2 Mart 2019 Cumartesi

5. Masa

Okuldayken, bazı davranışlarını gözlemlersek iyi insanları diğerlerinden ayırabileceğimiz söylenirdi... Bense bunun koca bir yalan olduğunu söylüyorum.

Bir gece garsonluk yaptığım restoranda olanları okuyunca siz de şaşıracaksınız!..
Bir garson müşterilerinin tüm sırlarına ortak olur. Oysa bunu isteyerek yapmaz!

Geniş restoranda dağınık beş masa.

Çalışmayan 3 tavan pervanesi.
Belli noktalarda kolon görevi gören ağaç dayanaklar.
Hatta 3 tane erkek dut ağacı tavernanın belli noktalarından göğe yükseliyor.
Kesmemişler uzamış, öyle güzel ki...

Giriş penceresinin karşısında isten kararmış bir şömine.
Genç kız ince sesiyle Türk Sanat müziği okuyor.
Beyaz taşlı gri bir elbise giymiş.
Çınlayan sesi tüm masaları dolaşıyor.
Beyaz duvarları, pastel renkli tavan lambaları boyuyor.
Keskin anason kokusu havada salınan sigara dumanını kırıyor.
Masaları dolaşıp siparişleri alıyorum...
MASA I
4 Kişi
35 yaşında bir erkek.
30 yaşında bir erkek.

40 yaşında bir erkek
17 yaşında bir çocuk.

35M
Abi buraya gelirken taksiye bile aynı paralardan verdim.
Benim elimdeki dolarlara iyi bak.
Benjamin abiyi tanıdın mı?

17KDS
Paratoneri icat eden adam. Benjamin Franklin.

30M
Bu çocuk bunu nasıl biliyor?

40M
O birçok bilgiye haiz. Bu yüzden yanımda getirdim.

5 adet 100 doları eline alıp inceliyor...
Bunu piyasaya sürerken yakalanmaktan korkuyorum.

35M
Abi elindeki dolarların her biri farklı seri numaralı.
Bu numaralar Amerikan Merkez Bankası Fed'in kasasındakilerle bile uyuşmuyor.
Yani benzersiz...
MASA II
2 Kişi
Baba ve oğlu.

18KDS
Buraya gelirken bile bir sürü laf söyledi.
Annemi gerçekten sevmiş miydin?

38M
Evlilik, uzun yıllar sonunda kardeş olabilmeyi göze almaktır.
Düşünsene oğlum...
Karanlık odalarda, vücutlarımızı görmeden sevişiyoruz.
Gözlerimiz kapalı.
Tenimizin dokunduğu kişiler başka, aklımızdan geçenler başka...
Komşularının karısını düşünerek sevişen insanların çocuklarısınız.
Öyle hodbin bir nesil yetişti ki...

18KDS
Sen bizim mahalledeki komşumuz Mücella teyzeyi hiç düşündün mü?

38M
Asla. Böyle bir şeyi annene nasıl yapabilirim?
Onu hiç düşünmedim.
Ama yan mahalledeki kadınların hemen hepsini düşündüm!

18KDS
Peki Mücella teyze neden değil?

38M
Onunla ilgili söylentiler dönüyor.
Bir kadın güzel ve dul olduğunda kimse susmaz.
Kahvede, onun sırf zevk için haftada bir günü genelevde çalıştığını söylüyorlar.
Tanınmasın diye Işıl ismini kullanıyormuş.
Evet. İsim değiştirince tanınması imkansız...
Doğu Alman Milli Takımı oyuncusu gibi kaslı vücudu var.
Birçok kişi sevici olduğunu düşünüyor.

Dedikodudan para alınsa dünyada bir daha kimse konuşmaz.
İnsanlar gerçeklere değil, doğru sandıkları şeylere inanıyorlar.
Ama inandıkları şeyler, inanılır gibi değil!..

Biliyorsun Muhammed adında bir oğlu var.
Her yere birlikte gidiyorlar. Oğlan tabuta sarılmış gibi yürüyor.
Çünkü kan kırmızı, ay yıldızlı tişörtle geziyor.
Düğünlere bile bu kılıkla girip sandalyeye çöküyor.
Biraz aklı değişik...

18KDS
Milliyetçi olduklarındandır.

38M
Daha çok "ülkücü" diye anılmak isterler.
Ama bunun ne olduğunu pek azı bilir.
Ülkücü olmak kolaydır.
Bıyık bırakırsın, iki hafta geçer.
Bir sabah bakmışsın ki ülkücü oluvermişsin.
Bu kadar basit.

Okumana gerek yok. Bilgi sana gerekmez.
Akşamları cafede tespih salla, nargile iç. "Seri köz getir oğlim" diye çığır yeter.
İnandığın kutsal kitabın içeriğini bile bilmezsin.
Oysa solcu olmak öyle mi?
Her şeyi bilmek zorundasın.
Kur'an'ı, inananlardan daha iyi bilmek zorundasın; ki eleştirebilesin.
Hatta bu hevesin genelde kursağında kalır.
Çünkü inananlar okumamıştır.
Bilmediği bir şeye, bilmediği oranda inanır.
Hele ateistsen işin daha da zor...
Bu durumda tüm dinleri ve kitaplarını bilmek zorundasın.

*

Hoparlörün yanında oturan adamın pantolon paçası, her davulda hafifçe havalanıyordu.
Ara sıra açılan kapıdan içeri dumanlı bir serinlik giriyordu.
Soğuktan taşlaşan camlara çarpan her buhar, bulduğu yoldan damla damla kayıyordu.
Bu gece restoran da içenlerle ağlıyordu. Restoranın gözyaşları...
MASA III
4 Kişi
Patron ve çalışanları

39M
İş yemeği değil, sohbet için buradayız.
Yolda, şirket içi adaleti nasıl sağladığım sorulmuştu.

Adaletin sembolü olarak Themis kullanılmaktadır. 
Themis, Yunan mitolojisinde Uranüs ve Gaia'nın kızı, adalet ve düzen tanrıçasıdır. 
Kadın ve bakire olması bağımsızlığını sembolize eder. Erkek eli bile deymemiştir.
Gözlerinin bağlılığı, davacı ve davalıya karşı tarafsızlığı anlatır.
Terazi, hakların eşit dağıtılacağını bildirir.
Tipik bir terazi kadınıdır. Her sabah Posta gastesinin astroloji ve burçlar ekini okur.
Sabah kahvesini içer ve Faladdin'e gönderip falını okur.
Öğlen iş yerinde ikinci kahvesini içtiğinde, fırisi bittiği için
gogılpıley'den Kaave Falı programını indirir ve ona gönderir.
Kitap, anayasaya uygunluğu sembolize eder.
Themis’in elindeki "kılıç" kanunlar çiğnenirse, güç kullanarak adaletin sağlanacağını anlatır.

21F
Tam anlamıyla adaleti sağladığınıza inanmıyorum.
Bir kere bunun için "kuvvetler ayrılığı" ilkesine ihtiyaç var.

25F
Evet. Kuvvetler aykırılığı önemli...

29F
Ayrılık ayol, ne aykırısı.

39M
İş yerimizde kuvvetler ayrılığı yok, ayrı kuvvetler var.
Adil bir ülkede şöyle olmalı:
Kuvvetler Ayrılığı
Yasama - Yürütme - Yargı
Bu üç büyük gücün birbirinden bağımsız hareket etmesine denir.

Yasama
Halk tarafından seçilen 550 milletvekilinden oluşan TBMM.

Yargı
Anayasamıza göre yargı görevi, bağımsız mahkemelerce yürütülür.

Yürütme
Bizim devletimizin en sevdiği bölüm de burası.
Yürütme işini gerçekleştirmeye bayılıyorlar.
Diğer ikisi neyse de yürütmeye hastalar.
Hepisi bunlardan sorulur.
MASA IV
2 Sevgili

34M
Mutluluk elle tutulur bir şey değil ve depolanamıyor.
Bulduğumuzda kollarımızı alabildiğine açmalıyız.

24F
Belki de mutlu olduğunu zannederek kendini ve herkesi kandırıyorsundur.

34M
Sinirli değilken, öfkeli görünüp onları kandırmamdan iyidir.
İdrak ettiğinin ötesini göremiyor olmanı idrak edemiyordum.
Asıl sen kaybetmeye programlanmışsın.
Değirmenci, içinde uyuduğu değirmenin sesini fark etmez.
Sen de olumsuzluklarını yadsıyorsun.

24F
Bence yine felsefi konuşarak beni baskı altına alıyorsun.
Anladık bir şeyler biliyorsun.
Ama, tevazu göstersen hiç fena olmaz!

34M
Dehanın, mütevazı olup yeteneklerini bastırmasını beklemek, safkan Arap atının, sütçü beygiriyle girdiği yarışı kaybetmesini istemek gibidir. 

24F
Bu da senin kendini kandırma yöntemin!
Seninle aşk kumar oynamaktan farksız.
Bu herkesin kaybettiği bir oyun!
Seninle kazanamayacak mıyım ben?!.

********************************************************************************************************

Gezgin James Colman kördü ve "Ben ayaklarımla görüyorum." derdi.
Kimsenin haberi yok, bense herkesi dinliyorum.

Gözlerim görüyor, kulaklarım duymuyor.
Sağır olduğumu bilmiyorlar.
Ben çok iyi dudak okuyabilirim.
Gözlerimle duyduğumu görmüyorlar.
MASA V
Bu masa, malum kişiye ayrılmış.
Herkesin en sevdiği misafiri.
Kimileri için her geldiğinde tekrar giden ve sizi boş masada tek başınıza bırakan...

Kimine göre 
hep beklenen ve asla gelmeyen.
Belki de gelmeyeceği için beklenen.
Gelseydi beklemenin ne değeri kalırdı ki...

Herkesin tek başına içtiği bir masası vardır.
Bu gece 5. Masa'nın şerefine içiyorum; yalnızım.
Ve herkesin sevgilisi o masaya layıktır.
Bu gece sabaha kadar içiyorum, sensizim...
Doktrin:
Merdivenlerin oraya koşuyorum,
Beklemek gövde kazanması zamanın;
Çok erken gelmişim seni bulamıyorum,
Bir şeyin provası yapılıyor sanki.

Hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni. - C.S.

4 yorum:

  1. ‘seni o kadar yakından görünce,
    keşke yalnız bunun için sevseydim seni.’ Cemal Süreya. doktrin için çok güzel bir seçim olmuş

    YanıtlaSil
  2. DİNLEME
    2 ye ayrılır dinleme
    1 isteyerek merak ederek kulak misafiri olarak veya teknolojiyi kullanarak dinleme cihazi koyarak dinleme
    2 istemeden dinleme

    1.şık için iyi birşey diyemem cunku kimse kendinin gizlice dinlenmesini istemez zira küçüklükten beri gizlice dinlemenin ayıp olduğu öğretilmistir buyuklerimizce
    Osyerinde ise özel alanlar vardır hercalisanin giremeyeceği konuşmalara şahit olmasını istenmediği odalar oralarda şifreli kapı içeriyi göstermeyen cam veya kapıya yazı yazılır görevli olmayanlar giremez diye önlem almakta fayda vardır elbette
    2 istemeden dinleme

    ÖLÜM

    Her oyunun kendine göre bir kuralı vardır.
    Din olayını kabul
    edebilirsiniz veya etmeyebilirsiniz.
    Mutlaka bir cenazeye gitmişsinizdir. Ve o cenazede tabut ve tabutun üstünde
    bir yeşil örtü görmüşsünüzdür. O yeşil örtünün üzerinde sırma ile yazılı bir
    ayet vardır. O ayette şöyle der;”Her nefis ölümü tadacaktır”.
    İnsan ölmez ölümü tadar.
    Kişi ölümü tattığı anda ölmüş olduğunu fark etmez kendi
    bedenini yıkayanı ve çevresindekileri görür, bilir, tanır. Kendi cenaze namazını
    kılanları, tabutun içinde ve üstü örtülü olmasına rağmen görür, bilir

    Ölümü tatma anındaki olayların bazı ana noktalarını vurgular. Öyleyse ölüm
    denen olayın ne olduğunu bir an için hatırlayalım.
    Bir yerde bir koltukta oturuyorsunuz, çevrenizde de insanlar var. O anda
    elinizi kaldırmak istiyorsunuz, kaldıramıyorsunuz. Bir şey söylemek
    istiyorsunuz sesiniz çıkmıyor, bir anda paniğe düşüyorsunuz. Felç mi oldum
    diyorsunuz? Sizde felç oldum düşüncesi, duygusu hâkim oluyor o anda. Hâlbuki
    sizin durumunuzdan şüpheleniyorlar, dışardan bakıyorlar hareket yok, gelip
    dokunuyorlar yığılıp kalıyorsunuz.
    Aaa! Öldü! Diyorlar. Siz onların öldü deyişinden öldüğünüzü anlıyorsunuz.
    Felç geçirmediğinizi anlıyorsunuz. Dikkat edin. Aklınız, şuurunuz, idrakiniz,
    bütün duyularınız yerinde, dışarıda olup bitenleri görüyorsunuz. Fakat beden bir
    anda yığılıp kalmış.
    Deyin ki siz buna kalp krizi. İşte o anda çevrenizdekiler bağırıp,
    çağırmaya, haykırmaya başlıyor. Ağlıyorlar, vaveylalar kopuyor. Siz ”
    Ölmedim, yaşıyorum!” demek istiyorsunuz, sesiniz çıkmıyor. Çünkü beyin
    durmuş, sinir sistemi felç olmuş, hiçbir hareket yok bedende.Siz orda çevrenizde
    ağlaşanları seyredip duruyorsunuz.
    Sonra alıyorlar sizi, götürüyorlar bir hamama sıcak bir yere, üstünüze
    suları döküyorlar, sizi evirip çeviriyorlar, siz ne kadar uğraşırsanız
    uğraşın, dışarıyla iletişim kurmaya “Ben yaşıyorum!” demeye diyemiyorsunuz.
    Ama sizi yıkayanları görüyorsunuz, biliyorsunuz, tanıyorsunuz. Tanıyorsunuz
    ama maddi dünyasıyla bağınız kopmuş. Param diyorsunuz, işim diyorsunuz,
    koltuğum diyorsunuz, anam, karım, çocuğum diyorsunuz hiç! Bunların hiç biri
    size ulaşamıyor. Ve bunlara dokunamıyorsunuz.
    Daha sonra sizi alıyorlar beyaz bir kefene sarıyorlar, tahta bir sandığın
    içine koyuyorlar, üstünüzü kapatıyorlar ama sizin görüşünüze mani olmuyor o
    tahta, o örtü… Dışarıda olanları seyrediyorsunuz. Gözleri yaşlı, hüzünlü
    insanlar…
    Sonra götürüyorlar bir musalla taşına koyuyorlar. Hüzünlü an, çevrenizde
    ağlıyorlar, haykırıyorlar. Gözü yaşlı karınız, kocanız, çocuğunuz, ananız,
    babanız, arkadaşlarınız, sevdikleriniz… Ve siz bunları da
    seyrediyorsunuz…
    Sonra sizi alıyorlar bir mezarın yanına getiriyorlar. Koyuyorlar toprağın
    üzerine, mezar kazılıyor çevrenizde hüzünlü insanlar…
    İşte o anda hayatınızın en büyük paniği başlıyor. Yaşamınızın en büyük
    paniğini o anda yaşıyorsunuz.
    Çünkü aklınız, şuurunuz, idrakiniz, bütün
    duygularınız sizinle beraber, yani siz o anda yaşıyorsunuz, fakat bedeni
    içinde bir örtüde ve o mezarın içine konacağınızı, üstünüze toprağın
    atılacağını ve orada hapis kalacağınızı, görüp hissediyorsunuz.
    Ve sizi en sevdiklerinizin elleriyle toprağa alıp o mezarın içine
    koyuyorlar,

    YanıtlaSil
  3. Her oyunun kendine göre bir kuralı vardır.
    Din olayını kabul
    edebilirsiniz veya etmeyebilirsiniz.
    Mutlaka bir cenazeye gitmişsinizdir. Ve o cenazede tabut ve tabutun üstünde
    bir yeşil örtü görmüşsünüzdür. O yeşil örtünün üzerinde sırma ile yazılı bir
    ayet vardır. O ayette şöyle der;”Her nefis ölümü tadacaktır”.
    İnsan ölmez ölümü tadar.
    Kişi ölümü tattığı anda ölmüş olduğunu fark etmez kendi
    bedenini yıkayanı ve çevresindekileri görür, bilir, tanır. Kendi cenaze namazını
    kılanları, tabutun içinde ve üstü örtülü olmasına rağmen görür, bilir

    Ölümü tatma anındaki olayların bazı ana noktalarını vurgular. Öyleyse ölüm
    denen olayın ne olduğunu bir an için hatırlayalım.
    Bir yerde bir koltukta oturuyorsunuz, çevrenizde de insanlar var. O anda
    elinizi kaldırmak istiyorsunuz, kaldıramıyorsunuz. Bir şey söylemek
    istiyorsunuz sesiniz çıkmıyor, bir anda paniğe düşüyorsunuz. Felç mi oldum
    diyorsunuz? Sizde felç oldum düşüncesi, duygusu hâkim oluyor o anda. Hâlbuki
    sizin durumunuzdan şüpheleniyorlar, dışardan bakıyorlar hareket yok, gelip
    dokunuyorlar yığılıp kalıyorsunuz.
    Aaa! Öldü! Diyorlar. Siz onların öldü deyişinden öldüğünüzü anlıyorsunuz.
    Felç geçirmediğinizi anlıyorsunuz. Dikkat edin. Aklınız, şuurunuz, idrakiniz,
    bütün duyularınız yerinde, dışarıda olup bitenleri görüyorsunuz. Fakat beden bir
    anda yığılıp kalmış.
    Deyin ki siz buna kalp krizi. İşte o anda çevrenizdekiler bağırıp,
    çağırmaya, haykırmaya başlıyor. Ağlıyorlar, vaveylalar kopuyor. Siz ”
    Ölmedim, yaşıyorum!” demek istiyorsunuz, sesiniz çıkmıyor. Çünkü beyin
    durmuş, sinir sistemi felç olmuş, hiçbir hareket yok bedende.Siz orda çevrenizde
    ağlaşanları seyredip duruyorsunuz.
    Sonra alıyorlar sizi, götürüyorlar bir hamama sıcak bir yere, üstünüze
    suları döküyorlar, sizi evirip çeviriyorlar, siz ne kadar uğraşırsanız
    uğraşın, dışarıyla iletişim kurmaya “Ben yaşıyorum!” demeye diyemiyorsunuz.
    Ama sizi yıkayanları görüyorsunuz, biliyorsunuz, tanıyorsunuz. Tanıyorsunuz
    ama maddi dünyasıyla bağınız kopmuş. Param diyorsunuz, işim diyorsunuz,
    koltuğum diyorsunuz, anam, karım, çocuğum diyorsunuz hiç! Bunların hiç biri
    size ulaşamıyor. Ve bunlara dokunamıyorsunuz.
    Daha sonra sizi alıyorlar beyaz bir kefene sarıyorlar, tahta bir sandığın
    içine koyuyorlar, üstünüzü kapatıyorlar ama sizin görüşünüze mani olmuyor o
    tahta, o örtü… Dışarıda olanları seyrediyorsunuz. Gözleri yaşlı, hüzünlü
    insanlar…
    Sonra götürüyorlar bir musalla taşına koyuyorlar. Hüzünlü an, çevrenizde
    ağlıyorlar, haykırıyorlar. Gözü yaşlı karınız, kocanız, çocuğunuz, ananız,
    babanız, arkadaşlarınız, sevdikleriniz… Ve siz bunları da
    seyrediyorsunuz…
    Sonra sizi alıyorlar bir mezarın yanına getiriyorlar. Koyuyorlar toprağın
    üzerine, mezar kazılıyor çevrenizde hüzünlü insanlar…
    İşte o anda hayatınızın en büyük paniği başlıyor. Yaşamınızın en büyük
    paniğini o anda yaşıyorsunuz.
    Çünkü aklınız, şuurunuz, idrakiniz, bütün
    duygularınız sizinle beraber, yani siz o anda yaşıyorsunuz, fakat bedeni
    içinde bir örtüde ve o mezarın içine konacağınızı, üstünüze toprağın
    atılacağını ve orada hapis kalacağınızı, görüp hissediyorsunuz.
    Ve sizi en sevdiklerinizin elleriyle toprağa alıp o mezarın içine
    koyuyorlar, üstünüze toprağı atmaya başlıyorlar. Tahtalar konuluyor veya
    beton taşlar konuluyor, dışarıyla ilginiz kesiliyor. Ama dışarıdaki sesleri
    duyuyorsunuz, toprağın içinde canlı canlı hapis kaldığınızı hissediyorsunuz.
    Bağırmak, haykırmak istiyorsunuz; Beni buraya bırakmayın! Beni buraya koymayın! Ben yaşıyorum! Canlıyım! diriyim! Ben de sizin kadar
    şuurluyum! AMA
    Bitiyor, herşey son buluyor.
    İşte mezarda öyle bir
    kâbusun içine düşüyorsunuz ki, uyanma, geri dönme yolu yok. Ve böylesine
    başlayan bir ÖLÜM ÖTESİ YAŞAM

    YanıtlaSil
  4. Dinleme kayitlari ile ilgili baslangici ve sonu guzel olan En hoşuma giden de bu film dır

    Müslüm denen bir hıyar varmış

    https://youtu.be/rQSp6wkhhzg

    YanıtlaSil