyfini çıkarır; son damlasına kadar. Zenginin ise canı bunlardan da sıkılmıştır.

Fakirliğe katlanmak daha kolay olmalı. Bakıyorum milyonlarca insan her gün sabah yedi akşam yedi, sessiz sedasız katlanıyor. Zenginliğe katlanmak ise çok daha meşakatlidir. Haftada bir seans psikoterapi, iki seans aerobik ve yedi gram kokainle ancak ayakta durabiliyorlar.

Sf: 43
Sağlıklı bir toplumda evler özentisiz, dekorasyonsuz, hatta çirkin; şehirler ise olağanüstüdür.
Sağlıksız bir toplumda ise evler olağanüstüdür; şehirler sıradan ve çirkindir.

Sf: 45
Eski çağların efendileri mülkiyetleriyle kudretlerini teyit ederken keyiflerinden zerre kadar fedakarlık yapmadılar. On sekizinci yüzyıl Avrupa aristokrasisinden geriye kalanlara bakın; etrafı meşe korularıyla çevrili geniş çayırlı araziler, muhteşem bir mimari, Barok kiliseler ve saraylar...

Ya bu tüccarlardan, tellallardan, aracı, komisyoncu, büyük esnaf, tekstilci, tefeci, bankacı, genç iş adamı ve doğal hayatı koruma dernekleri başkanlarından geriye ne kalacak? Dekorasyon dergileri, business class uçak biletleri, pahalı müzik setleri ve internet parolaları; bayağı ve sefil bir yaşamın bayağı ve sefil kırıntıları...

Sf: 48
Laroxyl, Tofranyl, Diazem ve Lithium.
Xanax, Prozac, Seroksat ve Valium.
Bunlar "Kötü"ye daha rahat uyum sağlayabilmemiz için sistemin ürettiği meşru uyuşturuculardır. Beyin kimyanızın ince ayarı tamam olup düz bir çizgiye gelince de, biraz Ectasy ile çizgiyi aşıp neşeleneceksiniz. Sistemin size verdiği tek şans budur.

İnsanlığın kurtuluşu mu?
Daha kapsamlı hapların elinden geçecek.
Ectasy, Prozac, Viagra küçük birer denemeydiler sadece.

Sf: 49
Kendi seçmediğim bir yerde, kendi seçmediğim bir zamanda, kendi seçmediğim bir işte, kendi seçmediğim bir süratte kendi seçmediğim insanlarla muhakkak bir amirin sıkı gözetimi altında direktif alara, bütün o çocukça ceza ve ödül sistemleri ile ruhumu, bedenimi ve aklımı meşgul etmek.

Bugün birçok insanın hemen hiç farkında olmadıkları gerçek, çalışmak zorunda bırakıldıkları gerçeğidir. Haftanın beş günü, sabah yedi akşam yedi, üretmeli ve ürettikleri hiçbir işe yaramayan hırdavatı emeklerinin karşılığında aldıkları ücretleri yine kendileri tüketmelidir.


Sf: 51
"Üniversite mezunu bir genç, iş hayatına başlamadan önce fal baktırmaya gitmiş.       "On beş sene eziyet çekeceksin çocuğum," demiş falcı.
"Ya sonra? Ya sonra?" diye ümitlenmiş çocuk.
"Sonra" demiş, "Alışıyorsun."

Fiziksel olarak en pis işlerde çalışanlara en düşük ücretleri öderiz.

Ruhen en pis işlerde çalışanlara ise en yüksek.
Para, sokağa atılacak kadar değersiz bir şey değildir. Ama çalışarak kazanılacak kadar da değerli hiç değildir.
Para; güvenlik, konfor, özgürlük ve mutluluk getirir. ama ne fakirden hayal ettikleri, ne de zenginlerin uğrunda harcadıkları kadar.
Çalışmakla elde etmeyi ümit ettiğiniz her nihai değeri, hiç çalışmadan çabasızca elde edebilirsiniz...

Sf: 53
İlerleme düşüncesi tamamen saçmadır. Sonsuz boyutlu bir evrende hiçbir cismin hiçbir yere ilerleyememesi gibi, sonsuz zamanlı bir evrende de hiçbir ulus, insan ve tarih ilerleyemez. Var olan her şey başıboş dönmekte ve akmaktadır. Doğa amaçsızdır. Yaşamın başı boştur. Evren işsizdir. Kainat serseridir. Hakikati böyle görenler çok daha mutludurlar ve en azından hakikati böyle görmeyenler kadar haklıdırlar.

Çalışkanlar, akıllı tüccarlar gibi düşünseler çalışmaktan vazgeçebilirlerdi. Çünkü akıllı tüccarlar, ellerindeki iyi bir şeyi ancak daha değerli bir başkası için elden çıkartırlar.

Sf: 56
Avcı ve toplayıcı obalar günde iki  saat çalışarak hayatta kalırlar. Biz post-modernler ise günde on saat çalışarak iki yakamızı ancak ucu ucuna getirebiliyoruz.

Aynı avcı obalar sekiz saat yıldızların altında uyuduktan sonra günün geri kalan on dört saatinde yaşarlar.


Bizler ise bize kaldığı söylenen günün sekiz saatini şöyle kullanırız.
İki saati trafik.
Bir saati alışveriş.
Bir saati mecburi telefonlar.
Bir saati ev işleri, bulaşık, çamaşır.
Bir saat temizlik, traş ve duş.
İki saati televizyon.
Ne ilerleme ama!


Sf: 60
Gelen yüzyıllık bir yorgunluk ve can sıkıntısı çağı olacak.
İlaçlar, uyuşturucular ve iksirlerle ayakta durabileceği ancak.

Sf: 61
Gündelik hayatlarında, kanunlara aşırı bir hassasiyet, dikkat ve neredeyse hürmetle uyan insanlar asla özgür değillerdir; iyi yetiştirilmiş, terbiyeli, uslu ve saygılı çocuklara benzerler.

Sf: 63
Viagra, Prozac ve Ectasy
Xanax, Tofranil ve LSD
İşte yeni çağların en güzel kafiyeleri.
Mutsuzluğunuzu azaltırsa bu bir ilaçtır.
Mutluluğunuzu artırırsa uyuşturucu.
Sizi neşelendiren, coşturan kimyaları uyuşturucu diyerek yasaklıyorsunuz. Sizi uyuşturarak sakinleştiren kimyaları ise şifa niyetine avuç avuç almaktan çekinmiyorsunuz.
"Din kitlelerin uyuşturucusudur," derdi geçen yüzyılın bir büyük bilgesi.
 Bu geçti. Gelen yüzyılda uyuşturucular kitlelerin dini olacak.

Sf: 66
Hiçbir şey yapmamaya başlamak kendinle baş başa kalmaktır ve herkesin kendi canını en çok sıkan bizzat kendisidir.

Sf: 67
Korku.
İstediğimizi  elde edince ne yapacağımızı bilememenin korkusu.
İnsanlık on bin yıldır işte bu yüzden ilerliyor.
Bütün zenginler de işte bu yüzden daha da zengin olmak istiyorlar.


Sf: 69
İnsan ancak çok çalışarak zengin olabilir. Başka yolu yok. Çok çalışarak gelir en yüksek mevkiler, göz kamaştıran şöhretler, haset uyandıran başarılar, nam ve şan, servet ve kudret; tek yolu çalışmaktan geçer. Ama bütün bunların üstünde bir mevki daha vardır, insanoğlunun en üstün ve en seçkinlerinin kabul edildikleri: Aylaklık.

Sf: 73
Mutluluk aylak bir yavaşlıktır.
Köhne bir ev, bakımsız bir bahçe, yaşlı bir köpek, eski bir pipo, yırtık bir ceket, uzun bir öğleden sonra.

Sf: 75
Zaman nakit değildir. Öyle olsaydı çarşıda, pazarda satılırdı. Ama nakit zamandır. Kazandığımız ve harcadığınız her liranın arkasında, onun uğrunda harcanılan hayatımız vardır. Çarşıdaki her mal ve pazardaki her hizmetin temel ölçüsü, o mal ve hizmet yaratılırken harcanan yaşam süreleridir. Nakit, o yaşam sürelerine biçtiğimiz değerdir. Ve her şey böyle ölçülünceye hayat denilen mucize ne kadar ucuza gider. Yarabbi!


Sf: 76
Çalışkan, zamanını satarak paraya çevirme çalışır. Çok parası olunca da bu sefer parasını satarak zamanın geri almaya çalışır. Zenginliğin en büyük paradoksu da budur.

 Zengin, biraz daha parası olduğunda zamanını geri alabileceğini sanarak çalışır. Fakir ise biraz daha zamanı olsa zengin olabileceğini sanarak. Her ikisi de göründüklerinden de daha enayi ve aptaldır.

Sf: 82
Bilmediklerimiz bildiklerimizden fazla olduğu sürece hayata bağlı kalırız.

Sf: 86
Bilinenler ve bilinmeyenlerin toplamının bilinemezlerden az olduğuna ve hep olacağına inanıyorsanız, siz Tanrı'ya inanıyorsunuz; bilinemezlere eşit olduğuna inanıyorsanız, siz bilime inanıyorsunuz.
- Ya eşit olduklarını biliyorsam?
- O zaman siz "Tanrısınız"
"Evren kendini deneye sınaya kurmuştur. Bir Tanrı'ya gerek yoktur," derler.
 Bu, evrenin sadece nasıl kurulduğunu anlatır. Neden kurulduğunu anlatmaz.

Sf: 91
"Hayatta en fazla ya üç bin kitap okuyabilir ya da üç bin kadınla yatabilirsiniz.
Doymak için seçin.
 Ya tamamen birini ya da tamamen diğerini," diye fısıldadı Şeytan, akıl çelen, heves getiren sözlerle ve ekledi:
"Kendilerine arada bir yer arayanlar, hazsız ve felsefesiz bir hayatın bütün eziyetini çekenlerdir."
Tahrik, reddedildikçe daha çok üstümüze varan bir belalıdır. Elde edilince de bütün büyüsü kaybolan bir zilli.
Tahriklerden kaçarsam yorgun düşeceğim; reddedersem pişman olacağım; dayanmaya çalışırsam yenileceğim.

Sf: 92
O kadar ciddiye alarak oynamalısın ki bu oyunu, her şeyin palavra olduğu bildiğini kimse sezmesin.

Sf: 94
Anayasa, ahlak, aile, din ve devlet birinci türden mutluluklara değer verirler. Sanatçılar, sarhoşlar, serseriler, şairler, denizciler, esrarkeşler, iksirperestler, aşıklar, içiciler ve efendisizler ise ikinciye.

Sf: 101
Hayatımızın yüzde elli hissesi kısmetin elindedir; yüzde kırk dokuzu zaruretin; yüzde biri ise çabanın.
Düş kırıklıklarımızın yegane sebebi ise, çabanın hissesini daha yüksek sanmamızdır.

Sf: 104
Başarmak kıskandırmaktır.

Sf: 105
Soru    : Kim hayatta yüz milyon doları olsun istemez?
Cevap : Yüz bir milyon doları olan.
Soru    : Kim hayatta kısmetine üç bin tane kadınla yatmak düşsün istemez?
Cevap : Üç bin birinciye asılan.

Sf: 113
Psikologlara göre ise topluk ikiye ayrılır: Terapiye gelenler ve hastalar...

Sf: 115
Kendini bilenlerin bütün bildikleri, kendileri hakkında başkalarının bilmediklerinden başka bir şey değildir.


Sf: 117
Yeni Çağlar Gelen Dünya ve Genetik Determinizm
     
Ben 9 Mart 1959 günü annemle babamın cinsel birleşmesi neticesinde var olabilecek takribi yüz milyon farklı "ben"den sadece birisiyim. Diğer yüz milyonun kimler olabileceğini çok merak ediyorum. 10 Şubat 1959 günkü kombinasyonlar ne olacaktı acaba? Ya 6 nisan? Bakmışken bir de 3 Mayıs'a bakabilir miyiz? Bu iğne atsan yere düşmeyecek kalabalığın içinde bir Einstein veya Mozart gizli olmalı. Nerede ulan bu pezevenk?
Diye hayıflanırken ben kulaklarım çınlamaya başladı birden ve gözlerimin önünde şekilleniverdi yoktan görünen alaycı bir ifadeyle dillendi yine:
-Annenle babanın senin var olabilmek için yaptıkları uygun sevişmeler arasındaki muhtemel "sen"lerin toplamı, yeryüzünde şimdiye kadar yaşamış ve yaşayacak insanların toplamından fazladır.
-Yani?
-Yani sen potansiyel bir "herkes"olabilirdir.
- Ama hepsi birazcık "ben" olacaklar.
- Anneyle babanın da bir annesi ve babası olduğunu unutuyorsun.
- Yani?
- Yani hepiniz gerçek bir Adem ile gerçek bir Havva'nın çocukları olduğunuza göre "hepiniz herkessiniz."
- Yani?
- YAni bu dünyada şimdi yaşayan herkes, geçmişte yaşananlardan başkaları olamaz.
- Anlamadım.
- Ben de. Siktir et...
     dedi ve gökyüzüne kaldırıp başını, acı bir kahkaha savurdu.

Sf: 125
"Para saadet getirmez," diyenler çok zengindirler.
"Saadet para getirmiyor," diyenler ise ya sanatçıdır ya serseri.
Mutluluğun en keyif kaçıran yanı biriktirebilir ve stoklanabilir bir mal olmamasıdır...

Sf: 126
Mutluluk perisini arayanlar hiçbir şey bulamazlar.
Başka bir şey aramaya dalmışken arkanı dönüvereceksen birden oracıkta enseleyiverirsin.

Sf: 127
Yunancadaki mutluluk (eudaimonia) sözünün içinde Şeytan (daimon) gizlidir. Bu bir tesadüf mü, yoksa bu olağanüstü adamların bilgeliklerinin yeni bir zirvesi mi? Eski Yunanlılar için Şeytan, bize doğru yolu gösteren iç sesimize verdiğimiz isimdir. Bu demektir ki, Yunanca mutlu olmak istiyorsanız Şeytan'ı işin içine karıştırmalısınız.
Gavur dillerinde Şeytan'ın bir başka adı ise Lucifer'dır; yani "Işık tutan."
Bu gavurlar da bazen ne çok şey biliyorlar yahu.

Sf: 129
"Kimse yalnızlığı sevmez. Neden?
Çünkü kendisi tanıdığı en can sıkıcı insandır"

Sf: 133
Hayatın Yaşları

On iki yaşım hayatımın en güzel yaşıydı.

Her gün balık tutuyordum ve mastürbasyon yapıyordum.
Adalar, güneş ve deniz.
Keyifli bir sanat ve kadınsız bir doyum.
İnsan başka ne isteyebilir?

On dört yaşımda çok güzel bir kız ismi de Carla.

Babasının teknesine davet etmişti beni bir yaz akşamı.
Mazeretler uydurup korkumdan gitmek istememiştim.
 Babam da çekip beni köşeye sıralamıştı hayatımı değiştiren o ünlü sözlerini:
 "Oğlum, yap ve pişman ol; ama yap."
 Babalar da bazen ne çok şey biliyorlar yahu...

Sf: 134
"Kadınlar" dediğiniz an çocukluk bitmiş, gençlik başlamıştır.
"Başarı" dediğiniz an gençlik bitmiş, orta yaşlar başlamıştır. " Zaman" dediğiniz an orta yaşlar bitmiş, yaşlılık başlamıştır.

Gökdelenin tepesinden atlayan adama orta katların önünden geçerken sormuşlar:       "Nasıl gidiyor?"

"Şimdilik iyi vallahi" demiş.
Çok çalıştığımız orta yaşlarımız işte böyle geçer."

Çocukluğumuzda zaman kavramı; orta yaşlarımızda zamanımız, yaşlılığımızda ise zaman yoktur.

Rockeffeler serveti gibi harcanmamış bir gençlik, iyi geçirilmiş bir gençlik değildir.
Gençler düşüncesiz olur. Gençliğin de en iyi yanı budur.

Sf: 135
Sartre, cinsel arzuyu bir bela olarak görürmüş. Düşüncelerini karıştıran bir sıkıntı!
Aklı başında ve olgun gençlerden tiksinirim. Kırkından sonra at kuyruğu saçları ve kovboy çizmeleri ile gece kulüplerinde ectasy alıp zıplayan yaşlılar kadar iğrençtir onlar.

Gençlikte azmak iyidir. Çünkü yaşadığımız bir hazzı bırakmak kolaydır. Yaşlılıkta azmak ise tam bir trajedidir. Çünkü asla yaşayamayacağınız bir hazzı bırakmak imkansızdır.

Gençlikte şehvet doyurulmaz bir iştahtır. Orta yaşlarda doyabilen bir iştahtır. Yaşlılıkta ise sadece bir iştah.

Sf: 136
Gençlilikte iffet ihtiyarlıkta pişmanlıktır. Çünkü gençliğin rövanşı yoktur.

Sf: 137
Sadece ama sadece çocuklar hayatı bütün anlamıyla yaşarlar. Ama bunu ne bilirler, ne de düşünürler.
Çocukluk olmasa hayat gerçekten çekilmezdi.

Sf: 139
Kimse eşit doğmaz.
Ama herkes eşit ölür.
İşte onun için ölüm, acı bir son değildir.
Hayatımızın yegane adil başlangıcı ve biricik fırsat eşitliğidir.

Sf: 142
Kimse eşit doğmaz ama herkes eşit ölür.
Peki ya ölümden sonrası?
Bilmem rivayet muhtelif.
Hepsi de eşit saçmalıkta.

Sf: 143
İyi doğmak, iyi yaşamak, iyi ölmek.
Beyzadeler iyi doğarlar.
Evliyalar ve azizler iyi ölürler.
Hazperestler ve sanatçılar mı?
Onlar iyi yaşarlar.

Sf: 144
Yaşarken başkalarını yeriz. En sonunda da ölüm bizi yer.

Sf: 147
Büyük bir aşk her zaman bir rastlantıdır. İlişki sipariş edilir. Satın alınır. Hak edilir. Hatta çalınır. Ama aşk sadece bulunuverir. Birdenbire.
Aşk her zaman haber vermeden gelir ve hazırlıksız yakalar.

Sf: 149
En hızlı yatıştırıcı sekstir. En etkin sakinleştirici ise kasa ve küçük bir aşk. 
Küçük ve huzurlu bir aşk trenine binmek isteyenler çift kişilik yer ayırsın; büyük bir aşk trenine binmek isteyenler ise tek kişilik. Büyük bir aşk tek kişilik yaşanır.

Sf: 150
Büyük bir aşk için ödeyeceğimiz bütün bedellere katlanılır. Çünkü böyle bir aşkı hiç yaşamamış olmasının getireceği yaşam fakirliği çok daha katlanılmazdır.

Sf: 151
Başından büyük bir aşk geçmemiş her kadın için bu bir eksikliktir; başından büyük bir aşk geçmiş her erkek için ise bu bir fazlalıktır.
Erkekler deli gibi aşık olurlar, zamanla akıllanırlar. Kadınlar ise akıllı gibi aşık olurlar, zamanla delirirler.
Aşk, kadını ve erkeği farklı etkiler. Aşık olan kadının gözünde başka hiçbir şeyin değeri kalmaz. Aşık olan erkeğin gözünde ise her şey yeniden değerlenir.

Sf: 152
Aşksız bir erkek kendini kölesiz bir efendi gibi hisseder, aşksız bir kadın ise efendisiz bir köle.

Kadın Ne İster


Ne mi ister?

Hepsini ister.
Ve aynı anda

Peki erkekler en ister?

Hem sevgili karıları hem de haremleri olsun isterler.

Peki neden korkarlar?

Hem karısız hem de haremsiz kalmaktan korkarlar.

Sf: 153
Erkek kadının fiziksel görüntüsüyle; kadın ise erkeğin şehvetiyle tahrik olur.
Delilik, kadınların aklıdır. Ve sadece bu özellikleri bile, onların erkeklerden daha üstün kabul edilmeleri için yeterli bir sebeptir.
Kadınlar sezgileriyle her şeyi bilirler. Erkekler ise akıllarıyla hiçbir şeyi bilemezler.
Kadınlar her şeyi görürler. Göremediklerini duyarlar. Duyamadıklarını ise sezerler.
Dişilik yalnız algı kapılarını değil, bütün telepati, sezgi, altıncı his ve üçüncü göz kapılarını açan LSD, Mescaline, Psilosibin kadar güçlü bir iksirdir.

Sf: 154
Kadınların sezgileri o kadar olağanüstüdür ki, onları erkeklerden çok daha üstün saymamak için hiçbir neden yok.
Sahi kadınlar niye kadınlardan bu kadar nefret ediyorlar?
Harem psikolojisi... Harem."

Sf: 157
Kadınlar ancak kendilerinden daha zeki ve daha üstün bir erkeğe aşık olabilirler. İnsanlık işte bu yüzden ilerliyor.
Dünya nüfusunu bir nesilde iki misline çıkartmak için on, on beş bin erkek yeterken, kadınların tamamına ihtiyaç vardır.
Yeni çağ feministlerine göre bu gerçek neyi gösterir?
1. Bir kadın vücudu her zaman erkek vücudundan daha kıymetlidir.
2. Erkekler her zaman gerektiğinden fazladırlar.

Sf: 158
Erkekler Dünyası
Erkekler dünyası derken bu satırları her okuyan erkek kendini bir bok sanmasın. İş köleleri, fakirler, güçsüzler, memurlar ve başarısızlar erkekten bile sayılmazlar. Erkekler dünyası servet, kudret ve şöhret sahibi erkeklerin dünyasıdır. Bu ölçünün dışındaki erkekler de bu dünyanın kadınları sayılır.

Sf: 159
Ekonomik özgürlük yoktur. Sadece farklı efendilere yeni bağımlılıktır vardır. Kocadan kaçan kadın patrona tutulur. Patrondan kaçan müşterilere.

Sf: 161
Çapkınlık
Toplum ne kadar ikiyüzlüdür Yarabbi!
Kadının çapkınına orospu derler.
Erkeğin orospusuna ise çapkın.

Kadın çapkınlığını gizlice yapmak ister.

Erkek ise açıkça
Çünkü; çapkınlık erkeğe itibar getirir.
Kadına ise sadece baş belası.

Çapkınlıkları yüzünden toplum olarak da bir fatura çıkarsaydı, erkekler kadınların bugün yaptıklarından çok daha az çapkınlık yaparlardı. Erkekler korkaktır.


Çapkın erkekler, kadınlarla daha tanışır tanışmaz bir seçim yaparlar: Sohbet mi etmeliyim? Kırıştırmalı mıyım? İkisi çok farklı şeylerdir.


Güzel olmayan bir kadının sohbetini dinlemek, başlarının rüyalarını veya asit ve ecstasy triplerini dinlemek kadar sıkıcıdır.


Sf: 162
Bir kadın güzelse gözlerinin içine bakarak hiç konuşmadan sadece dinleyin. Mümkün oldukça becerebildiğiniz kadar az konuşun. Çirkin ise yine gözlerinin içine bakarak anlatın, açıklayın, ayrıntılara girin, konuyu genişletin, hatta nasihat bile edin; nasıl olsa kaybedecek hiçbir şeyiniz yok.

Çapkınlık görecelidir. Çapkın bir kadını elinde tutabilen bir erkek her sene bir kaç düzine kadınlar yatan bir erkekten çok daha çapkındır.


Çapkın bir erkeğin bütün sırrı kendi içindeki kadınını çok iyi tanımasıdır. Çapkın bir kadının ise meslek sırrı falan olmaz. Erkeklerin ne istediğini ve ne kadar çabuk istediğini herkes bilir.


Sf: 163
Çapkın kadınların çoğu aslında şefkat çapkınıdırlar, seks değil.
Ya çapkın erkekler?
Onların çoğu da özgüven çapkınıdırlar, seks değil.

Hiçbir erkek yatmamam gereken bir kadınlar yattım diye üzülmez. Bu kadınların pişmanlığındır.

Hiçbir kadın bir erkeğe delice bağlandım diye üzülmez. Bu da erkeklerin pişmanlığıdır.
İşte bu yüzden erkek ancak yatmadan önce terk edilirse kendini kötü hisseder; bir kadın ise yattıktan sonra.
Yattıktan sonra terk dilen bütün erkekler "bir artı daha" diye düşünürler.
Yattıktan sonra terk edilen bütün kadınlar ise "bir eksi daha."
Erkekler neden orospuya giderler?
Erkek orospuya kendi yalnızlığını kutlamak için gider.
Peki kadınlar neden çapkınlara giderler?
Yalnızlıklarının yasını tutmak için.

Sf: 164
Terk edilmiş bir kadın kadar rahat elde edilen kadın yoktur. Bütün zamparalar bu fırsatları kollarlar.
Sahipsiz ve efendisiz kalmış bir kadının kendini piyasada mal gibi hissetmesi o kadar katlanılmaz bir aşağılanmadır ki, gider en olmayacak adama sırf bu duygudan kurtulmak için verir.
Yeni aşık olmuş bir kadının güzelliğini kazanır ama şuhluğunu kaybeder. Çünkü artık ortalıkta kırıştırmasına gerek kalmaz.
     İntikam için aldatan kadın hep pişmandır; seks için aldatan erkek ise hep doyumsuz.

Sf: 165
Her önüne gelenle düşüp kalkmanın bize öğreteceği tek şey, insan hafızasının zayıflığındır. Bir müddet sonra herkes ya birbirini andırır ya da birine karışır.
Eroinman, çapkına sormuş:
"Zevkli mi?"
" Yok yahu," demiş çapkın. "İlk zamanlar haz veren bir oyundu; şimdi ise haz vermeyen bir kabus ve rezil bir bağımlılık."

Sf: 167
Erkek İçin Evlilik (Eskiden)

Önce orospularla yatar, sonra iyi aile kızları ile evlenirdik.

Şimdi
Önce iyi aile kızlarıyla yatıp, sonra orospularla evleniyoruz, Allah kahretsin.

Kadın İçin Evlilik


Eskiden önce sevgilimizle, sonra kocamızla, sonra da başlarıyla yatardık.

Şimdi önce başkalarıyla, sonra da sevgilimizle yatıyoruz. Ama yine de evli değiliz. Allah kahretsin!

Sf: 168
Kadınların en çekici yaşları önce on beş - yirmi beş, sonra otuz beş - kırk beş arasıdır. Çünkü bu yaşlarda koca ile ilgili  hiçbir endişeleri yoktur.

Sf: 170
En yüksek sosyetede ve en çukur mahallede değerler aynıdır:
Erkeğin işi; kadının eşi.
O kadar.
Fakir bir adam için karısı sahip olduğu tek şeydir.

Sf: 173
Doğanın amacı mutlu evlilikler değildir.
Bol çocuktur.
İşte bu yüzden işin daha başında çuvallarız.
Ne mutluluğumuz, ne de evliliğimiz doğanın umurundadır.

Sf: 175
Gerçekten sadık olduğumuz yegane anlar delice aşık olduğumuz anlardır.
İnsan hep "değişeceğim" diye söz verir. Ama bu sözlerin hiçbir teminatı yoktur. Tam tersine kişinin geçmişi bu sözleri tamamen değersiz kılar.

Kadınlar özgürlük ve bağımsızlıklarını her şeyin üstünde tutan erkeklere gerçekten aşık olurlar. Kadın erkeğinin kendisine bağlanmasını isterken, bilinçaltında hiçbir kadına asla bağlanmayacak yaratılıştaki erkekleri "gerçek erkek" diye kabul eder. Kadını aşkta perişan eden de işte bu içine düştüğü paradokstur.

Sf: 176
Erkekler bir gariptir.
Mesela ben beni aldatmayacağından emin olduğum hiçbir kadına aşık olamam. Buyurun bakalım!
Başka kadınlarla yatacağımdan şüphelenen kadın aslında kendinden şüphelenmektedir. Hırsızlar herkesi hırsız sanırlar.
Kıskanç bir kadın huzurumuzu bozar ama gururumuzu okşar. Ve bencil bir aşık için gururu huzurundan her zaman daha önemlidir.
Erkeklerin kıskançlığı biraz daha farklıdır. Erkek ihanet eden kadını kıskanmaz; öbür herifin talihini, cazibesini, neşesini ve keyfini kıskanır. erkeklerin kıskançlığı kadınlarına duydukları güvensizlikle ilgili değil, kendi erkeliklerine duydukları güvensizlikle ilgilidir.
Kıskançlığımızın temelinde, en derininde narsizm ve bencillikten başka bir şey yoktur. "Benim ona sahip oldum şekillerle ve aynı ayrıntılarla bir başkası da ona kolaylıkla sahip olabiliyorsa, benim ne ayrıcalığım kalır ki?"
Hiç, evet, hiç.
Sen de öbürleri gibisin.
Tıpatıp aynı.

Sf: 177
Hiçbir üstün tarafın, hiçbir özel kıymetin yokmuş.
"Bak o da ne güzel yalıyor."
"Bak ona da ne şehvetle kalkıyor."
"Bak onun altında da inliyor!"
İhanetlerde en büyük acıyı bu detayların hayal edilmesi vermez mi?
Evet, ihanetler bu yüzden çok acıtırlar çünkü, kişiliğimize ve kendimizce biçtiğimiz sahte kıymetimize hakarettirler.

Sf: 178
Seven erkek üç yılda, seven kadın ise yedi yılda bıkar. aşkın en berbat yanı da aradaki bu dört senedir zaten.

Sf: 179
Tehlikeli bir ihanet oyununa başlayanlar sanırlar ki sadece kaybederlerse bir bedel ödeyecekler. Halbuki tehlikeyi oyunların ters bir kuralı vardır: Kazananlar her zaman kaybedenlerden daha çok bedel öderler.

Kadının İffeti

Beni şehvetle sevdiğin sürece sana sadığım.
Erkeğin İffeti
Seni şehvetle sevdiğim müddetçe, yaptığım kaçamaklar sadakatsizlik sayılmaz.

Sf: 180
İffet fırsatını bulamamış şehvetten başka bir şey değildir.
Çirkin bir kadının iffetine asla inanmam. Sahtedir. Çünkü çirkin bir kadının iffeti onun kaderidir, seçimi değil. Gerçek ise eski çağlarda felsefesinin, şimdi ise bilimin pezevenkliğini yaptığı her önüne gelene veren iki bin beş yüz yıllık bir çaçadır.
İnsan yalanını itiraf ederken bile düzinelerce yalan söyler. Detaylar yumuşatılır, sahneler değiştirilir, figüranlar gizlenir.
Bazı dostlar aklanır. İtirafçılar akıllıdır. Ayrıntıların toplamından ortaya çıkacak manzara, itiraf edilen o alelade gerçekten çok daha katlanılmazdır çünkü. Büyük ve asıl yalan hep ayrıntılarda gizlidir. Ve hiçbir zaman, en içten itiraflarda dahi ortaya çıkmasına izin verilmez. Kimse ama hiç kimse gerçeğin tamamına katlanmaz; içimizdeki en mert ve en cesur olanlarımız dahil.
İtiraf...
Yepyeni ufak yalanlar söylenerek anlatılan eski bir yalandır.

Sf: 182
Erkek Yalanı
Yattım ama hiç zevk almadım
Doğrusu
Yatarken çok olmasa bile muhakkak biraz iyidir. Ne kadın, ne erkek başka türlü sürdüremezler bu işi; sonraki pişmanlık ve suçluluk duyguları "iyiyi" unutturur sadece.
Gerçekleri hep çok iyi saklarız. Sırlarımızı ele vermeyi işte bu yüzden göze alabiliriz.
Yine de itiraf etmek için seçilen sırlar, büyük bir aşkın küçük afrodizyaklarıdır.

Sf: 183
Fahişe bir kadın, gerçekten pişman bir kadından her zaman daha mutludur.
"Kötü kız" olmak arası sıra farkına varılan küçük bir günahtır, "iyi kız" olmak ise her zaman büyük bir pişmanlıktır.
Erkekler: Sizin içi ise ya edepsiz diyecekler ya da beceriksiz. Umarız edepsiz derler. Çünkü edepsizlik gizlice kıskanılan bir ayıptır; beceriksizlik ise açıkça lanetlenen bir yüz karası.
Günahkarlıkla enayilik arasında bir seçim yapıldığında kadınların günahkarlığı seçmeleri akıllılıktır. Edepsizlikle beceriksizlik arasında bir seçim yapıldığında ise erkeklerin edepsizliği seçmemeleri enayiliktir.
Erkekler ve kadınlar affetmek ve unutmak konusunda da biraz farklıdırlar. Erkek çabuk unutur ama asla affetmez. Kadın derhal affeder ama asla unutmaz.
Unutmak değil çünkü bu mümkün de değildir ama hatırlamamaya çalışmak, işte bu hayatta erken kazanılması gereken iyi bir meziyettir.

Sf: 184
İtiraf ederiz. Neden mi?
Çünkü biz de aynı suçu işlemişizdir.
Affederiz. Neden mi?
Çünkü biz de aynı suçu işleyebilirdir.
Unuturuz. Neden mi ?
Çünkü biz de aynı suçu işleyeceğiz.

Sf: 185
Tutarsızlığın Kanatları
Bu son iki bölümü yazdıktan bir ay kadar sonra, hayatımın tek gerçek aşkına evlenme teklif ettim. Bir sene sona da havalara uçarak evlendim. Bu neye işaret eder?
Yazı, söz ve düşünceyle yaşamın ne kadar farklı olduğuna... Ve...
 Ve Tutarsızlığın Kanatlı Özgürlüğüne...

Sf: 187
Bütün bir ömür aynı adam olmak yerine; bütün bir adam ve birçok  ömür olmayı tercih ederim.
Benim beynim yol geçen hanıdır. Her isteyen gelir, her isteyen kalır, her isteyen gider. Gönlüm ise padişah haremidir. En iyileri, en güzelleri ve en keyiflilerini toplarım asla bırakmam.

Sf: 188
Hayatta önemli olan da keyif ve sohbettir. Doğrular ve gerçekler değil.

Sf: 189
Yarın tam tersini de söyleyebileceğimi bilirsem, bugün ettim sözler daha doğrudur. Düşünürlerin akıllarından beklediğimiz ise "doğru" veya "yanlış" düşünmeleri değil; "ters" düşünmeleridir.

"Pan Metron Ariston"

"Her şeyin ortası en iyidir."
İyi de herkes ortaya gelirse uçları kim gösterecek bize? Yaşamak için her doğru yanlışlara muhtaçtır.

Sf: 191
Üniforma
İş adamı için kravatlı temiz bir gömlek. Rockçu gençler için ise kirli siyah bir t-shirt.

Efendisizler

Onlar...
Güvenilmez ve kestirilemezler. Özgürlükleri korkudur onların. Neden mi? Özleri "Gür"dür çünkü.

Sf: 199
İşte size asırlardır birbirleriyle düzüşerek birbirlerini doğuran bir aile. Burada herkes herkesin hem anası, hem babası, hem de  piçidir.
Şeytan ve Tanrı aynı dili konuşurlar. Sadece birinin kullandığı sözlerin anlamı diğerinin anladığının tam tersidir. Yani Şeytan'ın "İyi" dediğinin anlamı Tanrı için "Kötü"dür. Tanrı'nın "kötü"sü Şeytan'ın "iyi"sidir. "İyi" ve "Kötü"nün gerçekte ne olduğu bu yüzden asla bilinemez. Bu "bilinemezlik" bütün sözler için geçerlidir. Şeytan ve Tanrı için bile.

Sf: 203
Serveti, şöhreti ve  şehveti olanları kıskanırız.
Mal, Kadın, Para, Gösteriş, İşret, Zevk, Eğlence, Sorumsuzluk, Vurdumduymazlık, Tasasızlık.
Ağzımızın suyu akarak kıskanırız Şeytan'ın bu gamsız kullarını.
Ama kim Tanrı'ya bütün kalbiyle inanarak can-ı gönülden itaat eden gerçek bir müminin hayatını kıskanır?
Kimse...
Kimse...
Kimse...
Hatta için için küçümseriz bu insanları.

Sf: 204
Eski Yunanlıların Mukaddes Kitabı kabul edilen İlyada'nın beni en hayrete düşüren bölümleri, ölümlülerin Tanrıları kovaladıkları ve hatta bazen sille tokat patakladıkları sahnelerdi. Tanrılarla böyle bir içtenliğe ve yakınlığa ne kadar ihtiyacımız var. Üstelik buna onların da ihtiyacı olamaz mı? Bu uysal köleliğimiz, bu sefil yalakalığımız ve bu her şeye katlanan ruhsuzluğumuzla onların da canlarını sıkıyor olmayalım? Son zamanlarda bu yüzden mi ortalarda hiç gözükmüyorlar yoksa?
Doktrin: "Başlayan her şey biter." - Seneca

1 yorum:

  1. Bir milyon dolara benimle yatar mısınız hanımefendi?
    - Ne münasebet! Siz beni ne sanıyorsunuz?
    - Kaltak! Elli dolarak bir düzerim seni, Kasımpaşa'dan bağırdığını duyarlar.
    - Pis herif!... Ne zaman? =D

    YanıtlaSil