13 Ekim 2014 Pazartesi

By Kilian - Cruel Intentions

     Aseton gibi burun yakan bir alkol kokusu. Vetiver; Chanel - Sycomore'deki gibi yanık değil rutubetli, ıslak-çürük!.. Üçüncü dakikadan sonra yakından koklamak zorlaşıyor. Kurumuş saman diplerinin bozuk-bayat kokusu. Limon kabuğu beyazının kokusu. Elinizle terli kıç çatalınızı kaşıyın. Parmaklarınızı burnunuza götürerek tırnak aralarınızı koklayın; şu an öyle kokuyor... Kaynamış paslı asma kilitli bodrum kapısından dışarıya suyla sızan
kömür tozunun karanlık kokusu... Kışın kömür sobasının külünü dökmeye indiğinizde, kül kovasına yağan yağmur damlaları sonrası ortaya çıkan kesif koku. Benzerini koklamadığınız türden karmaşık. Bir niş parfümden beklendiği gibi davranıyor. Ukala bir tarzı var. Üstünüzde bunu koklarlar: "Bu nasıl parfüm?" derler. Sen bile bir parfüm olduğuna inanamazsın. Niş kokuları tanımayan burun acı açılışından sonra ikinci kere kullanmayı reddedecektir. Kasvetli, soğuk, burnu havada, acımasız birisinin kokusu. İsmine çok uyuyor koku: Zalim emeller!
     Orta notalara gelindiğinde yağmur yemiş odunlar yükseliyor. Küflenmiş, üstlerine mantarlar yer etmiş, böcekler oyarak içine yuva yapmış ağaç kovukları. Çok iyi Gaiac ahşapları kokladım. Onlar gibi yumuşak olduğunu söyleyemem. Bu çok sert! Özellikle M. Micallef - Gaiac ile kıyaslandığında. Papirüs bitkisinden elde edilen nemli kağıtlar gibi kokuyor. Yaş mukavva, yağmur altında kalmış karton koli kokusu... Castoreum* şu sıralarda yukarı çıkıyor. İkinci saatte kokuya az da olsa tatlılık geldi. Şişe kolanın teneke kapağı gibi kokuyor. Şişe kolanın kapak lastiğinde hapsolmuş şekerli kokuyu çağrıştırıyor. Kimi zaman vetiver kendini üste atıyor, kimi zaman da yumuşak çikolata jelatini kokusu burnumu gıdıklıyor. Üçüncü saatte koku vajina sıvısını andırıyor. Çaya batırılmış bisküvi gibi kokuyor. Çok ilginç, kokuyu Shalimar'a çok benzettim. Fakat kesinlikle onun kadar baharatlı değil. Onun da bazı versiyonlarında Castoreum kullanılmıştı. Belki de bu yüzden... Dördüncü saatte koku bayat limon şekerlemesi gibi kokuyor. 
     Sonlara gelindiğinde koku bir çok kullanışımda zayıflıyor gibi gelse de çevredekilerden aldığım geri bildirimlerde fark edilirliğin yüksek olduğu yönündeydi. Bana tene yakın kalıyor gibi gelmesi, kokuya alışmam ya da tenimi yakından koklamaktan hoşlandığım için olabilir. Kokuyu kokladıkça daha çok koklamak isteyeceksiniz. İçinde kullanılan hayvansal elementler o kadar gerçekçi ki etrafınızdakilerde de aynı etkiyi bırakacağına inanıyorum. İlk kez gül kokusunu beşinci saatte alabiliyorum. Parfümde birçok koku birbirinin arkasına saklanmış gibi. Tam "bir kokuyu net aldım" diyorsunuz o koku geri plana çekilip başka koku yukarı çıkıyor; bu da kokuyu benzersiz kılıyor. Birçok niş parfüm bunu başarır. Evet. Ama hiçbiri bu kadar keskin hatlarla Cruel Intentions gibi kendisini sevdiremez! 
     Zalim Emeller I: Çatısından püsküllü saçakların arasından parça parça kiremitlerin sarktığı, kirli badanalı, basık ev. İlk bakışta metruk olduğu sanılacak kadar yıpranmış. Beton merdiven ile dıştan ancak üst kata geçilebiliyor.
     Zemin katında oturuyorduk. Evin girişi sokağa akan yoldan biraz alçaktaydı. Kafamızı eğmeden iki basamaklı taş eşikten içeri adım atamazdık. Yazın boğucu sıcakta gece 02:00'de bakkalı kapattıktan sonra eve uyumak için gelmek bile çekilmezdi! Sıcaktan ve tatarcalardan uyumak mümkün değildi ki. Soğuk suyla duş alır, kurulanmadan yorganın altına ıslak ıslak girer, bir saate yakın deliksiz uyur ardından uyanır, kesik kesik uykuyla sabahın olmasını yatakta beklerdik.
     Üst katta ev sahibimiz yaşlı bir adam ve onun yatalak babaannesi otururdu. Vücudunun her yerinde yaralar oluşmuş bu kadını sık aralıklarla yattığı yatakta döndürmek gerekliydi. Evlerinde kimse olmadığı zaman bağırarak beni yanına çağırır, hastalıktan kararmış, zayıflamış suratıyla yalvarır gözlerle bakardı.
     Sıcak bir yaz günü evde tek başıma otururken yukarıdan yaşlı kadın bana seslendi: "Yardım et! Nerdesin oğlum?" Koşarak çıktığım merdivenler her taban vuruşumda titreyerek sallanıyordu. Demir dış kapının çember kolunu çevirerek içeri girdim. Buzlu camla kaplı salonun kapısını açarak odaya girdiğimde aniden burnumu çürük et kokusu yaktı. Odanın bordo-kahverengi, yıldız desenli tozlu kilimine ayaklarımı her bastığımda zemindeki tahta gıcırtısı sesleri havaya karışıyordu. Odanın kenarında metal bir tepside yenmiş yemek artıkları göze çarpıyor, bir tane karasinek yemeklere bir inip bir kalkıyordu. Gözlerimin içine bir şey söylemek istermiş gibi bakarak elini uzattı. Köylerde toz ile tezek karan kadınların ellerindekilere benzer çatlaklar vardı. Parmak izleri kararmış, buruşuk el derisinin üstündeki damarlar kirli-mavi renge bürünmüştü. Burun kanatlarının kenarlarına  yapışmış gri sümük kuruları, dudaklarının üstündeki kısa-kalın aynı renk kıllarla uyum içindeydi. "Hadi oğlum!" dediğinde ağzından havaya yayılan koku evdekine benzer nitelikteydi. Ellerinden kavradım ve bedenini yana çevirmeye başladım. Belimdeki tüm kasları çalıştırarak onu biraz ileri iterek yana dönmesini sağladım. Bana yardım etmek istemeye çabalayan hali işimizi güçleştiriyordu. Yan döndüğünde yatakta açılan boşluğa gözlerim takıldı: Döşeğin çiçek basmalı çarşafında sarı ve kahverengi lekeler temizlenme vaktini geçirmiş, çoktan kurumuşlardı. "Sağol oğlum." dedi. Hiç konuşmadan odadan çıktım.
     Çok acı çekiyordu. Hastalığı neydi? Demans olamaz!.. Her şeyi biliyor ve hatırlıyordu. ALS miydi? Oğlu, çektiği çilelerden hasta olmuş, "bipolar bozukluk" teşhisiyle dönem dönem psikolojik tedavi görüyordu. Tüm dertlerden kurtulmak için evden kaçan bir de gelinleri vardı. Onlara çektirdikleri... Bana çektirdikleri... Hayat bunu neden yapıyordu? Hani bir söz var: "Bazı insanlar hayatı dolu dolu yaşarlar, bazı insanlar da hayatın akıp gitmesini seyrederler. Ama sen hayatı belli bir zamanda belli bir noktada yakalamayı başarırsan, işte o zaman harika bir şeyi başarmış olursun." Ben şimdiye kadar neyi başardım? Harika bir şey... İçimde volkanlar patlıyordu. Kalbim çarpmaya, nefes alışlarım hızlanmaya başladı. Kesik kesik nefes alıyor ve aldığım her nefesi gırtlağım diyaframımdan sesli olarak hırıltıyla yukarı püskürtüyordu. Gözlerimi hızla kırpıştırmaya başladım. Beynimin içinde düşünceler hızla akıyor, onları durduramıyordum. Hayatın film şeridi gibi gözlerinin önünden geçme hissi bu muydu? Bir keresinde boğulurken yaşadığım hissi andırıyor. Acı... Bu hoşuma gitti! Başkası bedenimi ele geçirmiş gibi... Bunu istiyor muyum? Merdivenlerden aşağı baktım, yolun karşısındaki terk edilmiş yeşil arabanın içinde cüceler var. Koltukların üstünde sıçrıyorlar, tepiniyorlar ama hiç toz çıkmıyor. Bana bakarak gülümsüyorlar. Kahkahaları arabanın çürümüş tavanından göğe yükseliyor. Bazılarının suratı silgiyle silinmiş gibi dümdüz. Yüzleri ten rengi ama yüzlerinde ifadeleri yok! Bomboş göz çukurlarıyla bana bakanlar var. Bir düzine cüce, bence aklım yerinde!.. Ama... Sonra bir şey oldu!
     Koşarak merdivenlerden çıktım. Odaya girdiğimde gözlerini yummuş yatıyor. Ölmüş mü? Sessizce yanına yaklaştım. Koşarak aniden göğüs kafesine oturdum. XVIII. yy. iz bırakmadan öldürme tekniği. Nefes almakta zorlanıyor. Verdiği her nefes kayıp. Yenisini alması benim elimde ve o yeni nefesleri kendi almaktan aciz! Nefesini tutarak direniyor. Saldığı her küçük soluk ızdırap ona. Elleriyle ellerimi tuttu ve gözlerini bana dikti. Kan damlıyor gözlerinden! Gözlerine bakamıyorum. Cücelerin böğürtüleri arkamdaki cama vuruyor. Kulaklarımı çizen uğultular. Ya odayı sisler içinde görüyorum, ya gözlerimi yaşlar içinde görüyorum!.. Önce sol gözümden yaş boşandı, sonra diğeri. Hiç bu kadar yumuşak ağlamamıştım. Yüzümün yağlı derisinde kayan yağmur taneleri gibi!..** Konuşmuyoruz! İkimiz de biliyormuşuz gibi. Ansızın bir şey oldu. Gülümsüyor... Acı bir gülümseme bu. Bu davranışı o ana kadar olan bütün cesaretimi alıp götürdü. (Birisine bağırıp çağırmanız, ezmeniz ve aşağılamanız onun boyun eğmeyi keserek baş kaldırdığı ana kadardır.) Beni tanımaya, çözmeye başlıyor belki. Derken sona da yaklaştı. İçinden ağlayan birinin inlemesine benzer hırıltılar çıkararak kirli tırnaklarını kaburgalarımın altına, karın boşluğuma geçirdi...
     Tüm ölenlerin son sözlerinden hangisi bize uyar:
     "Beni bir antika olarak saklamaya çalışıyorsun ama işim bitti, öleceğim."*** Gerçekten bir antika, değeri belirsiz olanından! Ona uydu.
     "Her şey sona erdi! (Consummatum Est!)**** Evet, onun için her şey!..
     "Buraya beni öldürmeye geldiğini biliyorum. Vur beni korkak! Yalnızca bir adam öldürmüş olacaksın."***** İşte bu tam da bana uymuş!..
     Beton merdivenlerden koşarak inerken toz tanecikleri arkamdan ufak çıtırtılarla sokağa saçılıyor. Nefes nefeseyim. Arkama bakacak cesaretim yok. Kafamdaki uğultu kayboldu. Kaşlarımın nemlenmesi gözlerimden akan yaşlardan mı, terden mi? Beynim karıncalanıyor. Islak kaşlarımın kaşıntısı saç diplerime kadar vuruyor. Etraftaki her şey dönmeye başladı. Terk edilmiş araca baktım boş!.. Bomboş!
Pozitif:
1) Muhteşem koku değişimi deneyimi. Her saat farklı parfüm koklayabilirsiniz.
2) Benzeri olmayan bir lezzeti var, yemek istercesine kendini koklatabiliyor.

Negatif:
1) Açılışında ortaya çıkan ıslak kül benzeri itici kokular uzun süre dağılmıyor.

Notalar:
Üst: Gül, Menekşe, Afrika portakal çiçeği, Bergamot.
Kalp: Gaiac ahşabı, Öd ağacı, Papirüs bitkisi.
Baz:  Vetiver, Misk, Sandal ağacı, Amber, Castoreum, Storax reçinesi.
Tip: Çiçeksi, Oryantal, Baharatlı, Tatlı, Odunsu.
Cinsi: Unisex
Üretim: Yeni Formül
Çıkış Yılı: 2007

Koku rengi: Grafit
Referans: Islak Kül
Konsantrasyon: Eau de Parfum
Parfümör: Sidonie Lancesseur
Doktrin: "Bir hikaye bir insanı ölümsüz yapabilir." - Honore de Balzac
*Castoreum: Kunduz yağı; Büyük ölçüde parfümeride kullanılan kunduz yağı cinsel dürtüleri harekete geçirir. Sarımsı kokulu bu yağlı salgının deri, kösele ve katrana benzer bir koku karakteri vardır. Alkolle seyreltildiğinde siyah miske benzer kokular yayar.
**"Sanırım, öleceğim. Yağmuru seviyorum. Yağmurun yüzüme değmesine bayılıyorum." - Katherine Mansfield
***George Bernard Shaw
****İsa
*****Ernesto Che Guevara
Cruel Intentions

3 yorum:

  1. hayvansal bir açılış ile kişiyi anında cezbederek etkisi altına aldığı gibi "ben ukalayım, egoistim." diyen bir yapısı var. kişinin üzerinden çıkmak istemeyen bir kıyafet gibi, bir ara gidecek gibi dursa da; bu defa odunsu koku ile geri dönüş yapıyor. etkisini son ana kadar hissettirdiği gibi sürekli koklama isteğini uyandırıyor. işte bu koku ile hayallerini zorla.
    "mantık sizi â noktasından b noktasına götürür. hayal gücü ise her yere."

    YanıtlaSil
  2. kapağı açılmış tükenmez kalemin dökülen mürekkebi gibi, bu mürekkep gazeteye dökülmüş gibi ama çok seksi bir koku. bu isim tam da bu kokunun ismi olmalıymış zaten. ben erkekte daha çekici bulsam da, bu kokuyu kullandığım günlerde çok dikkat çekiyorum. kokunun verdiği güven diye bir kavram varsa, bana bunu yaşattığı kesin. açıkçası sonuna kadar ben koklamalıyım ve etrafa yayılması çok da cazip değil benim için. kömür ve kurum zaten güzel özetliyor parfümü. cildim kuru olduğu için kalıcılık maalesef düşük oluyor bende. etrafta bu kokunun benzerini duymamış kişiler, böyle parfüm kokusu olacağına ihtimal vermedikleri için sanırım farkedemeyebiliyorlar, ama tüm burnu keskin arkadaşlarım, ben bile unutmuş ve duymuyorken hayran hayran sordu ve bu da farkedildiğini gösterir.

    YanıtlaSil
  3. Cruel İntentions benim için çok özel, çok ayrı bir parfüm... Ard arda kokladığım birçok parfümün arasından çekip çıkardığım, beni 'işte bu koku!' diye düşündürmüş bir parfüm... Parfümlere ve kokulara olan merakım onu ilk kokladığım anda başladı. Ve sonrasında kendi kulvarındaki hiçbir parfüm bu kadar teslimiyetçi yönümü kamçılamadı. Viskiyi hiç sevmediğim halde bana onu çağrıştırıp kendini sevdirebilmişti. Parfüm; çürük, kuru, asitli, alkollü, baskın, asi gibi ilerlemesine rağmen kokuyu sindirdikten sonra ilgi çekici ve istek uyandıran bir kimliğe bürünüyor tezat olarak... Sonları ise tamamen fantastik ayarda, ona teslim olmaktan ve bu durumdan keyif almaktan başka çare bırakmıyor. Fark edilirliği ve kalıcılığı çok asi düzeyde keza burnuma değen sıvısı uzun süre boyunca her yer o korkuyormuş hissiyle kaldı. O, parfümlerin arasında onlar gibi görünen aslında hayali bir mucize şişesi sanki, ayrı bir iksir gibi; himayesi altına alan zehirli bir iksir... Ondan beslenen her parfüm ona atfedilerek tasarlanmış sayılmalı. Kullanmaktan çekinmediğim bir koku, ne kadar maskülen olsa da... Ruhundaki çekicilik cinsiyet ayrımına müsaade etmiyor zaten. Kesinlikle çok karmaşık, bu yüzden onu herkesin irdeleyebilmesi oldukça güç. İçeriğinde nelerin olduğunu çıkarmak zor, her aşamasında farklı bir oyuncusu sahneye giriyor. Elementleri hakkında yorum yapmak benim boyumu aşıyor ki zaten anosmi en derininden başlayıp tüm çaplarını muntazam şekilde anlatmış. Benim aklıma gelmemiş olan her gözüme değen elementi hak vererek okudum. İnsanı kendi içine çeken bir parfümün aynı etkiyi yarattığı hikaye de bir eser olmaya değer...

    YanıtlaSil