24 Eylül 2015 Perşembe

L'Artisan Parfumeur - Coeur de Vétiver Sacré

     Çok zayıf vetiverin üstünden paçuliye bulanmış çiçek özleriyle açılış. 10. dakikada çürük naneli vetivere merhaba deyin. Ekşi siyah çay kokuları alıyorum. Tasarımcıları aynı mı bilmiyorum ancak L'Artisan Parfumeur - Tea for Two'da da müthiş temiz çay kokuları gözlenmişti. Üst notalar biterken menekşeli tatlılık...
     Orta notalara gelindiğinde absent* etkisi gözlüyorum. Parfüme naneli yapı çok iyi
oturtulmuş. Fakat bunu net bir vetiver parfümü olarak görebilir miyiz, sanmıyorum. İsminde vetiver geçse de Coeur de Vétiver Sacré kesinlikle net bir vetiver parfümü değil. Açılışı 5* ayarında hem net, hem pürüzsüz hem de canlı renklere sahipti. Ortalarda hem koku zayıfladı, hem elementler çapaklı bir yapıya büründü.
     Sonlara gelindiğinde naneli saman. 6. saate yaklaştığında tarçın ve kimyonla güzel bir hal aldı. En çok canımı sıkan ortalarıydı. Bir güzel tarafı saman kuru ve rahatsız edici değil. Ayrıca açılış ve sonları harika.
     Bu markanın kaliteli materyalle iyi parfümlere imza attığını biliyorum.
     Benzerlikler üzerine;
     L'Artisan Parfumeur - Tea for Two: Coeur de Vétiver Sacré'ın açılışında naneli siyah çay etkisine rastlandı. Oysa Tea for Two'nun açılışında şekerli siyah çay bize eşlik etmişti.
     Amouage - Memoir Man: Coeur de Vétiver Sacré'ın sonları Memoir Man'in açılışındaki notalardan çok farklı değil. Parfüm sonlarda zaten kompozisyonunu pek beğenmediğim Memoir Man' benzemesiyle beni kızdırdı. Parfümü bitirdikten sonra ikisinin de yaratıcısının Karine Vinchon Spehner olduğunu görerek şaşırmıyorum.
     Frédéric Malle - Vetiver Extraordinaire: Sonlarındaki tam vetivere benzemeyen yumuşak ve zayıf çam kokusunda birlikteler.
     Birçok parfüme benziyor. Aynı zamanda da hiçbir parfüme benzemiyor. 
     Benziyor: Açılış, orta notalar ve baz notasında 3 ayrı parfümü andırıyor.
     Benzemiyor: Bu üçüne birden benzeyen, aynı anda üçünü bir arada size yaşatan başka bir parfüm yok!
     Bir bitirme tezi olarak hazırlanmış, akıcılığı olmayan, sıkıcı bir kitap. Yalnız pek eşdeğeri de olmayan bu kitabın yararlı bilgiler içerdiğini de yadsıyamayız.
Antikçağda Oyun ve Oyuncaklar - Salkım Selvi Bener
Giriş
Sf: 11
     İnsanların tek başlarına ya da birlikte eğlenmek ve vakit geçirmek için düzenledikleri, belli kuralları olan etkinliklere oyun denir. Oyunlar ve oyun günümüzde olduğu kadar tarih boyunca da bütün toplumlarda hayatın içinde önemli yer tutmuştur. O kadar ki ünlü tarihçi 
Huizinga insanı "homo ludens" (oyun oynayan insan) olarak tanımlar.
Sf: 15
Birinci Bölüm
Eski Yunan ve Roma'da Oyunlar 
     Tabla olarak adlandırdığımız düz bir yüzey üzerine çizilmiş oyun sahasında oynanan oyunlara tabla oyunları denir. Tabla oyunları iki çeşittir. Strateji oyunlarında taraflar rakibin pullarını kuşatarak ve alarak oyunu kazanmaya çalışırlar. Zar kullanılmaz. Yarış oyunlarında ise amaç pulları başlangıç düzeninden belirli bir bitiş yerine taşımak ve mümkün olduğunca çabuk toplamaktır. Pulların kaç hane hareket ettirileceği zar atarak belirlenir. Dolayısıyla strateji oyunlarından farklı olarak, yarış oyunlarında şans önemli bir rol oynar. Tabla oyunlarını bu ayrımı gözeterek inceleyeceğiz.
Sf: 76
     Bir kadın mezarında oyun pulları bulunması kadınların da tabla oyunu oynadığının bir kanıtıdır. Hatta Ovidius'un bir erkeğe sevdiği kadını etkilemesi için verdiği öğütlerden biri, tabla oyunu sırasında kadının pulları almasına göz yummasıdır.
Sf: 83
     Kübik Etrüks zarları karşılıklı sayı değerleri şu şekilden birine uygun olarak tasarlanmıştı: (1-2) (3-4) (5-6), (1-2) (3-5) (4-6) ya da (1-3) (2-4) (5-6). Eski Yunan zarlarında ise noktalar, genelde karşılıklı olarak yüzlerdeki sayıların toplamı yedi olacak biçimde yerleştirilmekteydi; (1-6) (2-5) (3-4). Bu Yunan geleneği evrensel düzeyde kabul görerek günümüze kadar ulaşmıştır. Bu uygulamanın yaygınlaşmasının nedeni muhtemelen zardaki ağırlık dağılımının dengeleneceğinin düşünülmesi idi. Nitekim zar üzerindeki sayısal değerleri gösteren deliklerin doldurulması için kurşun kullanıldığında bu sistemin önemi daha da artmaktadır.
     Zar bilinen en eski kumar aracıdır. Zar atarak kumar oynamak Eski Yunan ve Roma'da özellikle askerler arasında çok yaygın bir eğlenceydi. Hatta Eski Roma Mimarisi'nde zar oyunlarının oynandığı mekanın özel bir adı dahi vardı; bu mekanlara aleatorium denirdi. Thermoplia'da (tavernalar) ve özel evlerde de zar atarak kumar oynandığı bilinmektedir. Örneğin, Martialis "gizli içki evinde" sarhoş olan bir zar oyuncusunun talihsizliğini şu şekilde anlatır.
     çekici oyun kabından zarı kötü gelmiş,
     gizli içki evinden az önce çıkarılmış
     zar oyuncusu yalvarıyor içkili içkili
     kent bakımı yüksek kamu görevlisine
Sf: 91
     Zarların hepsinde de karşılıklı yüzlerdeki sayılarının toplamı yedi olacak biçimde yerleştirilmiştir. (1-6) (2-5) (3-4) ve bu bütün Perge zarları kentin kamusal alanlarında ele geçirilmiştir. Tüm Perge oyun tablalarının kamusal alanlarda bulunmuş olduğunu göz önüne alırsak bu hiç de şaşırtıcı değildir.
Sf: 96
     Perge şehrindeki oyun tablalarının çoğunluğunun kamusal yapılarda (Güney Hamam girişi, Agora girişleri gibi) girişte yere kazındıkları gözlemlenmektedir. Bundan yola çıkarak Perge'de kamusal alanların girişlerinde genel bir oyun oynama alışkanlığının bulunduğunu söyleyebiliriz. Sütunlu Cadde'de 9 No.lu dükkanın girişinde bir aşık kemiğinin ele geçirilmiş olması bu görüşü desteklemektedir.
     Basit aşık kemikleri zengin fakir her sınıftan çocuğun ya da gencin sahip olabileceği oyun araçları arasındaydı. Fakat varlıklı ailelerin çocukları için bronz, fildişi, cam, mermer, akik gibi kıymetli malzemelerden kopyaları da yapılmaktaydı.
Sf: 99
     Aşık oyunlarıyla daha ziyade çocuklar oynarlardı. Bununla birlikte Diogenes Laertios'dan Herakleitos'un kent politikasını yermek amacı ile politika yapmak yerine zamanını çocuklarla aşık oynayarak geçirdiğini öğreniyoruz.
     Artemis tapınağına çekilip çocuklarla aşık oynuyor, çevresinde toplanan Efeslilere de "Niye bakıyorsunuz, lanet olasıcılar?" diyordu; "Böylesi aranıza katılıp politika yapmaktan daha iyi değil mi?
Pentalitha
     Pentalitha, beş aşık kemiği ya da beş taşla oynanan, kız çocuklarına ve genç kızlara has bir yetenek oyunudur. Sokakta, açık alanlarda olduğu gibi kapalı mekanlarda da oynanabilmesi nedeniyle hayatlarını daha ziyade evlerde geçiren kız çocukları ve genç kızlar için uygun bir oyundur. Eski Yunancada beştaş anlamına gelen pentalitha, beş anlamına gelen pente ve taş anlamına gelen lithos kelimelerinin birleşmesiyle oluşmuştur. Günümüzde hala oynanmaktadır ve ismi Eski Yunan ve Roma'da olduğu gibi "beştaş" tır.
     Oyunda amaç havaya atılan aşık kemiklerini elin üst yüzüyle yere düşmeden yakalamaktı. Eğer oyuncu beş aşık kemiğini birden yakalayamazsa yere düşen kemiği ya da kemikleri, elinin  üstündekileri düşürmeden yerden toplamaya çalışırdı.
Sf: 102
"Tek mi çift mi" Oyunu
(Artiasmos, Parimpar)
     Eski Yunan ve Romalılar arasında oldukça sevilen, iki kişilik bir tahmin oyunudur. Eski Yunancada bu oyuna artiasmos, Latincede ise parimpar denirdi. Gerçekten de Latincede "par" çift "impar" tek anlamına gelmektedir. Yetişkinler tarafından kumar oyunu olarak da oynanırdı. Oyunculardan birinin karşı tarafın avuçlarına sakladığı aşık kemiklerinin sayısının tek mi çift mi olduğunu tahmin etmesinden ibarettir. Oyun sikke, fındık, taş gibi ufak nesnelerle de oynanırdı. Günümüzde Türkiye'de bu oyun "tek mi çift mi" adıyla boncuklar kullanılarak oynanmaktadır.
Sf: 104
Phormiskos
     Çocukların aşık kemiklerini sakladıkları deri ya da bez torbalar veya torba formunda yapılmış pişmiş toprak kaplar phormiskos olarak adlandırıldı.
     Phormiskosların duvara asılı şekilde betimlendikleri vazo resimleri bilinmektedir. Herhalde aşık kemikleriyle oynanmadığı zaman phormiskoslar evlerde duvara asılı dururdu. Muhtemelen çocuklar dışarı oyun oynamaya çıkarlarken ya da Platon'un bahsettiği gibi palaistraya gittikleri zamanlar phormiskoslarını da yanlarında götürüyorlardı.
Sf: 104
Top Oyunları ( Ephairiseis, Pliae Ulusu)
     Çeşitli oyunlarda kullanılan küre ya da yumurta biçimli nesneye top denir. Eski Yunan'da top yerine kullanılan kelimeler hakkında  bilgimiz oldukça az olmakla birlikte en yaygın olarak kullanılan kelimenin spharia olduğunu biliyoruz.
     Eski Yunan ve Roma'da farklı ebatlarda ve farklı malzemeler kullanılarak sınırsız çeşitlilikte top üretilirdi. Toplar genellikle bez ya da deriyle kaplanır, içleri ise kum, toprak, un, yün, at kılı, tüy, paçavra, ip veya sünger gibi malzemelerle doldurulurdu.
Sf: 108
     Büyük İskender'de top oynamayı sevenler arasındaydı.
Sf: 109
     Nitekim Genç Seneca (MÖ 4- MS 65) da stadyumda top oyununu izleyen kalabalığın gürültüsü nedeniyle çalışmasının kesildiğini anlatır.
Sf: 112
     Klein'a göre, her ne kadar bu kabartma oyuncuları genç erkekler olarak tasvir ediyor olsa da, çocukların çoğu zaman yetişkinleri taklit ettiği göz önüne alındığında Eski Yunan'da küçük çocukların da bu oyunu oynadığı fikri ileri sürülebilir.     
Sf: 117
     MÖ 420-400 yılları arasına tarihlenen bodur lekythos üzerindeki sahnede top çeviren kadınların önünde bir yün sepeti bulunmadığından kadınların top olarak ne kullandıklarını bilemiyoruz. Top yerine elma ya da küre şeklinde başka meyvelerin çevrildiği bilinmektedir. Elma aşkın ve doğurganlığın sembolü olması bakımından sembolik olarak evlenmemiş kızların çevirmesi için çok uygundur.
Sf: 120
Dizle Top Sektirme
     Eski Yunan'da erkek çocukların dizlerinde top sektirdiğini biliyoruz.
Sf: 129
Micatio
     Micatio, iki oyuncuyla oynanan bir tahmin oyunudur. İki oyuncu aynı anda sağ el parmaklarıyla bir sayı yaparlar. İki sayının toplamını doğru olarak ilk söyleyen taraf oyunu kazanır. Günümüzde Güney İtalya'da oynanan morra bu oyunun aynıdır.
     Hile yapılmasına çok müsait bir oyun olması nedeniyle Latin edebiyatında birinin dürüstlüğünü ifade etmek için "karanlıkta micatio oynayabilecek adam" deyişi yerleşmişti.
Sf: 132
Sopa Dengeleme Oyunu
     Günümüzde de halen oynanmakta olup, oyuncuların bir ya da birkaç parmağının ucunda ince uzun bir sopayı dengelemeye çalıştıkları tek kişilik oyunu "sopa dengeleme oyunu" olarak tanımlıyoruz.
Sf: 143
İkinci Bölüm
Eski Yunan ve Roma'da Oyuncaklar
Çıngırak (Krotalos)
     Sallandığında içindeki topçukların hareketiyle ses çıkaran oyuncaklar çıngırak olarak adlandırılır. Eski Yunan ve Roma'da çıngıraklar deri, ahşap, kemik, pişmiş toprak ve bronz gibi farklı malzemelerden yapılmaktaydı.
Sf: 151
     Douris Ressamı'na atfedilen ve MÖ 480-470 yıllarına tarihlenen kırmızı figürlü bir kyliks üzerinde resmedilmiş topaç da bu tiptir. (Resim 203). Burada Hermes'in bir gence topaç çevirmeyi öğretmesi betimlenmiştir. Hermes'in topacı icat ettiği ileri sürüldüğü düşünülürse böyle bir betimleme ile karşılaşılması şaşırtıcı değildir. Yolculuk kıyafeti giymiş sakallı biri olarak resmedilen Hermes sol eliyle sol dizine dayanarak eğilmiştir ve yukarı kaldırdığı sağ elinde kamçısını tutmaktadır. Yerde dönmekte olan oldukça büyük topacı daha yeni kamçılamıştır.
Sf: 152
Çember ( Trokhos, Trochus)
     Çocukların bir sopa yardımıyla ya da elleriyle iterek çevirdikleri, çevirirken beraberinde koşarak takip ettikleri içi boş daire ya da tekerlek biçiminde oyuncuğa çember denir.
Sf: 156
Yoyo
     Eş büyüklükte iki adet diskin ortalarından bir çubuk ile tutturulmaları ve bu çubuğa ip sarılması ile oynanır hale gelen oyuncağa yoyo denir.
Sf: 157
     Vazo resimlerindeki yoyo oynayan çocuk betimleri ve ele geçen az sayıda yoyo sayesinde bu oyuncakla Eski Yunan ve Roma'da da oynandığını biliyoruz.
Sf: 159
Bebek (Kore, Nymphe, Plangones)
     Minyatür insan biçimindeki oyuncaklara bebek denir. Bebek günümüzde olduğu gibi Eski Yunan ve Roma'da da çocukların en çok sevdiği oyuncaklar arasındaydı.
Sf: 174
Değnek At
     Erkek olsun, kız olsun; bütün çocuklar, uzun bir değneğe hayali bir ata biniyormuş gibi yapıp zıplayarak koşarlar. Bu konunun betimlendiği az sayıda vazo resminden bu oyunun Eski Yunan'da da oynandığını biliyoruz. Ploutarkhos'dan öğrendiğimize göre, bir arkadaşı çocuklarına çok düşkün olan Sparta kralı Agesilaos'un bir gün çocuklarıyla atçılık oynarken görür. Kral Agesilaos, arkadaşından kendisi de baba oluncaya dek gördüklerini kimseye anlatmamasını rica eder.
Sf: 183
Düdük
     İçine üflendiğinde yüksek bir ses çıkaran bir alet olan düdük, Eski Yunan ve Roma'da çocukların oyuncakları arasındaydı.
Sf: 186
Salıncak
     Yüksek bir yere asılan ve üzerine oturulup sallanılan eğlence aracına salıncak denir. Eski Yunan'da Aiora adlı bir ritüelde genç kızların salıncaklarda sallandığı biliniyor. Bu çalışmada karşılaşılan salıncakta sallanan kız çocuklar tasvirleri bulunan Eski Yunan vazo resimlerinin tümü bu ritüel ile ilgilidir. Ancak salıncakta sallanmanın Atinalı çocukların genelde de çok sevdiği bir oyun olduğu tahmin edilmektedir.
Sf: 189
Tahterevalli
     Tahterevalli, tam ortasında yere dayalı bir desteği olan, iki ucunda oturanların karşılıklı havada yükselip inerek eğlendikleri bir oyun aracıdır. Tahterevalliye binme, Eski Yunan'da genç kızların çoğunlukla eve kapalı olarak geçirdikleri hayatlarında evin dışında yürüttükleri az sayıdaki faaliyetlerden biri olmalıydı. Tahterevallinin Eski Roma'da da kullanıldığını tahmin ediyoruz.
Sf: 190
     Günümüzde çocuklar tahterevalliye oturarak binerler. Vazo resimlerinden Eski Yunan'da Tahterevalliye ayakta binildiğini öğreniyoruz.
Sf: 192
Sonuç
     Bu çalışmanın başlıca amacı, uluslararası literatürde, özellikle de Türkçede az incelenmiş olan Eski Yunan ve Roma'da oynanan oyun ve oyuncakları tanımlamak, sınıflandırmak ve incelemekti. Çalışmada iki yönlü bir araştırma sürdürüldü.
Sf: 193
     Bizce tablaların insan trafiğinin en yoğun olduğu noktalara ve yere yapılmış olmasının nedeni ayrı bir çalışmanın konusu dahi olabilir. Oyun tablalarının özellikle bu denli işle yerlere yapılmasının tercih edilmesi oyun oynamayı zorlaştırması açısından ilk bakışta yadırgatıcı gelse de bu tercihin toplumsal bir anlamı olabilir. İnsanlar oyun oynayarak, oynayanları seyrederek bir araya geliyor, birlikte vakit geçiriyorlar ve bu şekilde toplumsallaşıyorlardı, diyebiliriz. Oyunlar Eski Yunan ve Roma'da günümüze oranla çok daha canlı olan toplumsal hayatın çarklarından biriydi.
     Bu toplumsal geleneğin en ilginç örneklerinden biri de bu tezde incelediğimizde II. Ayasofya Kilisesi propylonu üzerinde yer alan mankala tablalarıdır. Oyun tablalarına bir kilisenin propylonu üzerinde rastlamamız bizim için daha şaşırtıcı oldu. Zira kilise, cami gibi dini yapıların basamaklarında oyun oynanması günümüz din anlayışına, dinin kutsallığına ters düşmektedir. Din aşırı ciddiyet ve saygınlık gerektiren bir olgu, oyun ise tam tersine eğlence keyif alma ile bağdaştırılan bir aktivitedir. O halde Eski Yunan ve Roma'da oyuna ve dine nasıl bakıldığını anlamak için bu olgular hakkındaki alışıldık varsayımlarımızı bir yana bırakmalıyız. Oyun oynamak Eski Yunan ve Roma'da dini mekanların kutsallığını zedeleyici bir eylem olarak görülmüyor olmalıdır.
Sf: 194
     Çalışmaların neticesinde Eski Yunan ve Roma'da oynanan oyun ve oyuncakların birçoğunun bazı değişiklikler geçirmiş ya da isimleri farklılaşmış olsa da günümüzde hala varlıklarını sürdürdüklerini gördük. Bu tarihsel devamlılık vardığımız temel sonuçlardan biriydi. Aynı coğrafyada yaşamış olan kültürler arasındaki alışveriş devam etse de bazı oyunların ya da oyuncakların ise zaman içinde varlıklarını yitirdiklerini görüyoruz. Bir örnek vermek gerekirse, kottabos oyunu günümüze ulaşamamıştır. Eski Yunan kültürünün önemli bir parçası olan symposium geleneği, toplumsal süreçlerin neticesinde zamanla ortadan kalkınca, buna bağlı olarak symposium sırasında oynanan bir olan kottabos da oynanmaz olmuştur.
Sf: 195
     Oyun ve oyuncak kültüründe bir süreklilikten bahsetmenin her zaman mümkün olamadığını görüyoruz. Tarihsel sürekliliği korumak, toplumsal süreçlerin içinde yer alabilmeye bağlıdır. Özel bir toplumsal bağlama bağlı olarak ortaya çıkan oyun ve oyuncaklar, o toplumsal bağlamın tarihe karışmasıyla birlikte yok olmuşlardır. O süreçlerin ne oranda süreklilik göstermiş olduğu oyun ve oyuncakların günümüze ulaşmalarının tarihsel dinamiğini belirlemiştir. Günümüzde gladyatör oyunları olmadığından, artık çocuklar için oyuncak gladyatörler üretilmemektedir ama savaşçı, ataerkil toplumsal düzen birçok anlamda varlığını korumuş olduğu için, bugün erkek çocukların ellerinde, gladyatörleri olmasa da, çeşitli savaş figürleri ya da benzer bir külte dayanan süper kahramanları sıklıkla görmekteyiz. Kız çocukları için de nasıl bugün "Barbie" bebekler çok cazipse Eski Yunan ve Roma'da da kızlar bebekle oynuyorlardı.
Pozitif:
1) Klasik vetiver parfümü gibi tekdüze gitmemesi sevindirici.
2) Bu marka kaliteli element kullanıyor.

Negatif:
1) İsminde vetiver sözcüğü geçip vetivere az temas etmesi üzücü.
2) Sonlarda azalan kalıcılık.

Notalar:
Üst: Bergamot, Hurma, Kuru meyve, Siyah çay. (ck: vetiver, nane, siyah çay, menekşe)
Kalp: Zencefil, Pembe çilek, Safran(ck: absent)
Baz: Misk, Vanilya, Vetiver, Frankincense reçinesi. (ck: saman, tarçın, kimyon)
Tip: Yeşil, Baharatlı, Meyveli, Tatlı, Dumansı.
Cinsi: Unisex
Üretim: Yeni Formül
Çıkış Yılı: 2010
Koku rengi: Saman Yeşil
Referans: Naneli Saman
Konsantrasyon: Eau de Toilette
Parfümör: Karine Vinchon Spehner
Doktrin: "Oyunun sonu, oyundan öncedir." - S. Herberger
*Absent: Çeşitli bitkilerin damıtılarak fermante edilmesiyle elde edilen, alkol oranı yüksek bir içki.

3 yorum:

  1. Günümüzde hala çocukların oynadığı oyunlar diyebilmeyi çok isterdim ama teknoloji ne yazık ki bu oyunları, çocukluğu unutturdu. Yalnızca yüzümüze yerleşen tebessüm ile kendi çocukluğumuz akla geliyor. Anosmi bayramın ilk gününde de güzel bir şey yaparak bu defa da anılarımızı canlandırarak, yüzümüzün gülmesine sebep oldu. Teşekkürler Anosmi.

    YanıtlaSil
  2. Günümüz jenerasyonunun eski çocukluk oyunlarını geri getiremeyeceğini bu şirin yavru kaplancık oyuncağına doğru boynunu bükerek anlatmış; boş kalmış salıncak da aynı şekilde...
    Eski güzel çocuklukları hatırlattığın için teşekkürler anosmi.

    YanıtlaSil
  3. Okurken ilk aklıma gelen "sen benimle aşık atamazsın" deyimi oldu. Aşık atmak oyununu halen yaşatanlar tarihçesini kendilerinden menkul sansa da kökeni ne kadar eskiymiş: https://www.youtube.com/watch?v=OTd4WQUMjKk

    Son cümlenin; "Roma'da da kızlar bebekle oynuyorlardı." nın çağrıştırdığı fotoğrafta ise altı yedi yaşlarımdayım... Bodrum, "... Burası da Aspat değil Halil'im, aman Bitez Yalısı"nda komşu abla bana bezden bebek dikmeyi öğretiyor... Büyüleniyorum.

    Kitap özeti ve o güne yolculuk için teşekkürler...

    YanıtlaSil