23 Mayıs 2018 Çarşamba

Laila

Lpg montaj servisinde arkadaşım Kirli ile birlikte çalışıyordum. Alman kurt kutiğim Lusi, serviste tüm gün yoldan geçenlere havlayıp böğürüyordu.

Mazda hikayemden Aga'yı hatırlarsınız. Bir gün aradı ve bir ricada bulundu. Elinde Laila adında bir köpek varmış ve çok akıllıymış, hatta Aga'dan bile... Nasıl olsa benim kendi köpeğim varmış. Bir de ona bir haftalığına bakabilir miymişiz? E canım bundan kolay ne var? "Tabii ki bakarız abi," dedim. "Madem o kadar akıllı, pindir ilk otobüse ver kendi kendine gelsin."

"Allahü Teala CC rızkını verir, Sofraya bir tabak daha fazla koyarız, Neticede Tanrı misafiridir, Yıllardır yetimlerin kursaklarından sıcak bi çorba geçmedi zahir!" türünden atasözleri ile teselli bulup köpeği kabul ettik.

Ertesi gün Aga'nın bir elemanıyla köpek geldi. Amerikan Kukırı (Cocker), bal rengi tüyleri olan orta boy, yaşlı bir süs köpeği. Gerçekten Aga'dan akıllı, kültür kumkuması adeta. Köpek, otur-kalk, sandalyeden in, kutuya gir türü komutları sese gerek duymadan yalnızca el işaretleriyle uyguluyordu. Bir tek çarpım tablosunda 8'lere kadar ezberleyebilmiş, 9'lardan sordun mu parmak hesabında takılıyordu.

Houston, bir sorunumuz var! Laila hanım ne yiyecek verdiysek yemiyor. Ekmek veriyoruz yemez, pide söyledik, burun kıvırır... Ne yapalım da buna yiyecek beğendirelim diye düşünürken kızarmış tavuk ısmarlamaya karar verdik. Tavuk geldi. Poşetinden çıkardık. Dumanları tüten, kabuğu kızıl kahverengiye dönmüş, sıcacık tavuğu önüne koyduk; yine yemiyor. Yere oturmuş burnu havada öylece duruyor. Aga'ya telefon açıp ne yapacağımızı bilemediğimizden yakındık. Köpeği, aldığı ve başımıza bela ettiği sevgilisini aradıktan sonra bize şu bilgiyi verdi:
"Köpeğe pişmiş tavuk alacaksınız. Tavuğun yalnızca beyaz etini didikleyeceksiniz. Ardından parça parça edip elinizle yedireceksiniz. Sakın önüne koymayın yemezmiş."
"E iyiymiş," dedim. "İstiyorsa minik ve sıcak karnına masaj yapalım da güzelce kakasını ağzımıza etsin."

Hayvan gerçekten tavuğu elimizle moleküllerine ayırmadan yemiyor... Bu olay günlerce sürdü. Sinirim bozuluyordu. Laila yalnızca tavuk beyazını parçalarsak yiyorken, benim Lusi bayat ve ucuz köpek mamasıyla yetiniyordu.

Ben ilk günler tavuğun beyaz etlerini Laila'ya, kırmızı etlerini de Lusi'ye veriyordum.
Günler geçtikçe tavuğun beyaz etini Laila'ya verip, kırmızı etlerini ben yiyor, Lusi'ye de kemiklerini veriyordum.
Bir zaman sonra kırmızı ve beyaz etini ben yerken köpeklere yumuşak kıkırdak ve kemikleri vermeye başladım.
Sonrasında köpeğe taze ekmek, bayat ekmek derken, bozuk köpek mamasına bile alıştırmıştım. Köpek yanımda adeta muma döndü. Ama bu kadar şımarık bir köpekten bir türlü hıncımı alamıyordum. Sanki bizim Lusi fakir, varoş semt Zeytinburnu köpeği, Laila, kuaför masrafı bir ailenin açlık sınırına yaklaşan İstanbul Bebek Sahili'nde turlayan finoydu.

Bir gün Aga işyerini aradı ve kasa defterindeki son birkaç günlük satış hakkında bilgi istedi. Bir de ne duysun: Bir gün akşama kadar kasaya giren para: 2 TL, gider bölümünde: 4 TL kızarmış tavuk. Delirdi, sinirinden avizeyi dişledi ve "Bundan sonra o köpeğe tavuk falan yok!" dedi. "Aman abi," dedim. "Hayvan aç mı kalsın? En azından her gün yarım tavuk söyleyelim ya da bir tavuğu iki gün veririz." dedim. Aga muhasebeden anlardı, aklına yattı. Hemen kabul edip telefonu kapattı. Az daha günlük proteinimden oluyordum. Bilse ki ben hayvanı zaten öyle alıştırmışım ki, şu an et versem yabancılık çekebilirdi. Tavuğun tadını neredeyse unutmuştu.


Bense hala hırsımı alamıyordum. Bir gün tavuk sipariş ettim ve yanında acı biber de koyduklarını gördüm. Bunlar "hançer biber" dedikleri ıslak, turşu biberlerdi. Kutiği iyice hizaya sokmak için ona birkaç tane acı biber yedirdim. Ağzını ekşi ekşi açıp kapadı. Sonra yerleri yalamaya başladı. Belli ki pek sevmemişti. Kirli, köpeği tutuyor, ben de biberleri ağzına tıkıyordum. Tam o sırada yan taraftan esnaf Haluk abi koşarak yanımıza geldi.

"Ne oluyor yahu, bu ne hal," dedi. Haluk abi yan tarafta mobilyacıydı. Ev tipi kapılar üretir, sonra onları eskiciden aldığı boyayla kirli kahverengiye boyar, yerden aldığı toz toprakla iyice sıvardı. Nedenini sorduğumuzda:
"Yeni imal kapıların fiyatını çok buluyorlar. Ama ikinci el kapıyı aynı fiyata daha kolay satıyorum ben de anlamadım." demişti.
İnsanları kandıran Haluk abi şu an beş dakikalığına hayvanların koruyucu meleğiydi.
"Bu hayvana bu biberler yedirilir mi?" diye bağırdı. Ben de,
"Abi veteriner öyle söyledi, içinde kurt varmış," dedim. Ağzına sinek kaçtığı için tarım ilacı içen adamın trajı komik haberi aklıma geldi.
"Yahu tamam da bu iş böyle olmaz ki. Baksanıza, zavallı hayvan bunu yiyemiyor. Bu kısa yuvarlak cin biberlerinden olacaktı ki, bak o zaman nasıl rahat rahat yerdi. Künah, bu böyle olmaz ki." deyip iki eliyle hayvanın ağzını göğe kadar açtı ve ben de biberleri tıktım.

Sonrası biraz şaibeli... Birkaç günlük misafirimiz olan köpek haftalarca gitmek bilmedi. İlk geldiğinde Etiler finosu olan hayvan, serviste çalışmaktan Sivaslı kaportacı Kürşat abinin kangalı Efe'ye dönmüştü. Aga, ya sevgilisine söz geçiremiyor ya da ayrılmışlardı ki; köpeği satmaya karar verdi. Aga neler denemedi ki... Köpeğe şirin tokalar aldırdı. Hayvan hepsini patisiyle çıkarıp yere atıyordu. Sonra tokaları sanayi tipi silikonla yapıştırınca oldu. Çektiğimiz fotoğraflarla hayvanı satışa çıkardık. Köpeğin yarı fiyatına verdiğimiz 5 günlük gazete ilanı için sadece bir kişi aradı. O da yanlış numara deyip, yüzümüze kapattı. Aga, sonunda pes etti ve gelip köpeği alacağını söyledi. Hemen bulaşık deterjanı ve yıkama makinesiyle köpeği yıkadık. Aga kasalı kamyonetle hayvanı almak için dükkana girdiğinde bir çığlık attı. Gördüğü an hayvanı tanıyamamıştı. Bu, yavrusunu nehirde timsaha kaptıran anne geyiğin haykırışını andırıyordu. Neyse sonunda köpeği aldı götürdü ve bizim maceramız da böylece son buldu.
Doktrin: "Tavuk sersemken s*kilir." - X

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder